20 Günlük Asgari Ücret: Etik, Epistemolojik ve Ontolojik Bir Bakış
Giriş: Hayat Ne Kadar Değerli?
Bir sabah, sokaklarda yürürken dikkatimi çeken bir sahneyle karşılaştım. Üzerinde birkaç tane eski tişört ve paslı bir araba ile çalışan bir adam, hızlıca elinde bir döviz sayarak ekmek alıyordu. Onun gözlerindeki o yorgunluk, hayatta kalmanın tek amacına indirgenmişti. Peki, bir insanın çalıştığı 20 gün, sadece temel ihtiyaçları karşılamak için yeterli mi? İnsan emeği, toplumsal yapının nasıl işlediğini ve bu emeğin değerinin ne olacağını sorgulayan bir soruya dönüşebilir mi?
Bir tarafta, Asgari Ücret’in resmi olarak 2024 yılı için belirlenen değeri var; diğer tarafta ise onun arkasında yatan etik, epistemolojik ve ontolojik meseleler. Bu yazıda, sadece rakamlarla sınırlı kalmayacağız. Bunun yerine, asgari ücretin ne anlama geldiğine dair daha derin bir anlam arayışı yapacağız ve etik, bilgi kuramı ve ontoloji gibi felsefi perspektifler üzerinden bu soruyu inceleyeceğiz.
Etik Perspektiften: Değer ve Adalet
Felsefenin etik dalı, bireylerin doğru ve yanlış arasındaki sınırları, adalet ve eşitlik gibi temel kavramları anlamamıza yardımcı olur. Asgari ücret meselesi, toplumsal adaletin ne kadar sağlandığıyla doğrudan ilgilidir. Burada karşımıza çıkan ilk soru, “Bir kişinin emeği ne kadar değerli olmalı?” Sorusu, toplumsal eşitlik ve iş gücü piyasasındaki haklar üzerine yoğunlaşan bir etik ikilem sunar.
John Rawls ve Adaletin İlkeleri
John Rawls, adaletin sosyal yapıyı düzenleyen temel bir ilkeler bütünü olduğunu savunur. “Adaletin Kuramı” adlı eserinde, Rawls, toplumun en dezavantajlı üyelerinin çıkarlarını koruyarak bir sistemin en adil hale getirileceğini belirtir. Rawls’un “Fark İlkesi”, eşitsizliklerin ancak en kötü durumda olanlar için bir iyileşme sağlıyorsa kabul edilebileceğini savunur.
Peki, 2024’te belirlenen asgari ücret, en düşük gelirli bireylerin yaşamını gerçekten iyileştiriyor mu? Rawls’un bakış açısına göre, asgari ücretin toplumun en alt seviyelerinde eşitliği sağlamak adına belirli bir iyileşme sağlaması gerekir. Ancak, modern dünyada asgari ücret çoğu zaman yaşam standardını yükseltmekten çok uzak bir rakam olabiliyor. Bu, etik bir ikilem doğurur: Bir toplum, adaletin ne kadarını sağlayabilir?
Karl Marx ve Artı Değer Teorisi
Karl Marx’ın iş gücü ve emek üzerine olan teorileri de bu etik soruya önemli bir perspektif sunar. Marx’a göre, kapitalizm işçiyi emeğiyle sömürür ve buna bağlı olarak işçilerin ürettiği değer ile aldıkları maaş arasındaki fark “artı değer” olarak adlandırılır. 2024 yılı asgari ücreti, bu perspektiften bakıldığında, işçinin emeğinin karşılığını tam olarak alıp almadığını sorgulatır. Bu düşünce, çalışanların artı değerinin kapitalistler tarafından alınmasına yönelik etik bir eleştiri getirir. Yani, aslında çalışanın alması gereken ücret, emeğinin gerçek değerinden çok daha düşük olabilir.
Epistemolojik Perspektiften: Bilgi ve Gerçeklik
Asgari ücretin belirlenmesindeki etik sorular, epistemolojik bir sorgulamayla devam edebilir. “Bilgi nedir ve ne kadarını bilebiliriz?” sorusu, asgari ücretin ne kadar hakkaniyetli olduğunu anlamamızda önemli bir rol oynar. Burada, asgari ücretin belirlenmesindeki bilimsel ve toplumsal verilerin nasıl işlendiği, toplumun ekonomik yapısının ne kadar doğru bir şekilde yansıtıldığını sorgulamamıza yol açar.
Michel Foucault ve Gücün Bilgiyi Şekillendirmesi
Foucault’nun epistemolojik perspektifi, bilginin nasıl gücün bir aracı haline geldiğine dair önemli bir bakış açısı sunar. Onun “Disiplin ve Ceza” adlı eserinde işaret ettiği gibi, bilgi, belirli bir toplumsal yapının normlarına hizmet eder ve bu normlar zamanla şekillenir. Asgari ücretin belirlenmesindeki verilerin çoğu, ekonomi ve istatistiksel bilgilerle şekillendirilirken, bu bilgilerin nasıl üretildiği ve hangi toplumsal çıkarları temsil ettiği önemlidir. Foucault’ya göre, toplumun “gerçeklik” anlayışı, tarihsel olarak kurgulanan ve gücü elinde bulunduranların yönlendirdiği bir olgudur.
Postmodernizm ve Göreceli Gerçeklik
Postmodern düşünürler, gerçeğin sabit ve evrensel olmadığını, kültürel ve toplumsal yapılarla şekillendiğini savunurlar. Bu, asgari ücretin bir toplumda ne kadar “adil” olduğunu sorgularken çok önemli bir bakış açısıdır. Her toplumun kendi gerçekliği, asgari ücreti nasıl değerlendirdiği üzerinde etkili olabilir. 2024 yılı için belirlenen rakam, bir toplumun ekonomik yapısına ve değerler sistemine göre farklı anlamlar taşıyabilir.
Ontolojik Perspektiften: Varoluş ve İnsanlık
Son olarak, ontoloji meselesine değinmemiz gerekiyor. Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine yapılan felsefi bir sorgulamadır. Bu bağlamda, “Bir insanın emeği, varlık anlamında ne ifade eder?” sorusu önem kazanır.
Heidegger ve İnsan Olma Durumu
Heidegger’in varlık anlayışında, insanın dünyada var olma durumu “Dasein” (orada olmak) olarak adlandırılır. İnsan, dünyada bir varlık olarak, sürekli olarak kendi varoluşunu anlamaya çalışır. Asgari ücret meselesi, bu varlık mücadelesinin bir yansımasıdır. İnsan, sadece ekonomik bir birim olmanın ötesinde, varoluşsal anlamda değerli bir varlıktır. Ancak, asgari ücret, bir insanın bu varlık durumunu ne kadar onurlandırır? Heidegger’in bakış açısına göre, insanın anlam arayışı ve yaşamını sürdürme mücadelesi, ekonomik sistemlerin ötesinde derin bir varoluşsal anlam taşır.
Sartre ve Özgürlük
Jean-Paul Sartre, varoluşçuluk akımının öncüsü olarak, insanın özgür iradesiyle kendi varoluşunu şekillendirebileceğini savunur. Ancak, asgari ücret, çoğu zaman insanların özgür iradelerini sınırlayan bir yapıyı destekler. Sartre’ın özgürlük anlayışına göre, insanlar kendilerini sadece iş gücüyle tanımlayamazlar. Bu durum, işçilerin özgürlüğünü nasıl kısıtladığını gösterir.
Sonuç: Bir Sistem Mi, Yoksa Bir İnsan Mı?
Asgari ücret, sadece bir rakam değil, aynı zamanda etik, epistemolojik ve ontolojik soruları da gündeme getiren bir meseledir. İnsanların emeği, toplumların değer sistemi, bilginin şekillendirilmesi ve bireysel özgürlük gibi birçok faktör bu sistemin içinde bir araya gelir. Ancak bu yazının sonunda okuyucuya şu soruyu sormak istiyorum: “Bir insanın emeği, sadece hayatta kalmak için yeterli bir araç mıdır, yoksa insan varoluşunun derinliklerine ulaşmasına yardımcı olabilecek bir anlam taşımalı mıdır?”
Her bir insanın emeği, yalnızca bir ekonomik değer değil, aynı zamanda varlık ve anlam taşıyan bir süreç olmalıdır. 2024 asgari ücretinin sayılarla anlatılamayan bu yönünü görmek, daha adil bir toplumu inşa etmenin ilk adımlarından biri olabilir.