Hakkımda

Yeni siyaset için üç öneri

18/10/2012’de Radikal’de yayınlandı. Kaynak link: http://bit.ly/1jfMIHv

 

Siyasetteki değişim beklentilerini özetleyen ‘yeni siyaset’  kavramını, halkın siyasete daha çok katılması, süreçlerin daha şeffaf-denetlenebilir hale getirilmesi ve normalleşmenin sağlanması olarak açıklayabiliriz. Yeni siyaset tartışmalarına katkı sağlaması için üç önerimi tartışmaya açmak istiyorum.

 

Seçim Barajının Düşürülmesi

Yüzde 10’luk seçim barajı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da dile getirdiği gibi siyasi istikrarın sağlanmasında ciddi bir etkendir. Barajın etkisiyle oluşan TBMM yapısının, iktidar partisine güç kattığını ve ülkeyi koalisyon zaaflarından koruduğunu ANAP ve AK Parti iktidarlarında gözlemledik. Ancak siyasetin fonksiyonelliğini sadece istikrara bağlamak yerine siyasetin özgürlük, doğallık ve değişimciliğini de garanti altına almak gerekir. Ne demek istediğimi yüzde 10’luk seçim barajının İslamcı, Sol ve Kürt siyasetler üzerindeki ortak etkisinden anlayabiliriz.

BDP ve PKK’nın Kürt halkının yegâne temsilcisiymiş gibi algılanmasında, yüksek oranlı seçim barajı (yüzde 10) önemli rol oynadı. Son otuz yıldır, çok sayıda Kürt seçmen, sisteme muhalefetini ortaya koymak amacıyla tek tercih olarak BDP (HADEP, DEHAP) çizgisine yaklaştı. “Yüzde 10 barajı, PKK’nın desteklediği parti barajı aşamasın diye düşürülmüyor” şeklinde yıllardır muhafazakâr seçmene dönük propaganda yürütülse de seçim barajı, diğer alternatiflere zemin bırakmadığı için, BDP çizgisinin oylarını arttıran bir araca dönüştü. Ancak, PKK destekli partiler, seçim barajı sayesinde nitelik olarak güçlenseler de sisteminin oluşturduğu “kutuplaşma siyaseti” sebebiyle daha da marjinalleştiler. Sonuçta yüzde 10 barajı, BDP gibi partileri tek Kürt partisine dönüştürdü ama siyaseten kazandırmadığı gibi seçmeni de tercihsiz bıraktı.

Yüzde 10 barajı, CHP’de farkları belirgin iki ayrı ekibi birbirine mahkûm etti, etmeye de devam ediyor. Kemalist Sol ile Sosyal Demokrat Sol, barajdan dolayı geleneksel yapıyı (kendi mahallelerini) aşamadılar. Özgürlükçü Sol oyların bir kısmı da baraj etkisiyle her defasında CHP’ye gitti. Dolayısıyla seçim barajı, CHP için fazla oy anlamına gelmiş olsa da CHP’yi kendi içinde kilitlemiş, sol adına yapılabilecek her türlü politik üretimi ve fiziki farklılaşmayı-yenileşmeyi de engellemiştir.

Yüzde 10 barajı, İslamcı siyaseti iki şekilde etkiledi: Birleştirme ve devletleştirme. Sağcı, muhafazakâr veya dindar irili ufaklı çok sayıda partiye oy veren seçmen, “oyum boşa gitmesin” gerekçesiyle, kendine yakın olan büyük partiye zaman içinde kitlesel olarak yöneldi. Böylece geniş muhafazakâr kitleyi memnun eden “birlik” sağlanmış oldu. Bu birlik, iktidar değişimini gerçekleştirerek müspet bir gelişmeye sebep olurken, İslamcı siyasetin sivillikten uzaklaşmasını da kısmen tetikledi.

Dünyadaki tüm seçim sistemlerinin iki ayağı var: Adalet ve istikrar. Ülkeler, siyasi kültürlerine göre iki ilkeden birini ön plana alarak seçim sistemini belirliyorlar. Ancak her durumda, iyi bir seçim sisteminin, istikrar ve adalet ilkelerini, ikisinden birini tamamen yok etmeyecek bir denge içinde formüle edilmiş olması gerekir.

Yüzde 10 barajının negatif yönüne dönük bu örneklerden sonra şunu söyleyebiliriz; Esas olan adalettir. Ancak illa istikrar deniyorsa, bu durumda da; seçim barajı, iktidarda istikrarı sağlamanın ve ülkeyi koalisyon zaaflarından korumanın yanı sıra siyasetin özgürlük, özgünlük, doğallık ve değişimciliğini sağlayacak bir oranda (yüksek olmamalı) olmalıdır.

 

Dar Bölge Sistemine Geçilmesi

Dünyada pek çok seçim sistemi uygulanıyor. Sistemlerin tercihinde veya analizinde ‘adalet’ ve ‘istikrar’ kriterleri belirleyici. Seçim sistemlerinde ‘halkın süreçlere katılımı’ da üçüncü kriter olarak kesinlikle dikkate alınmalıdır.

Halkın siyasi süreçlere katılımı, seçmen ile seçilen ve parti iletişimi açısından “dar bölge seçim sistemi”nin diğerlerine göre daha fonksiyonel olduğunu düşünüyorum. Bu sistemin oluşturabileceği zaafları–eksikleri telafi etmek için Türkiye Milletvekilliği sisteme dahil edilebilir.

Dar bölge seçim sistemi kategorisinde dünyada pek çok uygulama var. Bunlar incelenerek ‘siyasal katılım’ ve ‘seçmen–siyaset iletişimi’ için uygun bir sentez geliştirilmelidir. Bunu başarırsak millet egemenliği ve sivil siyaset noktasında biraz daha mesafe alabiliriz.

 

Aktif Üyelik Sisteminin Uygulanması

Dini, siyasi, etnik her türlü yapı, bir lider etrafında oluşuyor ve yürüyor. Dolayısıyla “lider merkezli olmayan parti” gibi imkansız bir ideali seslendirmek yerine lideri dengeleyici, süreçleri denetime açıcı ve karar süreçlerine daha çok insanın katılımını sağlayıcı yöntemler üzerinde çalışmak gerekir.

Bunun yollarından biri, üyeleri karar süreçlerine “resmi” olarak katan Aktif Üyelik sistemi olabilir. Bu sistemde, aidatını ödeyen, etkinliklere katılan, partinin tanıtım ve  halkla ilişkiler faaliyetlerine destek olan üyeler aktif üye adı ile diğer üyelerden farklılaştırılıyor. Aktif Üyelerin tespiti ve sistemin entegrasyonu, bu amaçla geliştirilmiş yazılımlar ve dijital kartlarla yürütülebilir. Aktif üyelerin karar süreçlerine katılmasıyla, parti her zaman dinamik olacak ve parti–seçmen iletişimini olağan hale gelecektir. Aktif Üyelik, nicelik bakımından delege sisteminden daha büyük olacağı için, kolay yönlendirilemeyecek ve provoke edilemeyecek geniş bir kitle, bu yolla siyasi süreçlere katılmış olacaktır. Ülkemizde uygulanan delege sistemi, lider veya genel merkez oligarşisini güçlendirici özelliktedir. Aktif Üyelik sistemi için yasal düzenlemeler gerekebilir, bunlar yapılmalıdır.

Üç öneri, AK Parti Kongresinde ilan edilen 2023 Siyasi Vizyonundaki ‘Seçimler ve Siyasi Sistem’ başlığı altında ifade edilen ilkelere uygun. CHP, BDP ve MHP’den de bu önerilere destek geleceğini düşünüyorum. Sadece bu üç öneri ile yeni siyaset elbette mümkün olmaz, siyasi sistemde pek çok değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Ben, sürece -şimdilik- bu üç öneriyle katılmak istedim.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir