Hakkımda

TÜRKİYE 31 Mart 2014

Bu yazıyı seçimden sonraki gün okumanızı öneririm. Özellikle oy kullanmadan önce hiç okumayın. Seçimden önce okumuşsanız, sonrasında yeniden okumanızı isterim.

Türkiye’nin son dört beş yılında çok şey oldu. Olanları hatırlamakta fayda var. Bu amaçla hazırladığım liste aşağıda. ‘Ben unutmadım, her şey film şeridi gibi aklımda.’ diyorsanız, bu bölümü hızlı geçin, sonraki başlıktan devam edin. 

 

Hafıza Tazeleyelim mi

25 Mart 2009’da suikast ihtimali yüksek bir helikopter kazasında BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu vefat etti. 29 Mart 2009’da ülke genelinde yerel seçimler yapıldı. 12 Eylül 2010’da Anayasa referandumu gerçekleştirildi. Deniz Baykal, Mayıs 2010’da, kaset görüntüleri sonrasında CHP Genel Başkanlığını bırakmak zorunda kaldı. 2009 seçimlerinde partisinin oylarını iki katından daha fazla arttırarak alternatif haline gelen Numan Kurtulmuş, parti içi şiddet olayları ve tartışmalı mahkeme kararları sonunda Ekim 2010’da Saadet Partisi Genel Başkanlığından istifa ederek HAS Parti’yi kurdu, HAS Parti sonraki dönemde AK Parti’ye katıldı. Mayıs 2010’da MİT Müsteşarlığına Hakan Fidan getirildi. 31 Mayıs 2010’da Gazze’ye yardım götüren filo açık denizde İsrail saldırısına uğradı, saldırıda Mavi Marmara adlı gemide bulunan yolcular, İsrailli komandolar tarafından silahlarla yaralandı, 9 vatandaşımız rahmeti rahmana kavuştu.

15 Mart 2011’de Suriye’de olaylar başladı, olaylar daha sonra silahlı çatışmalara dönüştü, binlerce insan öldü, bazı şehirler yerle bir oldu, çok sayıda insan ülkeyi terk etti. Türkiye, Suriye’den en çok göç alan ülkelerden biri oldu. Suriye’deki her gelişme ülkemizi ilgilendirdi. Mayıs 2011’de MHP’li bazı vekiller ve İstanbul İl Başkanı kasetler sebebiyle partilerinden istifa etti. 12 Haziran 2011’de milletvekilliği seçimleri yapıldı. Temmuz 2011’de şike operasyonuyla spor dünyası uzun süreli bir krize girdi. 29 Temmuz 2011’de Genelkurmay Başkanı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları istifalarını verdiler.

23 Ekim 2011’de Van’da 604 kişinin ölümü ve 4 bin 152 kişinin yaralanması ile sonuçlanan deprem oldu. Kasım 2011’de Başbakan Erdoğan bağırsak ameliyatı oldu. Cübbeli Ahmet Hoca Aralık 2011’de gözaltına alındı. 28 Aralık 2011’de Türk F16 savaş uçaklarının bombardımanı sonucunda, Uludere ilçesinde 35 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ocak 2012’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ göz atına alındı. Haziran 2012’de Türkiye’ye ait RF-4E Phantom keşif uçağı Suriye yakınlarında düşürüldü.

7 Şubat 2012’de müthiş bir MİT Krizine şahit olduk, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan ve MİT görevlileri ifadeye çağırıldı. 2009 ve 2010 yıllarında gerçekleştiği anlaşılan PKK ile MİT arasındaki ‘Oslo Görüşmeleri’ Eylül 2012’de deşifre oldu. Ocak 2013’den itibaren dershanelerin kapatılması tartışmaları yoğunlaştı. 11 Mayıs 2013’de Hatay Reyhanlı’da düzenlenen iki ayrı bombalı terör saldırısında 52 kişi öldü, 146 kişi yaralandı. Bombalı araçlarla düzenlenen saldırı, Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemli olarak kayıtlara geçti. 27 Mayıs 2013’de Taksim Gezi Parkı protestoları başladı. Bu protestolar ülke geneline yaygınlaştı, sonraki pek çok gösterinin tetikleyicisi oldu. Hükümetin başlattığı ‘Çözüm Süreci’ BDP’nin Diyarbakır’da düzenlediği 2013 Nevruz gösterisinde Öcalan’ın manifesto niteliğindeki mektubunun okunmasıyla toplumsallaştı.

3 Temmuz 2013’te Mısır Ordusu darbe girişiminde bulunarak seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devlet başkanlığından uzaklaştırdı, Mursi hapse atıldı. Mısır, sonraki aylarda sürekli karıştı, büyük olaylar yaşandı. Mısır’daki gelişmeler Türkiye’nin iç ve dış politikalarını etkiledi. Gezi olaylarının peşinden Eylül 2013’te ODTÜ olayları patlak verdi. 17 Aralık 2014’de ‘yolsuzluk’ iddialarıyla hükümet, siyaset ve iş dünyasına yönelik gözaltılar başladı. Bu süreçte, hükümetin 4 bakanı istifa etti. Gülen’e yakınlığı ile bilinen bazı vekiller AK Parti’den istifa etti. Başbakan’ın ve Fethullah Gülen’in olduğu iddia edilen, gizlice çekilmiş çok sayıda ses kaydı yayınlandı. Fethulah Gülen hareketi ‘örgüt’ olarak tanımlanmaya başlandı.  Şubat 2014’de “Telekulak Skandalı” olarak kayıtlara geçen telefon dinleme haberleriyle sarsıldık. Resmi açıklamalar binlerce kişinin yıllardır ‘derin yapı/paralel’ yapı tarafından dinlendiğini açıkladı. Mart 2014’de Fethullah Gülen’e yakın bazı gazeteci ve sosyal medya kullanıcıları Başbakan Erdoğan’ın bazı kadınlarla evlilik dışı ilişki yaşadığını ve bunların kasetleri olduğuna dair söylenti yaydılar. Bu iddialar gerçekmiş gibi, hem de kadınların isimleri ve fotoğraflarıyla dünya basınında yer aldı. İnsanlar görüntülerin yayınlanacağını sanarak günlerce beklediler. Türkiye’ye ait mali ve hukuki sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle 21 Mart 2014’de Twitter kapatıldı.

23 Mart 2014’de Sınır ihlali yapan Suriye uçağı TSK tarafından düşürüldü. Yine Mart 2014’de Ergenekon sanıkları tahliye odu. 27 Mart 2014 günü Türkiye, tarihin en büyük casusluk olayı ile çalkalandı. Dışişleri Bakanlığındaki gizli bir toplantının ses kayıtları Youtube’de yayınlandı. Hükümet ve Cumhurbaşkanı olayı casusluk olarak tanımladı. 30 Mart 2014’de yerel seçimler yapıldı.

 

Aradığım Sizseniz Yamacıma Gelin

2009’dan itibaren yaşanılan bazı kritik olayları yazdım. Bir millet için ne kadar yorucu şeyler bunlar. Her ülke, her millet dayanamaz bunca işe. Olanların hepsini bir solukta okuyunca şöyle diyor olabilirsiniz. “En kötüsü hepimiz savrulduk, kişiler ve kurumlar arası güven sarsıldı. Prensipler, ilkeler çiğnendi, ahlaki düzey yerlere düştü. Sözün değeri azaldı. Dünyaya rezil olduk.”  Bir yerde rastladım. “Son olaylar üzerine bir sosyalistin yazdığı” şeklinde not düşülmüştü. Şöyle demiş: “Rabbim, gördüğün gibi mümin kulların kötü çıktı, artık bizi seversin, değil mi?” Düşündürücü bir ironi, ince bir aforizma.

Aforizmaya devam edelim. Yollar bozulmadan kimse yolun tamiratını düşünmez. Güzelin kıymetini çoğu kere kötülerle, çirkinlerle karşılaşınca anlarız. Kötü bir arkadaş, bize arkadaşın ne denli hayati bir şey olduğunu öğretir mesela. Biraz daha keskinleştirelim sözümüzü. Güzel sözleşmeler, antlaşmalar, icatlar, dostluklar bazen savaşlar sebebiyle olur. Medeniyetin temelinde her zaman diyalog değil bazen de sağlam kavgalar vardır. “Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar.” deriz ya, bu biraz böyle bir şey.

Onun için, 2009’dan beri yaşanılanları okurken “Yaşanmaz bu memlekette” dediyseniz sizin adınıza üzgünüm. Demeyin öyle. “Olanda hayır vardır” dediyseniz sizinle bir miktar anlaşabiliriz. Ama “Bütün bu olanlardan hayır çıkarmalıyız.” dediyseniz benim aradığım sizsiniz. Gelin konuşalım.

Büyük yangınlar, güzelim şehirleri yok eder. Bazıları ağıt yakarak oraları terk eder. Bazıları harabeler üzerine barakalar kurar. Bazıları da yüzyıllar boyunca kuşaktan kuşağa geçecek medeniyetler inşa eder. İnsanlık tarihi böyle yazılmıştır. Bir yanlışlık varsa, doğruyu söylemek için ciddi bir sebebimiz var demektir.

 

Tek Kural: YALANI YENMEK!

Seçimden sonra ‘toparlanma mevsimi’ ilan etmeliyiz. Çünkü 77 milyon ‘bir orman gibi kardeşçe’ yaşamaya ant içsek de, hiç değilse, iki-üç sene memleket olarak rahat bırakılmayacağız. Niçin diye sormayın allahaşkına! Genel seçim var, CB seçimi var, Suriye var, Mısır var. Kırım var. Enerji var. 2015 var. Şeytan var. İnsan var. Kar, kış, kıyamet var.

“Toparlanma mevsimi” için tek bir kural öneriyorum: Yalanı yenelim. Doğru olanın kazanması için başka bir kurala ihtiyacımız yok. Bunu başarırsak, hırsız, arsız, ahlaksız, vesayetçi, düzenbaz kaybedecek. ‘Uf ya, çok romantiksin.’ demeyin. Adem as’dan beri tüm peygamberlerin sözünü hatırlatıyorum. Yalandan uzak durmazsak zalime dost oluruz, elimiz kana bulaşır, yangına benzin dökeriz, şeytana güç veririz, temiz kalmayız, kötüler yoldaşımız olur, iyilik niyetine kötülük yaparız.

Bir de şu var. Kitleler halinde yaşıyor olsak da, şucu, bucu adlarla bir takım kamplarımız olsa da, hem bu dünya da hem ahirette hesaplar ‘kişisel’ çıkıyor. Kur’anda “Kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onun karşılığını görecek, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun karşılığını görecektir.” deniyor. İşin şakası yok, zerre deniyor. Resulullah’ın da bulunduğu bir savaşta arkadaşlarından biri için, “Ya Resulallah, falan da şehit oldu.” Buyurduklarında, Peygamberimiz şöyle dedi:  “Hayır o şehit olmadı, çünkü “ne güzel savaşıyor” desinler diye savaştı. Fert olarak insanlığımız eksikse, devletimiz, partimiz, cemaatimiz, tekkem, babamız bizi kurtarmaz.

 

Seçim Sonrası İçin Reçete

Kolay olanlardan başlayalım. “Dershanesiz bir eğitim” sistemi için yıllardır çaba gösteren birisi olarak “okullarda ve halk eğitim merkezlerinde hafta sonları kurs düzenlenmesi” şeklinde bir çözümün eksik bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Bu bir anlamda, dershanelerin ruh olarak devam etmesidir. Hükümet konuya yeniden eğilmelidir. Asıl çözüm, lise son sınıfın ‘Üniversiteye ve Hayata Hazırlık’ olarak düzenlenmesidir.

Siyasetin finansmanı, yolsuzluk, ihale şeffaflığı gibi konularda adımlar atılmalıdır. Siyasi partilere hazine yardımı konusunda hükümetin ilan ettiği bazı teklifleri vardı. O teklifler tartışılmalı. Bu arada, siyasetin dilinin yapıcı hale dönüşmesi şart. Siyasetçilerden, sözün değerini yükseltecek bir dil güncellemesi bekliyoruz.

Ülkemiz güçlü liderler çıkarmasına karşın siyasi geleneği oluşturamadı, siyaset kurumunu güçlendiremedi. İktidarın karşısında siyasi bir muhalefet olması gerekirken derin veya sosyal yapıların bu rolü üstlenmesi ne kadar kötü. Siyasal katılımı halk lehine genişletmemiz lazım. Bu siyaseti de güçlendirecektir. Seçim barajı ve seçim sistemi tartışmalarına kaldığımız yerden devam edelim. Dar bölge sistemi için ne diyoruz mesela. Siyasi istikrarı ıskalamayacak şekilde her görüşün TBMM’de temsilinin sağlanması şarttır.

Yüz yıllık tarihimizde üç ana eksende devlet-vatandaş gerilimi olduğunu görmekteyiz. Bunlar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Dindar gerilimleridir. Aklınıza gelebilecek, siyasi, sosyal, kültürel diğer tüm duyarlılıkları, bu üç ana gerilim ekseninin dalga boyları olarak kabul edebiliriz. Hükümetin çözüm süreciyle ilgili çabalarını desteklemeliyiz. Çözüm Sürecinde yeni atraksiyonlar gerekiyor. Türk-Kürt, Laik-Dindar gerilimlerinde ümit verici gelişmeler yaşansa da duyarlılığın halen yüksek olduğu alan ‘Alevilik’ konusudur. Alevilik bahsinde samimi tartışmalar ve yüzleşmeler yapmamız şart.

Siyaset ve Fethullah Gülen Hareketi arasındaki gerilime ‘Siyaset ile siyaset dışı kurumların ilişkisi ve vesayet’ düzleminden de bakmalıyız. Ortada hukuksuz, tuhaf ve memleket aleyhine işler olduğuna göre bunlarla ilgili hukuki süreç işletilmeli, böylece siyaset ve toplum söz geriliminden kurtarılmalıdır. Bundan sonra aynı hatalara düşmemek için de ‘Siyaset ile siyaset dışı kurumların ilişkisi’ne dair hukuklar, gelenekler, alışkanlıklar oluşturmalıdır.

“Dijital alan ve sosyal ağlar’ın mağduriyetler oluşturma, hukuk takmama, kendilerini küresel güç kabul edip sorumluluktan kaçma gibi fütursuzlukları olduğu açık. Sosyal medya üzerinden mağdur edilmiş biri olarak bu konuda anlatacağım çok şey var. Türkiye’nin Twitter konusundaki hassasiyetini bundan dolayı anlamsız bulmuyorum. Ancak, Twitter ve Youtube yasaklarında bir defa gördük ki, sosyal ağa girişi engellemek gerçekten olanaksız, bu durumda ‘yasak’ komik kalıyor. Demokrasi alanında son yıllarda ciddi mesafeler almış Türkiye, bu yasaklar üzerinden köşeye sıkıştırılmayı da hak etmiyor. Twitter ‘yasak’ üzerinden ciddi reklam yaptı, kaybetmedi, belki de yasaklanmaktan şu an memnun. Her şartta, daha özgürlükçü çözümler üzerinden konuya eğilmeliyiz. Sosyal medya insan haklarına saygılı olmalı, suç işleme özgürlüğü mecrası olmamalıdır. Devlet de yasağı çare olarak görmemelidir. Peki, bu nasıl sağlanacak? Tartışalım.

Dışişleri Bakanlığındaki gizli bir toplantının ses kayıtlarının 27 Mart 2014 tarihinde Youtube üzerinden paylaşması istihbarat zafiyeti, casusluk ve Türkiye düşmanlığı olarak kodlanmalı, meselenin üzerine gidilmelidir. Bu işin şakası yok. Ancak mesele ‘cadı avına’ dönüşmemeli, Ergenekon süreçlerindeki hatalar tekrar edilmemelidir. Bu arada, muhalefet partileri ‘bir şey olsa da, iktidara gelsek’ hevesliliğinden kurtulmalı artık. Bu heves, onları darbesever yapıyor.

Çözüm Sürecini engelleyemeyenler Türkiye için yeni sorunlar ihdas etme çabasında. Son birkaç aylık gelişmelere bir de bu ihtimal çerçevesinden bakmalıyız. Onun için de MHP, CHP, BDP, SP, BBP ve herkes, son aylardaki sıra dışı olayları değerlendirirken, konunun AK Parti değil SİYASET ve TÜRKİYE olduğunu anlamalı.

Türkiye, üzerine gelmekte olan bu dev dalganın altına girerek içine kapılmamalı, aksine yeni açılımlarla dalganın üstüne çıkarak güçlü şekilde 2023’e doğru yürümeli. Hükümet, seçim başarısını demokratik açılımlarla taçlandırmalı, dünya çapında ülkemiz aleyhinde oluşmaya başlayan kötü algıları da lehimize dönüştürmelidir.

Bunlar benim görüşlerim. Dayatmıyorum, paylaşıyorum. Tartışmaya açıyorum. Tüm itirazları ve yeni fikirleri, koşulsuz dinlemeye hazırım.

Yazıyı son şiirim “ikindi deminde şehrim”in sonu ile bağlamak istiyorum.

“sen mırıldanıncaya kadar
ne çok şey yaşanıyor sokakta
bir bilsen içimden kopanları
açıp pencereyi bağırırdın kocaman
gökyüzüne, toprağa, geceye
çocuk gibi, anne gibi, aşk gibi

bir bilsen, bir bilsen ah
ertelemezdin bu denli şiiri
bu denli beni, şehri, kendini”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir