Hakkımda

Tuncelili İmam Hatipliler Meselesi: Devletin İstediği Kadar Müslümanlık veya Alevilik

12 Eylül ihtilali olmuş. Valilikler ve belediyeler başta olmak üzere birçok kamu kuruluşunun başına askerler atanıyor. Kenan Güven Paşa da Tunceli’ye vali olarak atanır. Bir paşanın Tunceli Valisi olması öyle sıradan bir şey değil. Paşa zaten bu sıra dışılığın farkında. Paşa, hemen Tunceli için özel bir proje planlıyor. Tunceli’de Alevi köyler var, Sünni köyler var. Paşanın projesi Alevi vatandaşlarımızın yaşadığı köylerle ilgili. Bir ekip kuruluyor, Alevi köyler gezilmeye başlanıyor. Köylerde ilkokul mezunu gençlerle iletişime geçiliyor, aileler ve gençler düşünülen proje için ikna ediliyor. Gençler birer ikişer listeleniyor, toparlanıyor. Bu toparlamanın gönüllü olmadığının farkındasınızdır. Darbenin üzerinden henüz bir iki sene geçmiş çünkü. 1982 yılından bahsediyorum. Henüz tank sesleri sokakları şenlendiriyor, MGK bildirileri haber bülteni gibi her gün okunuyor.

İkna edilen çocuklar 1982 yılında Bolu’da Diyanet’in bir Kur’an Kursuna getiriliyor. Çocukların sayısı 250 civarında. Alevi gençler Bolu’da bu Kur’an Kursunda bir yıl eğitim alıyorlar.

Bu arada unutmadan ilave edeyim. Tunceli’nin Sünni köyleri bu projeden bir şekilde haberdar oluyor. Hemen valiliğe gidip “Madem böyle bir imkân var, paşam bizi de götür.” diyorlar.  “Hayır, bu imkân sizin için değil, Alevi çocuklar için.” şeklince cevap veriliyor. Neyse, uğraşlar sonucunda Paşa ikna ediliyor, kendilerini Sünni olarak tanımlayan gençlerden de 50-60 kişi daha gruba katılıyor.

Tuncelili gençler Bolu’da bir yıl Kur’an Kursu eğitiminden sonra takip eden eğitim döneminde İstanbul’daki üç ayrı İmam Hatip’e; Gaziosmanpaşa, Zeytinburnu ve İstanbul İmam Hatip Lisesine naklediliyor. Çünkü bu üç İmam Hatip’in öğrenci yurdu var.  Yurtlar da İlim Yayma Cemiyetinin. İlim Yayma Cemiyeti’nde o dönem asker tarafından atanmış kayyum yönetimi var, derneğin seçilmiş yönetimi iş başında değil.

Bu alevi gençlerimizin hiçbiri İmam Hatip’ten mezun olamadı. Askeri yönetimin gölgesi azaldıkça genç arkadaşlarımız, gönüllü gelmedikleri İmam Hatiplerden koptular.

Paşayı ikna ederek İmam Hatip’e gelen Sünni arkadaşlarımızın 9-10 tanesi İmam-Hatiplerden mezun olmayı başardı. Bir kısmıyla diyaloğum devam ediyor. İçlerinde iş adamı ve din görevlisi olanlar var.

Hikâyenin buraya kadar olan ilk kısmında Alevilik konusu ağırlıkta oldu. Hikâyenin sonrası, devletin ve darbecilerin aslında Sünnilikten ya da İslam’dan ne anladığını ortaya koyması bakımından önemli.

Tuncelili gençlerimizden iki tanesi İmam Hatip’i bitirdikten sonra Mısır’a, Ezher Üniversitesi’nde okumaya gidiyor. İlk yıl ders bitiminden sonra yazın Türkiye’ye tatile geliyorlar. Aralarında şöyle bir konuşma geçiyor: “Kenan Güven Paşa bize büyük bir iyilik yaptı. Allah razı olsun. Alevi projesi üzerinden biz de okula gittik, okuduk ve diploma sahibi olduk, şimdi Ezher’de okuyoruz, yarın mezun olacağız, iş güç sahibi olacağız, bizde hakkı var, Kenan Paşa’yı bulalım, ona teşekkür edelim.”

Kenan Paşa o dönem merkezde, Ankara’ya çekilmiş. İki arkadaş Ankara’ya gidiyor ve paşanın bürosunu buluyorlar. Sekreterine diyorlar ki “Kenan Paşa bizi okuttu, biz onu ziyarete geldik. Kendisine teşekkür etmek istiyoruz.” Sekreteri heyecanlı bir şekilde paşanın odasına giriyor, paşaya durumu anlatıyor. Kenan Paşa sevinçle dışarı çıkıyor. Çıkıyor ama gençleri görünce yüzü asılıyor, canı sıkılıyor. Çünkü karşısında sakallı iki genç var. Bizim gençler Ezher’de okurken sakal bırakmışlar. Paşa şaşkınlığını atınca “Ben sizi bunun için mi okuttum, ne biçim kıyafet bu, ne biçim şey bu, bir de Ezher’e gitmişsiniz.” şeklinde başlıyor bağırmaya. Bizim arkadaşlar şaşkın şekilde bakakalıyorlar. Kenan Paşa, gençlerle görüşmeyi reddediyor, odasına dönüyor. Görüşme olmadan arkadaşlarımız oradan ayrılıyorlar.

Aslında 12 Eylül’den hemen sonraki süreçte, darbe yönetimi, İmam Hatip Liselerini Cumhuriyet Halk Partisi (tek parti) döneminde kurdukları çizgiye geri çekmek için olağanüstü gayret sarf etti. Darbe yönetimi “Müslüman olabilirsiniz ama benim istediğim kadar olacak bu” dedi. “Dindar olmayacaksınız, sakal olmayacak, başörtüsü olmayacak, hele Ezher’de okumak falan neymiş, bunların hiçbirisi olmayacak. Bizim istediğimiz kadar Müslüman olacaksınız, bizim istediğimiz kadar Türk olacaksınız, bizim istediğimiz kadar Sünni olacaksınız” gibi kendince bir vatandaşlık tanımı yaptı. Zaten bu tanım yüz yıllık Kemalist zihniyetin tanımının aynısı idi, 12 Eylül yönetimi cari olan Kemalist yaklaşımı sadece kalınlaştırmıştı. Devletin de zarif, adil, estetik olanı iyidir; kalın devlet insana yüktür.

 

(Bu yazı Cafcaf Dergisi Mayıs 2015 tarihli 69. sayısında yayınlandı. Daha öncesinde ise İstanbul’da 23–24 Kasım 2013 tarihlerinde gerçekleştirilen İmam Hatip Liseleri Sempozyumunda sunulmuştur.)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir