Hakkımda

Oyu partiye mi, adaya mı verirsiniz?

Kamuoyu anketlerinin değişmez sorularından biri şudur: “Oyunuzu verirken parti mi, aday mı daha etkili olur?” 

Bu soru, anketör firmanın müşterisine “Çok soru sorduk efendim.” demesinden başka hiçbir işe yaramaz. Danışmanlığını veya koordinatörlüğünü yaptığım araştırmalarda, anket formu daha taslak halindeyken, bu soruyu hep çizdim. Karşılaştığınız ankette böyle bir soru yer almıyorsa, o ankete benim gibi düşünen birinin eli değmiş olabilir.

“Oyunuzu verirken parti mi, aday mı daha etkili olur?” sorusuna seçmen nasıl bir cevap veriyor sizce? Yerel seçimlerde daha yüksek oranda olmak üzere seçmen bu soruya “Adaya göre oyumu belirlerim” cevabını veriyor. Öyleyse, “Seçmen, geçen seçim sadece Sivas’ta kazanan BBP’nin diğer illerdeki tüm adaylarını oy verilecek kadar iyi bulmuyor” diyebilir miyiz? Elbette hayır. Çünkü seçmen aday tespitinde -az da olsa- sözünün etkisi olduğu düşünüyor, onun için de o noktaya asılıyor. Bir anlamda “Aday bizim istediğimiz birisi olsun, yukarıdan göndermeyin.” demek istiyor. Söylenene değil söylenmek istenene bakmanın gerektiği bir nokta burası.

 “Seçmen partiye değil adaya oy veriyor” veya “Adayın önemi yok, oylar partiye veriliyor” gibi genel ifadeler, lise dönemlerimizdeki münazara cümlelerine benziyor. Hatırladınız değil mi “Gezen mi bilgilidir, kitap okuyan mı?” tarzındaki soruları. Hepimiz lise çağlarını aştık hâlbuki.

Hiçbir sosyal mesele siyah-beyaz karşıtlığı kadar basit değil. Uzaklardan bakıp siyah-beyaz zannettiğimiz iki nesneye yaklaştıkça karmaşık renkler bizi karşılar.

 

Seçmen davranışına dair hakikatler

Yine de, seçmen davranışlarıyla ilgili, istisnası çok, genel bir kural koymak gerekirse bazı şeyler söylemek mümkündür. Yazacağım ilk iki kural, seçmen davranışına dair hakikatin bir kısmıdır. Yazının sonlarına doğru daha geniş bir hakikat cümlesini paylaşacağım.

Seçmen davranışına dair birinci hakikat: Seçmenin oy tercihini etkileyen çok sayıda unsur/aktör vardır. 

Seçmen davranışına dair ikinci hakikat: Seçmen tercihini belirlerken temel etken -çoğunlukla- parti lideridir.  

“Seçmen tercihini belirlerken temel etken -çoğunlukla- parti lideridir.” cümlesi parti ve lider farkını ortaya koymaktadır. ANAP’ın Turgut ÖZAL dönemi ile Mesut YILMAZ dönemi arasındaki toplumsal kabul farkı bunun açık örneğidir. AK Parti Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ı, önceki dönem Cumhurbaşkanlığı kararından vazgeçiren unsurlardan biri de, teşkilatının bu saikle ortaya koyduğu talepler olmuştur. Numan Kurtulmuş’un SP’nin başına geçtiği ilk seçimde oyları yüzde 2 küsurdan 5 küsura çıkarması, BBP’nin ilk defa yüzde 1’in altını Muhsin Yazıcıoğlu’suz girdiği 2011 seçimlerinde görmesi de parti-lider farkını ortaya koyan örneklerdir. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün.

Peki, tek hakikat bu mudur? Değildir. Onun için, yukarıdaki örnekleri okurken “İyi ama başka nedenler de var” diyecek olanlar, haklıdır. Zaten onun için “Seçmenin oy tercihini etkileyen çok sayıda unsur/aktör vardır.” dedim.

Seçmen davranışına dair üçüncü ve genel hakikat: Seçmen oy verirken kırk kere düşünür. Düşündükleri bir formüle benzer. Formülde şunlar bulunur: Lider, parti, aday, rakip, kampanya,  medya, program/vaat, baraj veya kazanma ihtimali, sıra dışı olay. Formüldeki unsurların etki değeri artar veya yükselir ama sıfır olmaz.

 

Çoklu etkiyle oluşan seçmen davranışlarından bazı örnekler verelim.

— Seçmen bazen, şu aday/parti kazansın diye değil falan aday/parti kazanmasın diye oy verir. (Rakip etkisi)

— Seçmen bazen, kendi partisinin adayı çok başarısız diye ‘yakın’ hissettiği başka bir adaya veya partiye oy verir. (Rakibin olumlu, kendi adayının olumsuz etkisi)

— Seçmen bazen, kendi partisinin adayını diğer tüm adaylardan daha iyi bulduğu için (hizmet, iletişim, yakınlık, fizik vb) partisine oy vermekle kalmaz aktif oy toplama sürecine girer. (Lider, Parti, Aday, Kampanya ortak etkisi.)

— Seçmen bazen, partisine tepki vermek, uyarmak, kendi varlığını ve gücünü hissettirmek ister. (Tepki etkisi/Tepki oyları.)

— Seçmen bazen tutkun olduğu bir konu, hangi partinin vaat listesinde veya programında varsa, ona göre tercihini belirler. Özellikle gençler ve liberal davranışlı seçmende bu yaklaşıma rastlamak mümkün. (Program/Vaat ve Kampanya etkisi)

— Seçmen bazen ‘toplumsal’ veya ‘hemşeri’ olarak kendini göstermek ister. Mehmet Ağar’ın Elazığ başarısı, Eşref Fakıbaba’nın bağımsız aday olarak belediye başkanı seçilmesi gibi. (Hemşeri etkisi.)

— Seçmen bazen hiçbir şeyle ilgilenmez. Geleneksel olarak ailesinin verdiği partiye oy vermeyi sürdürür. “Biz Ecevitçiyiz” veya “Biz her şartta Ülkücüyüz” diyenler bu gruptandır. “Sadık seçmen” sayısı azalmakla birlikte belli yaşın üzerindekilerde bu tip tercihlere rastlamak mümkün. (Kayıtsız şartsız parti veya eski lider etkisi)

— Mağduriyet karşısında seçmen çoğu kere mağdura sahip çıkar. Muhsin Yazıcıoğlu’nun elim bir kaza/operasyon sonucu vefatı karşısında seçmenin BBP’ye yönelmesi gibi. (Sıradışı olay etkisi.) Sıra dışı olayların seçim sonuçlarını etkilemesi az değildir. Abdullah Öcalan, Kenya güvenlik birimlerince yakalanıp Türk güvenlik görevlilerine teslim edildiğinde tarih 15 Şubat 1999’u gösteriyordu. Bu tarihten 2 ay gibi kısa bir süre sonra seçim vardı. Hükümetin sert bir dille üzerine gittiği 27 Nisan e-muhtırası da seçimden sadece 3 ay önce meydana gelmişti.

— “Benim adayım şu ama o barajı aşamaz, oyum zayi olmasın, bu seçimde falana oy vereceğim” cümlesini zaman zaman duyarız. (Seçim barajı veya kazanma ihtimali etkisi.)

 

Konunun özeti şudur;

İnsan dediğin bir damla kan, bin bir endişedir. Doluya kor olmaz, boşa kor olmaz. Kırk dereden su getirir. Bir öyle düşünür, bir böyle düşünür. İnsanın tercihleri basit gerekçelere dayanmaz. Seçmen çoklu etkilerden geçerek karar verir. Karar vermez adeta damıtır. Öyledir. Basite almayalım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir