Hakkımda

SEÇMEN DAVRANIŞI: EMANET OY MU, STRATEJİK OY MU?

Bu yazı 13 Kasım 2015’te Yeni Şafak’ta yayınlandı.

7 Haziran seçiminde HDP’nin yüksek oy alması üzerine Selahaddin Demirtaş’ın “Bize emanet oy vererek HDP’nin önünü açanları mahcup etmeyeceğiz” şeklinde açıklama yapması ‘emanet oy’ tartışmasına sebep olmuştu. HDP’nin ‘emanet oy’ yaklaşımına KCK’li Mustafa Karasu “Emanet oy yoktur” şeklinde sert çıkış yapsa da tartışma 1 Kasım seçimine kadar sürdü. Seçim öncesinde sıkça “HDP’ye verilen emanet oylar geri dönecek mi?” sorusuyla karşılaştık. 1 Kasım sonrasında ise bu defa AK Parti’nin aldığı oyda ‘emanet oy’ olup olmadığı tartışması başladı.

 

SEÇMEN DİLEMMASININ 1 KASIM’A ETKİSİ

AK Parti’nin 1 Kasım yükselişini doğru anlamak için, seçmenin bu dönem yoğun yaşadığı dilemmaya (ikilem, gel-git) değinmek gerekir. Seçimden önce 24TV’de katıldığım Murat Çiçek’in programında ‘seçmen ikilemi’ne vurgu yapmış, programa katılan Nagehan Alçı, Ceren Kenar ve Hikmet Genç ile konuyu tartışmıştık. O konuşmaya şu linkten ulaşılabilir. www.youtube.com/watch?v=JpofGx7H9bE

Üç tehdit (Terör, ekonomik istikrarsızlık ve Avrupa-ABD’nin Türkiye’yi kuşatma hareketleri) seçmenleri kendi partileriyle AK Parti arasında yeni karar almaya zorladı. AK Parti ile oy verdiği parti arasında gelgit (dilemma, ikilem) yaşayan seçmenlerin başında MHP’liler geliyordu. Onları Saadetliler, BBP’liler, HDP’liler, CHP’liler izledi. Seçime yaklaştıkça seçmenin zihnindeki tahterevalli AK Parti lehine eğildi. Bunda AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 tehditle ilgili açıklama, vaat ve kararlılıkları etkili oldu. Böylece AK Parti tüm partilerden seçim sath-ı mailinde sürekli oy çekti.

 

DİNDAR SİYASET KATI AİDİYETLERİ SORGULATTIRDI

Geleneksel siyasi aidiyetlik bakımından en uzak noktada duran solcuların zamanında Turgut Özal’a oy vermelerinin altında Özal’ın özgürlük, refah, değişim vaat eden politikaları etkili oldu. Yakın tarihimizde partiler arası oy geçişini yüksek oranlara çıkartan başka bir aktör ise Refahlı belediyelerdir. Erbakan Hocanın deyimiyle ‘Garson Belediyecilik’ tarzı, kendisine kategorik olarak karşı olanların bile Refah Partisine oy vermesini sağlamıştı. RP’li belediyelerin bu başarısı Milli Görüşü iktidara taşıdı.

AK Parti’yi yüzde 50’lere ulaştıran iklimi de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Recep Tayyip Erdoğan hizmet belediyeciliğinin öncü ismi olarak İstanbul’da ortaya koyduğu hızlı iş yapma, toplumun her kesimine hizmet götürme, reformcu karakteri ile bürokrasiyi-devleti milletin emrine verme tarzı onu geniş toplumsal bir mutabakatla önce Başbakanlığa sonra Cumhurbaşkanlığına taşıdı. AK Parti’nin yanısıra CHP ve MHP’nin de son seçimlerde kampanya ve beyannamelerini vaatler üzerinden şekillendirmesi bu yeni tarzın sonucudur.

Söylemek gerekir ki, Türkiye’de dini hassasiyete sahip siyasi kadrolar geleneksel seçmen davranışının bilinçlilik yönünde değişmesini sağlamıştır.

 

AİDİYET OYU YERİNE TAKTİK, STRATEJİK, BEĞENİ OYU

Eskiden ‘yüzer-gezer oylar’dan bahsedilirdi. 7 Haziran’dan itibaren bu tanımın yerini ‘emanet oy’ aldı. Bir de ‘kararsız oylar’ var. Fikir/ideoloji veya duygusal yakınlıktan dolayı herhangi bir partiye verilen oyu ise ‘aidiyet oyu’ olarak tanımlayabiliriz. Milliyetçilerin MHP’ye, solcuların CHP’ye, Kürt milliyetçilerinin HDP’ye, muhafazakâr-dindarların AK Parti’ye oy vermeleri bu partilere duyulan aidiyet sebebiyledir. Ancak gelinen noktada seçmen davranışına ilişkin yeni analizlere ihtiyacımız var. 4 Haziran 2015’te Yeni Şafak’ta yayımlanan “Rey-Oy Metaforu Üzerinden Seçmen Tavrının Değişimine Bakış” başlıklı yazıda seçmen davranışının değişimini yazmıştım.

Soğuk savaşın sona ermesiyle başlayan dönemde bazı insanların parti tercihini, ideolojileri değil partilerin hayata dair vaatleri ile dönemsel değişkenler belirlemeye başladı. Böylece pazarlama dünyasına ait olan reklam, algı, imaj, kampanya gibi kavram ve yöntemler siyasetin kullandığı araçlar haline geldi. Siyasal iletişimin imaj-algı-vaat biçimine dönüşmesi siyasetin fikirden uzaklaşması şeklinde yorumlandığı için olumsuzlamak mümkün, ancak, siyasi tercihlerin alışkanlık ve ezber barındıran aidiyetlerle değil vaatler ve seçim beyannamelerine göre belirlenmesini, oy geçişlerine imkân vermesi sebebiyle de, olumlu görebiliriz. Zaten soğuk savaş döneminin siyasi refleksini yüzde yüz ‘fikir’ temelli olduğunu söylemek doğru olmaz, o dönem aynı zamanda konjonktürel kamplaşma zamanlarıdır.

Yeni dönemde, seçmenin çoğunluğu kendisini satranç oyuncusu (veya market müşterisi) gibi konumlandırıyor. Birçok değişkeni yorumluyor, yorumlamasına uygu strateji ve taktik belirliyor, ona göre oyunu kullanıyor. Değişkenler arasında vaatler, duruşlar, algılar, tehditler, krizler gibi pek çok şey var.

Seçmen, bu yeni dönemde kendini bir stratejist gibi konumlandırdığı için gün geçtikçe aidiyet oyları azalıyor; taktik, stratejik, beğeni oyları artıyor. Dolayısıyla bundan sonra her seçim öncesi dilemma-ikilem yaşayan seçmeni hangi lider/parti doğru algılar ya da hangi parti yönetimi, başka partinin seçmenini ikileme çeker sonra da partisine yönlendirebilirse ipi göğüsler. Bu kişilerin oyunu ‘emanet oy’ olarak değil ‘stratejik oy’ veya ‘taktik oy’ olarak tanımlıyorum. Çünkü ‘emanet oy’ aidiyetine geri dönecektir ama stratejik/taktik oy her seçim yeni bir karara açıktır. Önümüzdeki dönem seçmen davranışlarını tahlil ederken sıkça ikilem, dilemma, gel-git, tahterevalli kelimelerine ihtiyaç duyacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir