Hakkımda

‘Müslümanların Birliği Nasıl Sağlanır’ zor sorusuna kolay bir cevap denemesi

 

Zor her sorunun kolay bir cevabı vardır. “Müslümanlar, neden birlik olamıyorlar?” veya “İslam Birliği nasıl sağlanır” gibi sorular gerçekten zordur. Ancak, zor soruların kolay cevaplarının olması çözüme hızlıca ulaşılacağı anlamına gelmeyebilir. Yine de çözümün kolay bir tarifinin olduğunu bilmek insanı ümitlendirir.

Dünya çapında İslam temelli birlik sağlamak için son yüzyılda ciddi çalışmalar yapıldı. Bunların başında İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı-The Organisation of Islamic Cooperation) gelmektedir. İİT, Avustralyalı bir Hıristiyan’ın 21 Ağustos 1969’da Mescidi Aksa’yı kundaklamayı denemesinden sonra İslam Konferansı Örgütü adıyla kurulmuştu. 2013 yılı itibariyle İİT’nin 4’ü gözlemci olmak üzere 62 üye ülkesi bulunmaktadır. İİT bünyesinde sayısı 50’yi aşan komite, organ, enstitü görev yapmaktadır. Bunların her biri ciddi personel ve bütçelere sahip uluslararası kuruluşlardır.

Arap Birliği ve D-8’i de birlik çalışmaları kapsamında sayabiliriz. 1945’ten beri var olan Arap Birliği’nin şu an 22 üyesinin tamamı Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelerdir. D–8, Türkiye’de 28 Şubat sürecinin siyasete vurduğu darbe nedeniyle istenilen şekilde kurumsallaşmasını sürdürememiştir. İİT, Arap Birliği, D–8 gibi kuruluşlar, ciddi organizasyonlar gibi gözükse de siyasi-diplomatik güçleri tartışılır durumdadır.

Devletlerin oluşturduğu kuruluşların yanında, bölgesel çapta güce ulaşmış dini grup/cemaat/hareketleri de son yüzyılın ‘İslam Birliği’ amacıyla teşekkül ettirilmiş önemli çalışmaları içinde saymak gerekir.

Bunca yıldır sürdürülen çalışmalara, gerçekleştirilen organizasyonlara ve kurulan teşkilatlara rağmen ‘birlik’ sağlanamıyorsa konunun yeni baştan gözden geçirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.  Okumakta olduğunuz yazının amacı budur.

 

ÇANAKKALE’DEN BERİ BİRLİK YOK!

“Müslümanlar, en son nerede ‘küresel birlik’ olabildiler?” sorusunun en doğru cevabı Çanakkale’dir. Müslümanlar, Çanakkale Savaşlarında gerçekleştirdikleri birliği bugüne kadar bir daha sağlayamadılar.

Çanakkale Savaşlarından sonra ‘kısmi birlik’ sağlanan konular oldu. 100 binden fazla kişinin öldüğü, 2 milyondan fazla insanın yerini-yurdunu kaybettiği Bosna Savaşı (1992–95) bunlardan biridir. 9–10 yıl süren Sovyet-Afgan Savaşı (1979–89) ile Çeçenistan mücadelesi (özellikle 1994–96) de bu kategoriye dâhil edilebilir. İran-Irak Savaşı ve Irak-Kuveyt Savaşı gibi ‘kısmi ihtilaf’ın belirginleştiği dönemler de oldu.

2010 sonrası başlayan süreç ise ‘geniş ihtilaf’ dönemi sayılabilir. Arap Baharının Libya, Mısır, Suriye aşamalarında Müslümanlar arasındaki görüş farkı çoğaldı. Özellikle Suriye’de olanlar konusunda neredeyse her ülke, her cemaat, her grup farklı tavır ortaya koydu.

Filistin ve Kudüs meselesinde, tarih boyunca daha geniş bir birlik kendini göstermiş olsa da, bu birliği siyasi yönü zayıf  ‘fikri birlik’ olarak not edebiliriz. Filistin meselesinde ortaya çıkacak sıcak/akut bir durum karşısında ümmetin nasıl bir tavır ortaya koyacağını tahmin etmemiz zor.

Savaş/savunma merkezli bu ‘birlik’ konularının dışında doğrudan dini içerikli çabalar da oldu. Bunların başında, Ramazan ve Kurban bayramlarını aynı günlerde yapmak için yürütülen çalışmalar gelmektedir. 1978’de ilki yapılan Kameri Aybaşlarını Tespit Konferansı  (Uluslararası Rüyeti-i Hilal Konferansı) düzenli olarak toplanmaya devam ediyor. 1978’deki konferansta ittifak kararı alınmış olmasına rağmen ‘bayram birliği’ henüz sağlanamadı.

 

‘BİR OLMAK’IN ANLAMI

Günümüzde ‘İslam Birliği’ veya ‘Müslümanların Birliği’ denince, Müslümanların yoğun olarak yaşadıkları ülkelerin veya bu ülkelerdeki kuruluşların, diplomatik temsil düzleminde buluşması şeklinde yapısal bir birlik anlaşılmaktadır. İslam’a göre ‘bir olmak’ın doğru anlaşılması için Kur’an-ı Kerim’in vahdet, birlik, tefrika ile ilgili ayetlerini incelemekte fayda var.

Örnek olması bakımından şu ayetlere bakılabilir. Ali İmran 103, 104, 105; Hucurat 9, 10, 11, 12, 13; Enfal 1, 46, 63, 73; Haşr 10; En’am 159; Şura 14, 15, 39; Rum 22; Saff 4; Tevbe 71; Maide 2; Beyyine 2, 3; Fetih 29.

Allah’ın istediği birliğin İslam’ı yaşama merkezli olduğu açıkça gözükmektedir. Örneğin, Ali İmran 103’te sadece ‘bir olun’ demiyor, birliğin Allah’ın ipine sarılmak şeklinde olması gerektiği belirtiliyor. Allah’ın istediği, Müslümanların herhangi bir şekilde değil İslam üzerine birlik olmasıdır.

Burada şöyle bir itiraz gelebilir: “Müslümanların İslam’ı anlama ve yaşama biçimlerinde ihtilaflar var. Bundan dolayı İslam’ı anlama ve yaşama üzerinden birlik sağlanamaz.” Müslümanların ihtilafları her zaman oldu, bundan sonra da olacak. İhtilaf durumunda nasıl davranılması ve ihtilafın nasıl çözülmesi gerektiği ayetlerde anlatılıyor. Müslümanlar arasındaki ihtilaflar –tefrikaya ve savaşa dönüşmediği sürece- birliği tamamıyla engellemez. Birlik olmayı engelleyen esas dinamiğin daha farklı bir şey olduğunu düşünmeliyiz. İslam’ı yayma ve yaşama amacından daha çok ‘yapısal’ veya ‘şeklen’ birlik sağlama çabası, Müslümanların birliğini engelleyen temel gerekçedir. Modern dönemlerde oluşturulmaya çalışılan İslam Birliği büyük ölçüde ‘ulus temelli’ ve ‘yapısal’dır. Böyle olduğu sürece ülkelerin birliği Müslümanların birliği anlamına gelmeyecektir.

Mevcut yapı, kuruluş ve organizasyonlarıyla ‘İslam Birliği’ gerçek bir birlik olsaydı 2000’li yıllarda şahit olduğumuz pek çok konu farklı sonuçlanabilirdi. Mesela, İsrail’in Mavi Marmara Gemisine saldırması, Suriye’de 100 binden fazla insanın ölmesi, Mısır’da seçilmiş iktidarın darbe ile indirilmesi, Afrika’nın pek çok ülkesindeki iç çatışmalar, Urumçi’deki insan hakları ihlalleri gibi konular.

‘İslam Birliği gerçek bir birlik olsaydı” diye başlayan pek çok cümle yazabiliriz.

‘İslam Birliği’ gerçek bir birlik olsaydı adalet, dayanışma, yardımlaşma tüm dünyada iyi seviyede olurdu. ‘İslam Birliği’ gerçek bir birlik olsaydı, zina, hırsızlık, faiz gibi toplumu kemiren hastalıklar yeryüzünde azalırdı. ‘İslam Birliği’ gerçek bir birlik olsaydı, Müslümanların yaşadığı bölgelerde haksızlık, zulüm, baskılar artmazdı. ‘İslam Birliği’ gerçek bir birlik olsaydı dünyada açlıktan ölen insanlar olmaz, insanlar evsiz kalmaz, yaşlılar yalnızlığa terk edilmezdi. ‘İslam Birliği’ gerçekten Allah’ın rızasına uygun gerçekleştirilen bir birlik olsaydı içki, kumar, bahis, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar dev sektörlere dönüşmezdi.

 

BİRLİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

Müslümanların evrensel birliğini sağlamak için atılan adımların ‘ulus temelli’ ve ‘yapısal’ olmasından dolayı birliğin başarılamadığını yukarıda anlatmıştım. Bu iki temel problemin dışında, birliği geciktiren/engelleyen başka sebepler de var. Aşağıda, hem ‘ulus temelli’ ve ‘yapısal’ nedenlere hem de diğerlerine kısa kısa değinilecektir.

Bireyselleşme: Birlik; paylaşma, dayanışma, yardımlaşma ve diğergamlıkla sağlanabilir. Müslümanlar, son yüz yıllarda ciddi şekilde ‘bireyselelleşmiş’tir. Komşusunu, arkadaşını, dindaşını düşünmeyen insanın dünya çapında bir birliğin parçası olması zordur. Sadece kendi sağlığını, huzurunu, konforunu, kariyerini, evini, kabilesini, ırkını, ülkesini düşünen insanların evrensel bir dayanışmayı hayal etmesini zaten bekleyemeyiz.

Taraftarlık: Mezhep, cemaat, tarikat, dernek, vakıf gibi dini daha iyi anlamak ve yaşamak için kurulan yapılar/araçlar zamanla asıl amaca dönüşmektedir. Yapıların menfaati ümmetin/milletin önüne geçmesiyle kendini gösteren dedikodu, fitne, kavga ve savaşlar Müslümanları zayıf düşürmekte ve birliği engellemektedir. Şu tespitin altını çizmek gerekir: İnsanlar, ideallerini gerçekleştirmek için bir takım yapılar kuruyorlar, sonra da o kuruluşları ayakta tutmak için ideallerinden teker teker vazgeçiyorlar.

Irkçılık: Irkçılık, kibir kökenli hastalıklardan biridir. İslam’ın keskin dille yasaklamış olmasına rağmen ırkçılık değişik isim ve şekillerde İslam âleminin sorunu olmayı sürdürmektedir. Ait oldukları ülkenin/ırkın/bölgenin menfaatini asabiyetçilik boyutuyla ön plana alarak proje geliştiren veya olaylar karşısında duruş belirleyen bazı insanlar zaman zaman bu çizgiyi ırkçılık noktasına taşımaktadırlar. “Bize ne Afrika’dan” şeklinde ortaya çıkan bir tepki –soft da olsa- ırkçı bir karaktere sahiptir. Hâlbuki Müslümanların imkânı Diyarbakır’ın fakirlerine de, Somali’nin yoksullarına da yetecek kadar geniştir.

Zanna, yalana ve iftiraya itibar: Taraftarlık veya ırkçılık hastalığına yakalanmış her insan/grup/ülke, haklılığını veya üstünlüğünü kanıtlamak için kolaylıkla yalan habere itibar etmektedir. Hatta Müslümanlar, zaman zaman bu haberlerin üretilmesine –bilerek veya bilmeyerek- katkı bile sunmaktadır. Hâlbuki yalan söylemek, yalanı yaymak, iftira atmak, iftirayı yaymak, gıybet etmek, lakap takmak, zan beslemek İslam’da açıkça yasaklanmış şeytanî işlerdir.  Bu kötü davranışlar; birliği, dostluğu, kardeşliği, komşuluğu, yoldaşlığı kolaylıkla yıkacak güçtedir. Birlik isteyen önce yalanı yenmek zorundadır. Peygamberimiz “Her duyduğunu başkasına söylemesi kişiye yalan olarak yeter” mealindeki sözünün bizim için anlamı şudur: Yalandan o kadar uzak durun ki, tozu bile bulaşmasın. Hucurat Suresindeki şu ayet de keskin dille bizi uyarıyor: “Zandan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun.” Buna rağmen, zan ve iftirayı meşrulaştırmaya dönük olarak kullanılan “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözünün Müslümanlar arasında yaygınlaşması ne acıdır. Müslümanlar, sadece bu ayetin gereğini yerine getirseler birliğin önündeki en büyük engel kalkmış olacaktır.

Şekilci birlik çabaları: İslam âlemindeki birlik çalışmalarının genelde ‘yapısal’ yürütüldüğünü yukarıda ifade etmiştim. Şöyle düşünüldü: Müslümanların yoğun yaşadığı ve yöneticilerinin Müslüman olduğu ülkeler bir kuruluş altında bir araya gelseler “İslam Birliği” sağlanmış olacak. Devletleri esas alan bu çabalarda o ülkelerde yaşayan Müslümanların birliğe nasıl katılacağı düşünülmediği gibi birliğin amaçlarında İslam’ın istediği hedefler çoğunlukla ya yer almadı ya da ikincil amaçlar olarak yer aldı. Şekil üzerinde çokça kafa yorulurken birleştirici muhtevaya dönük aynı ölçüde vakit ayrılmadı. Bunun sonucu olarak birlik çabaları diplomatik boyutta kaldı; sosyal, siyasi, kültürel kanallar oluşmadı. Son yıllarda başlayan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ile Müslüman topluluklar arasında insani yardım, eğitim, seyahat, sağlık ve benzeri alanlarda yaygın bir iletişim/paydaşlık oluştuğunu gözlemliyoruz. Bu çalışmaların ‘Müslümanların birliği’ noktasında daha fonksiyonel olduğunu söylemek mümkün.

Fıkıh temelli birlik çabaları: Fıkhi tercihler veya birliktelikler üzerinden geniş çaplı bir din birliği sağlamak imkânsızdır. Fıkhi tercihler üzerinden mezhep birliği sağlamak bile çoğu kere zordur. Fıkıh temelli tercihler ile yerel gruplar oluşabilir ancak evrensel bir birlik ancak ‘tevhit’ üzere sağlanabilir.

Tek bir alana yönelmek: İslamcı grupların enerjilerini siyasal alana teksif edip diğer alanları ihmal etmeleri kalıcı bir birliğin tesis edilemeyişin sebepleri arasındadır. Sanat, edebiyat, ekonomi, kültür, iletişim, eğitim, davet vb alanlarda zayıf kalan Müslümanlar ‘yenilgi psikolojisi’nin etkisiyle öykünmeci tavırlar geliştirmişlerdir. Gerçek ve kalıcı bir dayanışma için iletişim, medya, sanat, edebiyat, eğitim, sanayi-teknoloji alanlarında güçlenmek gerekir.

Merkez değil taraftar olmak: Uluslararası sorunlarda veya bölgesel/ulusal tartışmalarda birey olarak Müslümanlar ve onların yönettiği kurumlar, kuruluşlar ve ülkeler İslam’ı merkeze alarak bir fikir/çözüm/proje oluşturmak yerine oluşan taraflardan birini seçerek ikincil veya etkisiz aktörlüğü tercih etmektedirler. Hâlbuki İslam’ın gücü ve Müslümanların nüfusu maslahat prensipleri üzerinden yanlış tezlere taraftar olmak yerine temel tezi savunmayı mümkün kılmaktadır. Asıl çözümü inşa etmek yerine ehven-i şerri ikame etmek ihtilafa ve zayıflığa sebep olmaktadır.

Birliğin önündeki engelleri başlık olarak çoğaltmak mümkün olsa da yukarıdakilerle yetinmek istiyorum. Sayılan engellerin birbirini tetikleyici ve yeni sorunlara sebep olucu özellikte olduğu unutulmamalıdır. ‘Birlik nasıl sağlanır’ sorusuna bir cevap da ‘Bu engelleri kaldırmak ve tersini/doğrusunu tesis etmek’ şeklinde verilebilir.

 

BİRLİK KOLAY

Müminler kardeştir’ diyen ve mensubunu ‘Elinden ve dilinden emin olunan insan’ şeklinde tarif eden bir dinin inananları için ‘bir olmak’ kolaydır. ‘Kendisi için istediği şeyi mümin kardeşi için de istemek’i şart koşan bir dinin mensupları için de birlik zorunludur.

İslam’ı -özellikle sosyal ve içtimai hayata taalluk eden yönleriyle- doğru yaşamak Müslümanların evrensel birliğinin sağlanmasını kolaylaştıracaktır. Bu noktada öncelikle birey olarak her bir Müslümana görev düşüyor.

Komşun açken tok yatma. Zekât ve sadaka vermeyi ihmal etme. Elinden ve dilinden herkes güvende olsun. Doğruluğundan emin olmadığın habere inanma ve o haberi yayma. Irkçılıktan uzak dur. Cemaatini, derneğini, tarikatını, vakfını İslam’ın önüne geçirme. Zandan, iftiradan, gıybetten, fitneden sakın. İslam’ın yayılması için yaşamınla örnek ol, tebliğ yap. Kavga eden iki insanın arasını düzelt. Kardeşinin kusurunu ört ve onu düzeltmesi için yardımcı ol. Nerede bir insan dara düşerse yardımına koş. Kur’andan ve ilimden ayrılma. Bir Müslüman, hayatında sadece bunlara dikkat etse birliğin ilk adımları sağlam şekilde atılmış olur.

Sonraki adım Müslümanların kurduğu yapıların (dernek, vakıf, platform, TV, dergi, yayınevi, radyo, üniversite,  vb) aralarında ‘maruf’ temelli işbirliğine gitmeleridir. Sadece ‘birlik’ kurmak için değil; bir iyiliği yaymak, bir kötülüğü azaltmak, doğru bir şeyi kalıcı hale getirmek veya yeni bir iyiyi inşa etmek için işbirliği düşünülmelidir.

Önce Müslümanın Müslümanla birliği (kardeşliği, komşuluğu, dostluğu, yoldaşlığı, arkadaşlığı) sağlanmalıdır; esas olan da budur. İslam’ı yaşama gayreti göstermeden ‘Müslümanların Birliği’ sağlanamaz. Müslümanların Birliği ancak İslam’ın emrettiklerini yaymak (marufa davet) amacıyla kurulmak istenirse başarılı olur. Dünya çapındaki birlik için de bu böyledir, mahalledeki birlik için de. Yanımızdaki müminle kardeş olalım. Bunu başardıkça her satıhta birlik yolu açılacaktır; ulusal, bölgesel, evrensel.

 

(Bu yazı Yeni Dünya Dergisi’nin Ekim 2013 tarihli 240. sayısında yayımlandı.)

2 yorum

  1. Banu Eker

    Yazınızı bir çırpıda okudum ve çok beğendim. Hislerime tercüman olmuşsunuz. Ellerinize sağlık. Şimdi bir kere daha düşündüm ki; acaba bahsettiğiniz birlik adına elini taşın altına koyacak kaç Müslüman bulabiliriz?

    Ümitsiz olmamamız emredilmiştir bize, bu yüzden asla ümitsizliğe düşmüyorum ama çok da ümitvar değilim açıkçası. Şöyle bir yakın çevreme baktığımda, yukarıda saydığınız birçok maddenin hayata geçmemiş olduğunu görüyorum ve bu durum beni cidden üzüyor.

    İnşallah, her türlü ayrılıkçı düşünceden tez zamanda sıyrılır, bütün insanlığa faydalı olacak bir birliği hep birlikte inşa ederiz.

    Selamlar, saygılar.

  2. mehmet

    Başımızda bulunan BOP eşbaşkanı eğer 13 yıldır AB’ye girmek için çırpınacağına D-8’i işler hale getirmek için uğraşsaydı bugün İslam Birliği imkansız gibi gözükmezdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir