Hakkımda

ÇÖZÜM SÜRECİ ÇÖKTÜ MÜ veya YENİ YOL PLANIMIZ

 

İŞiD’in Kobani’yi kuşatması üzerine HDP Eş Genel Başkanı Selahaddin Demirtaş’ın partilileri sokağa davetiyle başlayan gösteriler, Kobani meselesine duyarlılık sağlamaktan çok maalesef şehir terörüne dönüştü. Aradan yıllar geçtikten sonra bile “Ekim 2014 PKK-HDP Kobani Eylemleri” denilince; olayların şiddete dönüşmesi, 6 ilde sokağa çıkma yasağı, 30’dan fazla ölüm, sakallı-şalvarlılara İŞİD mensubu diye saldırılması, Bingöl emniyet müdürü ve yardımcılarına silahlı saldırı ve iki şehit, yakılan onlarca okul, yaralanan yüzlerce insan, yağmalanan kütüphane-dükkanlar ve benzeri can sıkıcı olaylar aklımıza gelecek. Selahaddin Demirtaş, yakma-yıkma ve ölümle sonuçlanan olayların kendi mensuplarınca değil provokatörlerce yapıldığını iddia etse de durum hiç de öyle gözükmüyor.

Elbette, toplumsal olaylarda her zaman derin yapılar ve provokatörler olabilir ama bu defa bizzat BDP-HDP işin başından itibaren yanlış davrandı ve sokaklar o yanlış davranışlarla provoke oldu 

 

SOKAĞA DAVETİN SİYASET ve İLLEGALİTE İLİŞKİSİ

Demirtaş ve HDP yetkilileri “İnsanları sokağa davet” etmenin siyasi bir davranış değil illegalite ve kaos çağrısı anlamına geleceğini biliyor olmalıydı. 

Mesela Bingöl saldırısındaki isimlerin HDP/BDP ile ilişkisi var mı, yok mu açıklanmalıdır. Yanlış yapanlar partili değilse katillerin cenazesine vekiller neden katılmıştır? Ziya Gökalp Kütüphanesi yağmalayanlar kimlerdir? Sosyal medyada HDP, BDP KCK adına yapılan isyan, öldürme, silah çağrılarını yapan profiller kimlerdir?

Bir siyasi parti mensuplarını miting, toplantı, yürüyüş gibi doğrudan kendisince organize edilen kitlesel buluşmalara ve gösterilere davet eder. “Sokağa çıkın” demek zaten başlı başına kaos çağrısıydı. Suriye ve Kobani konularındaki çelişkilerini ve yanlışlarını örtmek için mensuplarını sokağa dökerek algı çalışması deneyen HDP/BDP-PKK maalesef bölge insanında ve ülke vicdanında yeniden derin yaralar açtı. Sokak acilen sakinleşmeli. Biliyoruz ki, dükkân-otobüs yakarak, insan katlederek, müze-kütüphane yağmalayarak ve rakip siyasi parti binalarını ateşe vererek mazluma destek olunmaz.

Selahaddin Demirtaş “sokağa çıkın” çağrısını parti kurullarının kararı ve kendi aklı ile yapmadıysa diyeceğim şudur: Demek ki birileri HDP/BDP çizgisine, ‘Size ne Türkiye partisi olmaktan, siz marjinal bir bölge partisi olarak kalmaya devam edeceksiniz’ demiş olmalı. Yoksa henüz birkaç ay önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya konulmaya çalışılan demokrat, özgürlükçü, barışçı bir çizgiden kaosçu bir çizgiye geçmenin makul bir izahı olamaz.

BDP, HDP ve DBP gibi partiler; hem Kürtler hem de Türkiye halkları için yeniden duruşlarını gözden geçirmeleri gerekir. Bu, insanlık ve barış için elzem bir durumdur. 

 

‘ÇÖZÜM SÜRECİ BİTTİ’ DİYENLERİN ÇOĞU SÜRECİ ZATEN İSTEMEYENLER

Son olaylardan sonra “Çözüm süreci bitti” şeklinde yazan-çizenleri birkaç gündür izleyince şöyle bir tespitim oluştu: Çılgınca ‘Çözüm süreci bitti’ diye bağıranların-çağıranların çoğu, çözüm sürecine baştan karşı olanlar veya şüphe ile bakanlar. Çözüm Sürecine ilk günden itibaren inanmayanlar, süreci ülkeyi satmak-parçalamak olarak yorumlayanlar ve çözüm sürecini baltalamak için ellerinden geleni yapanların şimdi “Çözüm Süreci bitti” demeleri kendi açılarından çelişki olmasının yanında sevinç çığlığı gibi geliyor bana. Hâlbuki Çözüm süreci gerçekten bitti ise buna hepimiz üzülmeliyiz.

Evet, sokak çağrısıyla birlikte sürecin önemli ortaklarında biri HDP/BDP yanlış bir davranış ortaya koymuş oldu. Ortaya çıkan kaosun bize sordurması gereken soru “Çözüm Sürecini bundan sonra nasıl yürütmeliyiz ve güçlendirmeliyiz?” şeklinde olmalıdır. Bu soruya vereceğimiz cevaplar “Çözüm Sürecinde dair tamir-bakım ve yeni atılımlar” listesini oluşturmamızı sağlayacaktır.

Çözüm Süreci bitmez, bitmemeli. Çünkü çözüm süreci, eksiklerine rağmen, ülkedeki tüm insanların kardeşliğini, birliğini, özgürlüğünü ve karşılıklı saygısını esas alıyor. Üstelik çözüm süreci son 20-30 yıldır  ülke insanının sahip çıktığı en geniş toplumsal birlik çabası. Sürecin eksikleri varsa bunları konuşalım, birlikte tamir edelim, gerekirse demokratik şekilde tepki verelim ama süreç çöktü diyenlere hak vermeyelim. 

 

ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN TAMİR-BAKIM VE YENİ ATILIMLAR LİSTESİ

HDP ‘sokağa çıkın’ çağrısının siyasi bir davranış olmadığının tespitini yapmalı, bu çağrıyı kurullarında sorgulamalıdır, sonrasında topluma makul bir açıklama hatta özür beyanı yapmalıdır.

Çözüm sürecinin mimari Tayyip Erdoğan şimdi Cumhurbaşkanı olarak sürecin sonuna kadar ardında durmalı. Ahmet Davutoğlu başbakanlığındaki hükümet de süreci güçlendirerek ilerletme çabasını arttırmalıdır. BDP/HDP de eskisinden daha güçlü şekilde sürecin arkasında durmalıdır. Sürecin eksikleri siyasi düzlemlerde konuşularak giderilmelidir. 

Sokakları ateşe veren, insan katleden, dükkanları yağmalayan, başta HÜDAPAR olmak üzere AK Parti ve diğer rakip partilere saldıran, okul yakan, emniyet mensuplarını şehit edenler yakalanmalı ve cezalandırılmalıdır. “Bunları yapanlar bizim mensuplarımız değil” diyen HDP bu konularda yardımcı olmalıdır.

Çözüm süreci hassasiyetini istismar ederek yapılmakta olan yakma-yıkma olaylarının halkın umutsuzluğa düşürmesinin önüne geçilmelidir. Hükümet, çözüm sürecini sürdürmek için bölgede kaos, baskı, vandalizm ve hukuksuzluğa yol açma ihtimali olan politikalarını gözden geçirmelidir.

“Çözüm Sürecinin bir tarafı devlet-hükümet diğer tarafı da PKK” algısı ve anlayışı tashih edilmeli; tüm Kürt vatandaşlarımız başta olmak üzere Türkiye’deki herkes sürecin tarafı haline getirilmelidir. Bunun için, PKK ve BDP’nin doğu illerinde sindirdiği vakıf ve dernekler, dini ve sosyal-kültürel merkezler, yerel kanaat önderleri, farklı legal siyasi girişimler sürece bir şekilde dahil edilmelidir. Elbette süreçte BDP/HDP’nin varlığı başattır, önemlidir ve şarttır ama BDP/HDP’ye herkesin sözcüsüymüş gibi davranarak farklı tüm yapıları dışlama-zayıflatma hatasından vazgeçilmelidir. 

Mevla görelim neyler. Neylerse güzel eyler. Kötü şeyleri değil iyileri çoğaltalım. Birlikte çabalarsak Çözüm Süreci de, kardeşlik de devam eder. Yeter ki, yalan, şiddet ve kaostan uzak duralım.

 

1 Yorum

  1. Haşime

    Selam ile…
    Yazının katıldığım ve katılmadığım bölümleri var.Bir iki cümle ile bu tartışmaya katılmak isterim.

    Çözüm sürecinin şu an için biteceğine ya da bitme noktasına geldiğine inanmıyorum.Çözüm süreci devam edecek, etmeli. Sokağı yakıp yıkan “terörist” diye tanımladığımız gençleri iyi okumalıyız. Kürt sorunu neredeyse 3. kuşağına doğru ilerliyor. Dün sokakta asker polis taşlayan çocuklar şimdi genç oldular. Bu sokakları yakıp, yıkan, yağmalayan ve söz (!) dinlemeyen genç bir kesim var. Bu gençler ne hdp yi ne Öcalan’ı ne de kandili beğeniyorlar. Bu çocuklar devlet vaadi ve isyan ile yetiştiler.Genelde evlerinden ya ölü ya da hapiste ömrünü geçiren akrabaları var. Üst kadro tamamen gerek hareket gerek söylemle “siyaset” yapıyor.Bu gençler ise olaylara tamamen duygusal yaklaşıyorlar. Bir insan ölümü göze alarak, yakıp yıkmak için sokağa neden iner? Akil insanlar bu soruyu sormak zorunda. Hemen çapulcu, terörist dersek eski anlayışa geri döneriz ki bir faydası olmadığını gördük.

    İnsanları sokağa atan ideoloji, din ve siyasetten çok umutsuzluktur. Umudunu yitiren adam her şeyi göze alır. Şu an konuşan dil suçlama ya da savunma adına bana göre insansız ve insafsız.Olayın sosyolojik boyutu gözardı edilmemeli.Tek taraflı bir suç yok.Herkes iktidarda sokağa gençleri çıkaranlarda sorumluluk almalı. Krizler bize en azından bir şeyler öğretsin. İyiliği yaymakta iyi kalmakta zor olan, saygılar:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir