Hakkımda

Beypazarı’nda bir tas tarhana çorbası

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, Beypazarı’na yaptığımız bir gezi esnasında, şehrin taş döşemeli sokaklarındaki yürüyüşün ardından, Paşa Camiinde namaz kılmış, sonra da caminin karşısındaki Külhan’da bir süre oturmuştuk. Konağın mönüsünden ilk tercihimiz Tarhana çorbası olmuştu.

Sık seyahat eden biri olarak, değişik yörelerin tarhana çorbalarını tattım. O akşam içtiğimiz Beypazarı’nın tarhanası diğerlerine göre daha lezizdi. ‘Çorbayı nasıl buldunuz’ sorumu, yol arkadaşlarımızdan biri  “Bu tarhana çorbası için 300 km yol gidilir” diye cevaplandırdı.

Bu hafta Beypazarı’na yolum tekrar düştü. Bir iş sebebiyle Pazar günü Ankara’da olmam gerekiyordu. Cumartesiden yola çıktım. Ankara’ya yaklaşırken, aklıma birden Beypazarı’na uğramak geldi. Yolumu değiştirip Beypazarı’na yöneldim. Beypazarı’na ulaştığımda akşam olmak üzere idi. Köstyolu ve Alaattin Sokak’taki satıcılar, sokağa her yeni girene, acaba tezgahıma uğrar mı bakışlarını sürdürseler de, mallarını toplamaya başlamışlardı. Konakların ışıkları, pencere işlemelerinin gölgelerini taş döşeli sokağa yavaş yavaş yansıtmaya başlamıştı bile. 

Hoşaflık elma ve erik kurusu, ceviz içi, badem, üzüm gibi yiyeceklerin yanı sıra çeşit çeşit baharat, ot ve içeceklerin olduğu tezgâhları geçerek sokağın sonuna vardık. Sonra tekrar geri döndük. Sokağın diğer tarafındaki dükkânlara bakınarak yürürken, kapısında sanat evi yazan bir han dikkatimizi çekti. Görmek gerekir diye içeri girdik. Adı; Erdemli Han.  Yöresel el sanatları ve hediyelik eşyaların satışının yapıldığı küçük bir dükkân olarak düzenlenmiş. Küçüklüğüne rağmen, onlarca el yapımı hediyelik eşya, yörenin folklorik ürünleri ve resim tabloları raflarda ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştu.

Alış veriş niyetim olmamasına rağmen, el yapımı saatler dikkatimi çekti. Sonunda bir saat almaya karar verdim. Saati, hanın şu andaki işletmecilerinden emekli öğretmen Aysun Hanım yapmış. Tasarımı ve üretimi kendisine aitmiş.  Akrep ve yelkovanı dışındaki her şey ahşap. Günler, küp şeklinde kesilmiş iki ayrı ağaç parçası, aylar ise tek parça uzun ağaç parçaları ile gösteriliyor. Saat, kendi kendine çalışsa da, her sabah gün bölümünü elim ile değiştiriyorum. Saati, iş yerimdeki ebru, hat ve minyatür tablolarının önüne yerleştirdim. Kıskanç gözlerin bakışlarına maruz kalsa da, yerinde pek güzel duruyor.

Beypazarı; el sanatları, konakları ve mutfak kültürü ile Safranbolu, Mudurnu, Göynük ve çevredeki diğer yerleşim yerlerine benziyor. Ancak, birbirine çok yakın olsalar da her birinin kendine ait özellikleri var. Bunları gezdikçe anlayabiliyorsunuz. Alışveriş sonrası, sokağın başındaki Münsür Konağı’na yöneldik. Niyetimiz yine tarhana çorbası içmek. Önceki yılın tadı hâlâ damağımda çünkü. İkinci kata çıkıp çorbalarımızı beklemeye başladık. Sadece kadınların çalıştığı konak mutfağından çıkan servis elemanı, çorbalarımızı, yanında nefis ekmeklerle masamıza koyar koymaz akşam yemeğimize besmele çektik. Uzun bir yol sonrası, akşamın serinliğinde, ahşap konakta, tarhana çorbasından daha nefis bir yemek olmazdı sanırım. Çorbamızı kaşıklarken, bizi ağırlayan konak çalışanlarından Nimet Hanımdan da yöreye dair yeni bilgiler aldık.

Çorbadan sonra Höşmerim tatlısı istedik. Beypazarı’nın höşmerimi Balıkesir’in höşmeriminden farklı. Beypazarlılar, höşmerimi, kepekli un, süt, kaymak, tuz, yağ ve şeker ile yapıyorlar. Oldukça zahmetli bir uğraş gerektiren ancak lezzetiyle de, bu zahmete değen bir tatlı. Balıkesir höşmerimi ise, tuzsuz taze peynir, şeker, irmik, margarin ve safrandan yapılır.

Beypazarı elbette sadece anlattıklarımdan ibaret değil. Gezilecek yerleri arasında, Hıdırlık, İnözü Vadisi, Taş Mektep, Halk Evi de var. Tarhana Çorbası ve Höşmelim dışında tadılacak lezzetleri de şunlar; taş fırınlarda pişirilerek yine özel güveç kaplarında ikram edilen etli güveç, parmak kalınlığında damarsız ve ince kara üzüm yaprağına sarılan etli dolma, 80 kat ince yufkadan hazırlanan baklava, havuç lokumu, cevizli sucuk.

Önerim şudur; öğrendiklerinizi yerinde görün, uygulayın, tecrübe edin. Sadece okuyarak değil, gezerek de öğrenin. Beypazarı gibi geleneksel yaşama ve yapılara dair örneklerin olduğu yerleri çocuklarınıza özellikle gezdirin. İnsan, “Gezerek mi öğrenir, okuyarak mı?” gibi garip münazaralara girmeyin; gezin, okuyun, gezerken okuyun, okurken de gezin. Bazen bir tas çorba içmek, yeni insanlar tanımak, sohbet etmek, farklı yerler görmek için kilometreler gidebilin. Ben öyle yapıyorum. Çünkü, gezmek ciddi bir iştir.

 

Erol Erdoğan, Yazının ilk hali 15 Aralık 2005’te Milli Gazetede yayınlandı. http://erolerdogan.com.tr/?p=613#more-613

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir