Hakkımda

Başbakan “oyun kurucu” ama siz de “hikaye anlatıcı”sınız

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Balyoz Davası sanıklarından Emekli Orgeneral Ergin Saygun’u ameliyat sonrası ziyaretine dair gazetelerde pek çok yorum ve köşe yazısı yayınlandı. Yazıların çoğunluğunda ziyaretin “insani” boyutuna dikkat çekiliyor. Yine yazılarda darbe tehlikesinin azalması ile uzun tutukluluk sürelerinin yanlışlığı da Başbakan’ın ziyaretinin gerekçeleri arasında sayılıyor.

Darbe tehlikesi azalsın ya da azalmasın, Başbakan Erdoğan’ın daha önce birlikte çalıştığı bir paşayı hayati önem taşıyan bir ameliyat sonrası ziyaret etmesi güzel bir davranıştır.

Bu ziyaretin “meşru” olması için illa da darbe tehlikesinin geçmiş olması gerekmez. Bu ziyaretin her şartta tek meşruiyet gerekçesi insaniliktir. Ziyaret zamanında yapılmış doğru bir faaliyettir.

Benzer bir durum İlker Başbuğ’un da başına gelse sanırım Başbakan aynı ziyareti Başbuğ Paşa’ya da yapar. Yazarların ziyareti darbe tehlikesinin geçmiş olmasına bağlamaları kendilerinin “insani” sınırlarla ilgili sorgulamalarını zorunlu kılıyor.  Ve tabii darbe tehlikesinin geçip geçmediği, darbelerin nasıl bir evrim sürecinde olduklarını da ayrıca analiz etme zorunlulukları var.

Pazar ve Pazartesi gazetelerinde çok sayıda yazarımız Ergin Saygun ziyaretine dair yazılar yayınladı. Yazıların pek çoğunu okudum. “Durum tespiti” açısından yazıların çoğuna iyi puan verebiliriz. Hepsi bu ziyaretin ne tür sonuçlara yol açabileceğinden bahsediyor, ziyaretin güzelliğini anlatıyor. Hepsinin satır aralarında Başbakanın oyun kuruculuk gücüne dair ifadeler var.

Bütün bunlara eyvallah da Ergin SAYGUN ziyaretinin hikmetlerini anlatan yazarlarımıza şunu deme hakkımız var değil mi?

Başbakanımız Ergin SAYGUN’u ziyaret etmeden önce bunu önerecek öngörüde olsaydınız keşke!

Hiç değilse zamanında “Darbeler sonuna kadar yargılansın, suçlular cezasını çeksin ama mahkeme süreçlerinde insani boyut unutulmasın.” diye yazsaydınız.

Başbakan kürsülerden uzun tutukluluk sürelerine dair rahatsızlığını dile getirmeden önce keşke “Uzun tutukluluk süreleri infaza dönüşmesin.” deseydiniz.

Evet, Başbakanımızın “oyun kurucu” olduğu kesin. Ama siz de az çok  “oyun önerici” olun veya “iyi tahminci” olun. Yazarlık ile muhabirlik arasında kocaman bir fark olmalı. Her şey olup bittikten sonra  hikâyeleştiren “spiker” olmakla yetinmeyin.

Yazarlarımıza not. Darbe karşıtlığı aynı zamanda özgürlük, demokrasi, halk egemenliği, sivillik, insan hakları, eşitlik, adalet  konularında da yüksek sesle konuşmayı gerektirir.

 

1 Yorum

  1. Horasan

    Yazdıklarınıza bir diyeceğim yok. Fikirlerin başka başka olması zenginlik. Ama müslüman zevatın -siyaseten oyun kurucu mu demeliyim- bu günlerde darbecilerin hapiste olmalarından dolayı suçluluk psikozuna girmelerini kablullenemiyorum. Binlerce erkek ve kız öğrenciyi ve aileyi madur eden bu mağrurlar değilmiydi? Roketatarları alıp, soba borusu diyen kimdi? Yüzlerce site kurarak halkın dini inaçlarına saldıran vs vs vs.. Gün dönmüş yaptıklarından dolayı yargılama süreci başlamış, neden suçlu psikozu bizi esir alsın? Ayrıca “dünyanın en kalabalık ordusunda bukadar general yok” savını ortaya atanlar iktidarken, neden subay sıkıntısından bahsediliyor anlamak mümkün değil?

    Kimse hikaye okumasın, darbe tehdidi geçmiş değildir. Eser Karakaş da bir süre önce araştırmaları sonucu bu kanaati paylaşmıştı. İnternete düşen subaylara ait ses kayıtları da bu yönde.. Baltaların “şimdilik” gömülmüş veya bir kaç cephe geriye gidilmiş bir durum var. Gün olur kaldıkları yerden devam edebilirler çünkü yapısal tedbirler alınmadı, harp okullarında okunan dersler de aynı okutanlar da..

    İnsanca davranışlara eyvallah.. darbeci zihiniyet yetiştirici kurumları ıslah etmeli, darbecilere de fazla yüz verilmemeli. Yaşananlar bir yerlere mesaj gibi geliyor, denge politikası (kürt politikası ve askere selam), reel politik davranışlar vs..
    Selamlar,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir