Hakkımda

“Aslen” Ermeni, Kürt, Türk, Azeri!

Kaynak linki: http://www.radikal.com.tr/yorum/aslen_ermeni_kurt_turk_azeri-1127304 (30 Mart 2013)

 

Çözüm sürecine paralel olacak şekilde yapmamız gereken pek çok şey var. Bunlardan biri de “dil temizliği” olsa gerek. Dil temizliğinde özellikle toplumsal yapılara ve bireylere düşen görevler var. Ve tabii basına da.

Kulağımızın aşina hale getirildiği “Kürt kökenli” tanımından başlayalım mesela.

“Kökenli” ne demek? Benzer örnekleri sıralayalım. Ermeni asıllı Türk vatandaşı. Kürt kökenli Fransız vatandaşı. Aslen Türk kökenli Alman vatandaşı. Azeri asıllı Rus vatandaşı. Benzer ifadeleri peş peşe sıralayınca tuhaflık sanırım daha belirgin hale geldi.

“Aslen şuralıyım” şeklindeki kalıp ifadelerde de benzer bir tuhaflık vardır. Mesela şöyle diyenler olur: “Aslen Sinopluyum.” Peki, neden “Sinopluyum” diye kendimizi tanıtmak yerine “aslen” kelimesini oraya iliştiririz?

Cümle kurulurken kelime ve vurguların seçilmesinde insanın karakteri, eğilimi ve psikolojisi etkendir. “Aslen” kelimesini çoğunlukla memleketi ile ilişkisi ve aidiyeti zayıflayanların kullanmayı alışkanlık haline getirdiklerine şahit oldum. “Aslen” kelimesinin “Ben Sinopluyum ama yıllardır memleketimle ünsiyetim azaldı, aile olarak oraya ait olsak da yaşadığım yer orası değil.” gibi bir anlam ifade etmesi için oraya iliştirilmiş olma ihtimali yüksek. Bu kişi mesela köyüne gittiği bir dönemde orada yeni karşılaştığı biri ile tanışırken “Aslen şuralıyım” demez, kendinden emin bir şekilde “Buralıyım” der. Dolayısıyla aslen Sinoplu olan halen de Sinopludur. Bu durumda nereli olduğumuzu anlatmak için “Sinopluyum” demek yeterli olacaktır. Kendimizle ilgili biraz daha bilgi vermek istiyorsak “Sinopluyum, İstanbul’da yaşıyorum.” şeklinde konuşmayı uzatabiliriz.  Durum psikolojik, duygusal yani.

Konunun anlaşılmasına yardımcı olacağı için İslam Fıkhında önemli bir yer tutan “vatan” tasnifine de değinmekte fayda var. Fıkıhta vatan üçe ayrılır:

Aslî vatan, ikamet vatanı, süknâ vatanı. Vatan-ı aslî, insanın doğup büyüdüğü yer veya çalışıp geçimini sağladığı, yerleştiği yerdir. Vatan-ı aslî, bir veya birden fazla olabilir. Bir kimse yerleştiği yerden, yine sürekli olarak yerleşmek amacıyla başka bir yere giderse, o gittiği yer vatan-ı aslîsi olur. Hz. Peygamber aleyhisselam Mekke’ye gittiğinde kendisini misafir saymış ve “Biz seferîyiz.” buyurmuştur. Peygamber aleyhisselam Hicretle birlikte Medine’yi yurt (vatan) edinmiş olsa bile o Medine’de oturan bir Mekkelidir. Tarihe bu şekilde geçmiştir, bu durum değiştirilmeyecek bir yaşanmışlık ve aidiyettir.

Şimdi gelelim Ermeni asıllı Türk vatandaşı, Kürt kökenli Fransız vatandaşı, aslen Türk kökenli Alman vatandaşı ifadelerine. Yıllar önce bir Kürt arkadaşımı başka bir arkadaşımla tanıştırırken “Kürt kökenli” demiştim. Hafif gülümsedi “Hâlâ Kürdüm.” dedi. Üniversite yıllarında yaşadığım bu tanışma dersinden beri böyle bir kalıp kullanmıyorum. “Kullanmamaya özen gösteriyorum.” desem daha iyi. Kulağımın aşina olduğu bu kullanıma dilim ne kadar bigâne kaldı, emin değilim.

“Ermeni asıllı Türk vatandaşı” derken neyi kastediyoruz? Bir de Kürt için “kökenli” derken Ermeni için neden “asıllı” deniyor? Bunun dil, hukuk, sosyoloji açısından bir sebebi veya karşılığı var mı?  Bu cümleyi Ermeni bir kişi kullanıyor mu yoksa o kişiyi dışarıdan tanımlayanların ifade biçimi mi sadece?

“Ermeni asıllı Türk vatandaşı” derken “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Ermeni’den söz ettiğimiz” kesin. Ancak bunun daha doğru bir ifade biçimi olmalı. Çünkü “asıllı – aslen” ifadesi kişinin “Ermeni” olmasıyla ilgili bir nakısa, eksiklik veya eksilme olduğuna işaret ediyor.  “Türk kökenli Alman vatandaşı” veya “Türk kökenli Alman” tanımlaması da böyle. Ne kadar iğreti bir ifade değil mi?

“Ermeni asıllı Türk vatandaşı” yerine şu ifadenin daha doğru olduğunu düşünüyorum: Türkiye vatandaşı Ermeni. (Türk – Türkiye tartışmasına girmiyorum.)

Baştaki ifadeleri bir de şöyle yazalım: Türkiye vatandaşı Ermeni, Fransa (Fransız) vatandaşı Kürt. Alman (Almanya) vatandaşı Türk. Örnekler çoğaltılabilir.

Sürekli “etnik mensubiyet” atfı yapmak zorunda hissetmeyeceğimiz günlerin yakın olmasını diliyorum. Doğru ifade etsek bile etnik hassasiyetler üzerinden konuşmaya mecbur kalmak veya bunu alışkanlık haline getirmek yorucu, eksiltici, yaralayıcı bir şey. Adalet geldikçe kardeşlik artacak. Herkes kendi hakkına ve kendisinin dışındakinin hakkına razı olmalıdır. Hepimiz Adem’in çocuklarıyız. Ya dinden kardeşiz, ya insanlıktan.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir