Hakkımda

Algı İnşalarında Sevgi, Taraftarlık, Panik Halleri

Önce şu cümleyi gördüm. “Sen benim liderime terörist diyemezsin.”

Peşinden şunu: “Sen benim hocama terörist diyemezsin.”

Bir sosyal medyada, iki veya üç dakikalık aralıklarla gördüm bu iki cümleyi. Farklı siyasi ve sosyal aidiyetleri olan iki kişinin maksadı zıt ama üslubu aynı bu ifadeleri üzerinde biraz sohbet etmenin gerekliliğine inanıyorum. Aktardığım sözlere iki cihetten yaklaşacağım. İki cihetten ilki iletişim mecralarında algı kurma yöntemleri, ikincisi sevmek ve taraf olmak farkı üzerine olacak.  

İlkinden başlayalım. Bilgi, his, haber, duyum gibi iç ve dış etkilerin tesiriyle bir kişi, kurum veya varlık hakkında zihnimizde oluşan, kısmen kalıcı olma özelliğine sahip, kavrama ve tanımlamaların bütününe algı deriz. Sosyal, siyasi, diplomatik ve kültürel algıların oluşmasında/oluşturulmasında medya mecraları ve iletişim yöntemleri ciddi şekilde pay sahibidir. Bunun için, söz konusu alanlardaki iletişim-medya faaliyetlerinin çoğu basit kurallarla değil karmaşık ve matematiksel prensiplerle planlanır.

Mesela bu matematiksel yöntemlerden biri, bir varlığı bir kavram-kelime ile ilişkilendirmektir. Bu, basit bir eşitleme işlemi gibidir.  Maksat, muhatap kitlenin zihninde iki varlık (kişi-kavram) arasında ilinti-ilişki kurdurmaktır. Bu cümlemle, algı inşa etme süreciyle ilişkili olan durumları kastediyorum, gazetede okuduğunuz her haber, her cümle bahse dahil değildir. Bazı algılar da kendi doğallığında gelişir. Amasya deyince aklımıza elma, Çorum deyince leblebi, Konya deyince Mevlana gelmesi böyledir.

Biraz daha açalım. Bir kişi üzerinde ‘X’ algısı oluşturulmak isteniyorsa, o kişinin ismi ile x kelimesi sürekli haber, metin, sohbet içinde birlikte kullanılır. En basit yöntemlerden biridir bu. Bunu hepimiz biliriz. Ancak, çoğumuzun bilinçsizce dahil olduğu bir nokta var ki, yazının başında alıntı olarak verdiğim sözler buna örneklik teşkil ediyor. Hatırlar mısınız, ilkokul sıralarında öğretmenimiz bize şöyle ödevler verirdi: Şu kelimeleri anlamlı birer cümlede kullanın. Öğretmenin maksadı ‘tekrar’ ve ‘kullandırma’ yöntemleriyle, o kelimeyi bize öğretmektir. Altını çizeyim, öğretmenimiz bize ‘anlamlı cümle’ der, ‘olumlu cümle’ şartı aramaz. Dolayısıyla bazı durumlarda bir cümlenin olumlu veya olumsuz kurulması, oranları farklı olmak şartıyla, aynı işe yarayabilir. Yukarıda örneğini verdiğim, taraflarca sevdiklerini savunma amacıyla yazılmış iki cümle, anlatmaya çalıştığım durumu gösteren iyi birer örnek sayılabilir. “Terörist” kelimesinin cümlede kullanılmış olması kurgulanmaya çalışılan algı için yeterlidir, cümleniz ister olumlu, ister olumsuz olsun. Bütün bu izahlardan sonra “Şu kişi teröristtir” ifadesi ile “Sen şuna terörist diyemezsin” cümlelerinin, farklı dozlarda, aynı kurguya veya algıya hizmet ettiğini söylememizde sanırım beis yoktur. Oluşturulan bu algının en sıradan kullanım şekline bazı araştırma ve raporlarda şöyle rastlarız: Arama motorlarında x kelimesiyle en çok ilişen isim y’dir. Üstelik y’yi savunan kişinin yazdığı cümlede bu sayıma dahildir.

Yine geçtiğimiz haftalarda, erotik filmden alınan bir kareyle sevilen bir siyasetçiye karşı girişilen yıpratma sürecinde de benzer yanlış davranışlara şahit oldum. Bazıları, “Bu resimdeki kesinlikle o kişi değildir.” diyerek ilgili siyasetçinin adı ile birlikte utancımızdan bakamayacağımız kareyi paylaşıyorlardı. Bir anlık salim zihinle düşünülse, panik halinde paylaşılan o karenin paylaşılmayacağı kesin. 

Bir suçlama veya iftira ile mücadele etmenin yolu, aynı cümleyi değiştirerek kullanmak olmamalı. “Peki, nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap vermek bu yazının sınırlarını aşan bir uzmanlık yazısı gerektirdiği için, kendimize veya sevdiğimize yakıştırmadığımız, kelime veya lakapları, eleştirmek için bile olsa cümlede kullanmayalım, demekle yetiniyorum.

Bu son cümleden yola çıkarak ikinci ciheti konuşabiliriz. “İkincisi de sevmek ve taraf olmak farkı üzerine olacak” demiştim. İkinci ciheti anlamak için muhabbet ikliminde bir miktar yürümemiz gerekir. Sevgi, aşk, muhabbet, hürmet gibi kelimeler, kişinin başka bir varlıkla kendisini yakınlaştırması, benzeştirmesi ve aynileştirmesi hallerini anlatır. Bu mertebenin sonu “fena”dır. Fena; sevmek, sevdiğinde yok olmak, tek olmak, o olmaktır. Bu mertebeden sonrasında, insan sevdiğini kendisi gibi görür ya da kendisini sevdiği gibi. İkisi arasında fark olmak birlikte, bu yazı çerçevesinde, her ikisini aynı kabul edebiliriz. İnsan, kendisine yakıştırdığını sevdiğine de yakıştırır, kendisinin kaçındığı, ürktüğü, korktuğu ne varsa muhabbet beslediği kişi için aynı endişelere sahip olur.

Bir süredir, “sevmek” ile “taraf olmak” halleri üzerinde düşünüyorum. Çok kesinleşmiş tespitlerim olmasa da, iki halin iç içe geçen kesişimleri olduğu gibi birbirine benzemeyen damarları da var, diyebilirim. İki kelime üzerine yoğunlaştıkça, “sevmek” ile “taraf” olmak arasında söze ve davranışa yansıyan farkların olduğunu gördüm.

Mesela birisi, babamıza kötü bir ithamda bulunsa, tepkimiz “Babama öyle diyemezsin!” şeklinde ortaya çıkar. Eşimize birisi kötü bir şey dese, söz sahibine karşı “Sen nasıl öyle konuşuyorsun!” diye ayağa fırlarız. Kullanılan “kötü” kelimeyi tekrar etmeyiz, tekrar edilmesini istemeyiz. Mevzu karakola düşse bile, sevdiğimize yakıştıramadığımızdan hep “o kelime” deriz. İç dünyamız, sevdiğimiz kişinin ismiyle sevmediğimiz kelime aynı cümlede bulunsun istemez. Çünkü sevmek, en başta koruma hissini güçlendirir. Çünkü sevmek, müthiş bir iç eylemdir, kalbi bir davranıştır. Akıl baba gibi reel, kalp anne gibi hissidir. “Siyasette aşk haline yer yoktur” diyenlere karşı ben “Var” derim. Taraf olmadan önce sevmek şart, taraftarlığımızın bir ayağı sevgiye oturmalı. “Sen benim liderime/hocama terörist diyemezsin.” sözü, bir algı inşası varsa, o algı planına hizmet ediyor demektir. Gerçekten severek taraf olalım. Sevmek gerçekten taraf olmaktır.

Güncelden hareket ederek oluşturduğum yazıyı, bu çerçevede bir temenni ile bitireceğim. Gezi Parkı ile başlayan, ODTÜ ve dershane tartışmalarıyla devam eden ve 17 Aralık operasyonlarıyla zirve yapan süreçten, siyasetin güçlenerek ve temizlenerek çıkmasını istiyorum. 

Yazının özeti şu cümledir:

Kaçındığımız algıyı, çoğu kere, o algıyı kötüleme gerekçesiyle yaptığımız tekrarlar ile kendimiz oluşturuyoruz.

 

3 yorum

  1. safiye özden

    Emeğinize sağlık Erol hocam Allah razı olsun… Kalben temenninize amin inşaallah diyorum. Saygılar.

  2. Ayşe Bilir

    Bazen şunu düşünüyorum. Cemaat bu işte haksız ve suçlu. Ancak esas oyun AK Parti ve Cemaati kavga ettirerek, ülkeyi zayıflatmak.

  3. Talha Akif Gürbüz

    Kaleminize sağlık Başkanım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir