Hakkımda

Cephede Kazandık, Masada da Kazanalım

Darbe girişimi üzerine konuşurken 24TV’nin değerli programcısı Zeynep Türkoğlu “Cephede kazandığımız zaferi, inşallah masada kaybetmeyiz” dedi. 15 Temmuz, darbeden çok, emperyalist ve terörist bir işgal girişimidir. Darbeci cunta, bir düşman kuvveti gibi TBMM başta olmak üzere devlete-millete ait pek çok kurumu bombaladı, 5-6 saat içinde çoğu sivil 300’e yakın insanımızı katletti. Boğaz Köprüsü üzerindeki F16’ya “Köprüyü havaya uçur” talimatı verildiği bile yazıldı. Türkiye, düşman bir ülke ile savaşsa, başına geleceklerin bazılarını darbeci cunta o akşam başardı maalesef. 15 Temmuz’u düşman kuvvetleriyle yapılmış bir mücadele olarak görürsek ‘cephe’ ifadesi tam anlamıyla yerine oturuyor. O gece her yer cepheydi: Valilikler, belediyeler, kaymakamlıklar, Boğaz köprüleri, TBMM, Külliye, Telekom, MİT, gazeteler, televizyonlar, havaalanları, yollar…

Sonuçta, 100 yıl önce “Çanakkale Geçilmez!” diyenlerin torunları 2016’da “Millet Geçilmez!” diyerek işgalci terörist darbeyi sokaklara gömdü. Savaşı cephede kazandık, şimdi sırada masa var. Bundan sonra yapılacakları temsil ediyor masa. Cephede kazanılan zaferi hiçbir yerde kaybetmemeliyiz, atılacak ulusal ve uluslararası adımlarla zaferi tahkim etmeli ve güçlendirmeliyiz.

Masada şunları göz önünde bulundurmalıyız.

15 Temmuz Darbe Girişimi, bağımsız bir proje değil, dar planda Arap Baharı ile başlayan sürecin, geniş çerçevede Birinci Dünya Savaşının devamıdır. Bundan sonra da, klasik veya yeni tip darbeler denenecektir. ‘Yeni tip darbe’ konusu üzerinde beyin fırtınaları yapılmalı.

17-25 Aralık 2013’ten beri FETÖ mensuplarının bir kısmı tedbir-takiyye yöntemiyle gizlenmiştir. Ayrıca, FETÖ’nün yurtdışında, hiç değilse 100’den fazla ülkede insan kaynağı bulunmaktadır. Bu iki potansiyel üzerinde düşünülmelidir.

Deşifre olan, gözaltına alınan veya tutuklanan darbeciler (çocuklar ve aileleriyle birlikte) diğer terör örgütleri, Türkiye aleyhine çalışan lobiler, uyuşturucu ve benzeri mafyalar, intihar eylemlerini organize eden düşman yapılar için hedef kitle duruma gelmiştir. Bu konuda hem güvenlik tedbirleri hem de sosyal boyutlu stratejiler devreye sokulmalıdır.

1960 sonrası 15’ten fazla darbe, darbe girişimi ve muhtıra gerçekleştiren ordumuzun darbeci karaktere sahip olmasında etkin olan, kendini üstün halkı ve siyaseti hor görme (seçkincilik), devleti askerin kurduğuna inanma (kurucu kutsal ordu), Batının mutlak üstünlüğünü kabul etme (Batıcılık ve modernizm) gibi fikri sapmalar konusuna kafa yorulmalı, askeri eğitimin felsefesi, müfredatı, okul tipi ve eğitim kadrosu üzerinde çalışılmalıdır.

Darbenin dış ortakları, uluslararası alanda deşifre edilmeli. Bu konuda dış ve iç bilgilendirme yapılmasının yanı sıra mümkün olan yaptırımlar devreye sokulmalı.

FETÖ’nün 30-40 yıllık süreçteki en önemli üç dinamiği din, eğitim ve uluslararası ilişkilerdi. Bu yapı mistik bir gizlilikle kesin inançlı bağlılarını oluşturduktan sonra eğitim, bürokrasi, hukuk, ordu, diplomasi alanlarında ilerlemiştir. İşin temelinde ‘dinde sapma’ vardır. Sevgili Peygamberimizin tebliğ ve yaşam örneğinde olduğu gibi; dini öğreti, eğitim ve yapıların şeffaflaştırılması inanç kaynaklı sapmaların önemli bir kısmını önler. Dini yapılarda şeffaflığın sağlanması için büyük bir atılıma ihtiyacımız var.

Toplum, medya ve siyasette oluşan ‘darbe karşıtlığı’ desteklenmeli ve geliştirilmelidir. En ciddi gücümüz budur.

Bu yazıya bu kadarını sığdırdım. Vakit buldukça devam edeceğim.

.

(1 Ağustos 2016’da Yeni Birlik’te yayınlandı)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir