Hakkımda

KELİMELERİ TERÖRE REHİN VER-ME-MEK!

2009 yılıydı. Dostlarımızla sohbet ederken konuşmamda ‘diyalog’ kelimesi geçti. Kelimeyi “Dinlerarası diyalog” gibi bir anlamda değil, karşılıklı konuşabilme (uyum) anlamında kullanmıştım. Bir arkadaş sert ifadelerle “Bu kelimeyi kullanmayın, o kelime bizim değil” dedi. Arkadaşımızın önünde, D8’i anlatan bir kitap vardı. “Abi, D8 bizim mi?” diye sordum. “Evet, üstelik çok da önemli, Erbakan Hocamız sağ olsun” diye cevap verdi. “O zaman, D8’in temel prensiplerini okur musunuz?” diye rica ettim. Yüksek sesle okudu. D8’in bayrağında yer alan 6 yıldızın sembolize ettiği ilkelerin ikincisi “Çatışma değil, diyalog” idi. Biraz tartıştık, anlaştık.

2015 yılıydı. İstanbul’da bir konferansımda alt-üst sınıflar ilişkisinin eğitime etkisinden bahsederken, konuşmamın bir yerinde “ağabey-abla” kelimeleri geçince, öğretmenlerin arasında hareketlilik oldu. “Hocam, ne oldu, yanlış bir şey mi söyledim?” diye sorunca “Bu kelimeleri kullanmasanız!” dediler. “Neden?” diye sorunca “O kelimeler paralel yapının çünkü” diye cevap verdiler. “Ne yani, ben şimdi abime ‘abi’ diyemeyecek miyim; ne diyeceğim o zaman?” diye sorunca ortalık yumuşadı, gülüştük.

15 Temmuz sonrası ‘kelimeler’ ile ilgili hassasiyet çok arttı. Günlük konuşmalarda bile, insanlar birbirilerini, bazen şaka yollu bazen ciddi ikazlarla, FETÖ ile ilişkili kabul edilen kelimeleri kullanmama konusunda uyarıyorlar. FETÖ’nün kendini tanımlarken ve çalışmalarını gerçekleştirirken veya dışarıdan onun için kullanılan kelimeleri saydım. Aklıma gelenleri yazayım, eksik varsa tamamlarsınız. Cemaat, imam, hizmet, himmet, tedbir, diyalog, abi-ağabey, abla, mübarek, samanyolu, sızıntı, maklube, hicret, füruat, mütevelli, paralel, mülahaza… Hatta ismi ‘Fethullah’ olanlar, 15 Temmuz sonrası hayli sıkıntılı. Hatırlayalım, 11 Eylül sonrasında ABD’de Üsame ve Muhammed isimliler çok zorluk yaşadılar. Hatta Newyork’ta 16 yaşında Üsame adlı bir çocuk, isim baskısından dolayı intihar etmişti.

Bunlar üzerinde sağlıklı düşünmeliyiz. Geçenlerde A Haber’de konu gündeme geldi. Vakit dar olduğu için kelimeleri terk edip etmeme ile duruşumu şu soruyla kısaca ortaya koydum: “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a artık ‘ağabey’ diyemeyecek mi? Hiç olur mu öyle, kelimelerin terki yanlış!” Gerçekten de Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, uygun ortamlarda İsmail Kahraman’a ‘ağabey’ diye hitap ettiğini biliyoruz. Kaldı ki, ağabey ve abla; aile, mahalle ve kültür hayatımızın ünsiyet ifade eden en güzel kelimelerindendir.

15 Temmuz’un ağır psikolojisinden dolayı kelimelerle ilgili duyarlılığı, kısa süreliğine, anlaşılabilir bulurum ama o güzelim kelimeleri teröre rehin vermeyi ve ötekileştirmeyi kabul etmemeliyiz. Kelimeler bizimdir, onlar nimettir; kelimelerin anlamı yüzlerce yıl içinde oluşmuştur. FETÖ’den dolayı ‘rehin’ kabul edilen öyle kelimeler var ki, onları dilimizden-dinimizden ve lügatimizden çıkarırsak, eksilen FETÖ değil biz oluruz. Kaldı ki, sorun FETÖ ile bitmez, DAEŞ ve PKK’nın kullandığı kelimeleri de kovmaya kalkarsak, terörü değil kendimizi cezalandırırız. Terörü hapsedelim, kelimeleri özgürleştirelim.

.

(9 Eylül 2016’da Yeni Birlik’te yayınlandı.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir