Hakkımda

TEOG DEĞERLENDİRMELERİ ve BİR KAÇ REVİZYON ÖNERİM

Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi (TEOG) 2013-14 eğitim döneminde ülke genelinde uygulanmaya başlandı, böylece ortaokulu bitiren çocukların okuyacağı liseler TEOG ile belirlendi. Türkiye için önemli değişiklik anlamına gelen sistemle ilgili pek çok tartışma yaşandı. Milli Eğitim Bakanlığının TEOG uygulamasında ısrar edeceğini ve projeyi mükemmelleştirmek için çaba göstereceğini söyleyebiliriz.

 

TEOG KİMDEN YANA?

TEOG kimden yana; öğretmen, öğrenci, aile, dershane?

Bu konuda eğitim camiasının ne düşündüğüne dair MEB ile ÖZDER (Özel Öğretim Derneği)’nin Temmuz 2014’te yaptığı ankette önemli veriler var. Söz konusu ankette bazı sonuçlar şöyle;

Öğrencilerin yüzde 50’si, velilerin 81’i, öğretmenlerin 74’ü, idarecilerin 78’i “TEOG öğrenci başarısının daha doğru ölçülmesini sağladı.” diye düşünüyor.

Öğrencilerin yüzde 66’sı, velilerin 74’ü, öğretmenlerin 73’ü, idarecilerin 83’ü öğrencilerin üzerindeki sınav baskısı ve stresin TEOG sayesinde azaldığına inanıyor.

Sınavlar ve dershanelerin öğrencinin okula devamsızlığını arttırdığından hepimiz şikâyetçiydik. Yeni sistem devam-devamsızlık durumunu nasıl etkiledi acaba? Anket sonuçlarına göre, velilerin yüzde 80’i TEOG sayesinde öğrencilerin okul ile bağlantısının güçlendiğini düşünüyor. Öğrencilerin yüzde 80’i de “TEOG sayesinde okuldaki derslere ilgim arttı.” diye cevap vermiş. Öğretmenlerin yüzde 63, velilerin 70’i, öğrencilerin ise 64’ü TEOG’un öğrenci-öğretmen-okul arasındaki ilişkiyi güçlendirdiğini düşünüyor. TEOG dershane ve özel ders ihtiyacını da kısmen etkilemiş gözüküyor. Öğrencilerin yüzde 28’i, velilerin ise 58’i “Okul dışından özel ders, kurs, dershane ihtiyacı azaldı” demiş.

Derse hazırlanma, verimli ders anlatma, eğitim teknolojilerini takip etme, aileyle iletişimde olma ve öğrenciyle ilgilenme noktasında TEOG’un öğretmenleri zorlayıcı olacağını öngörebiliriz. Henüz erken bir soru olmakla birlikte ankette bu da sorulmuş. Öğrencilerin yüzde 46’sı, idarecilerin 76’sı, velilerin 55’i TEOG’un öğretmen performansını olumlu etkilediği kanaatinde.

Eğitim camiasındaki tartışmaları ve anket sonuçlarını göz önüne aldığımızda “TEOG kimden yana?” sorusuna en doğru cevap “Okuldan yana” olabilir. TEOG bu özellikleriyle ‘dershanesiz eğitim’ politikalarının da önemli bir aracı olarak gözüküyor. Özel okulların TEOG’a diğer deneklere göre daha az olumlu bakmasını da bu parantezde değerlendirebiliriz.

 

TEOG’UN REVİZYON GEREKTİREN İKİ KUSURU

Çocuğun anlık veya bir sınavlık değil okuldaki eğitim süreçlerinin tamamını dikkate alarak çoklu sınav ile genel başarısını ölçmeyi hedeflemesi sebebiyle mevcut MEB sistemi içinde TEOG’un doğru bir tercih olduğunda şüphe yok. Modelin mükemmelleşmesine bağlı olarak TEOG’un üniversite yerleştirmelerinde de kullanılabileceğini düşünenler var. Bunun mümkün olabileceğini kabul etmekle beraber, ben, üniversite girişlerinin daha esnek ve alternatifli olması gerektiğini savunuyorum.

Ancak, lise yerleştirmelerinde TEOG’un zamanla daha fazla benimseneceğini tahmin ediyorum. Bunun için, TEOG’un kusurlarının tespit edilmesi ve düzeltilmesi gerekir. TEOG’ta benim gördüğüm iki kusur var. Her iki kusur için uygulanması basit önerilerim olacak.

Tercih Edilmeyen Okula Otomatik Yerleştirme: TEOG’un en ciddi kusuru, puana göre yerleşemeyenlerin ikamet adresi de dikkate alınarak okul türü tercihine göre yerleştirilmesidir. Bu aslında öğrencinin tercih etmediği bir okula yerleştirilmesi anlamına geliyor. Bir çocuğu, tercih etmediği ve bilmediği bir okula kaydetmek eğitim psikolojisi ve çocuk fıtratı açısından doğru değil. Üstelik otomatik yerleştirme başta kolaylık gibi gözükse de, bazı çocukları kilometrelerce uzaklara göndermek ve kayıt esnasında bazı okulların yüzlerce nakil talebiyle karşılaşması gibi ciddi problemler oluşturdu. Bu sorunu, puana dayalı birden fazla yerleştirme ile çözebiliriz. İlk yerleştirmeden sonra boş kalan veya kayıt yapılmayan kontenjanlara ikinci yerleştirme hatta üçüncü yerleştirme yapılır.

Başarılı-Başarısız Okullar Ligi: TEOG’un düzeltilmesi gereken ikinci kusuru ise, ‘yüksek puanlı okullar’ ve ‘düşük puanlı okullar’ gibi bir kalıcı ve aşılamaz kategori/lig oluşturacak karaktere sahip olmasıdır. Elbette, her zaman başarı listeleri veya bölgeleri olacaktır ancak bunun aşılamaz korunaklı bir seçkincilik içermemesi gerekir. Katsayıya karşı çıkış gerekçelerimiz böyle bir lig oluşturmaya da şerh koymamızı gerektirir. TEOG, ülke genelinde sayısı şu an 3-5 olan seçkin okul sayısının çoğalmasını sağlayacaktır ama daha geniş kitle için de duvarlar örmemesi gerekir. Bir çocuk için lise eğitimi hayatın başı sayılır; onu hayatının baharında içinden zor çıkacağı bir kategoriye dâhil etmek üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Sistemin bu özelliğinin okul dışı ders/kurs ihtiyacını tetiklemesinden de endişe ediyorum.

TEOG’un bu karakteri üzerinde tartışmalar yapılmalı. Sorunu aşmak için makul yöntemler bulunabilir. Benim aklıma gelen çözüm, tercih ve yerleştirmelerde bazı sınırlamalar getirmektir. Bunları, tartışmayı başlatsın ümidiyle detayına girmeden paylaşmakla yetiniyorum.

 

DÜŞÜK PUANLILARA KARŞI YANLIŞ YARGILAR

Yukarıda, TEOG’un okulları kalıcı biçimde kategorize etme tehlikesinden bahsederek çözüm tekliflerimi paylaşmıştım. Bu arada madalyonun diğer tarafında oluşan bir anlayışa dikkat etmemiz gerekir. Yaz başlarında konuşmacı olarak katılığım bir eğitim seminerinde öğretmenlerden biri şöyle demişti: “TEOG bizi mahvedecek. Sınavda düşük puan alan ve okumak niyeti olmayan çocuklarla dolacak okulumuz. Bunca başarısız çocukla nasıl başa çıkacağız?”  Benzer cümleleri Türkiye’nin farklı yerlerindeki idareci veya öğretmenlerden zaman zaman duymaya devam ettim.

 “Sınavlarda yüksek puan alan çocuklar bize gelsin, hem rahat öğretmenlik yapalım hem de onlarla kurumumuzun karizmasını yükseltelim.” yaklaşımı, büyük ölçüde dershanecilik kültürünün eğitim dünyasına taşıdığı sorunlu bir anlayış.

TEOG, öğrencinin geride kalan yıllarda edindiği bilgilerin tamamını ölçerek bir genel başarı puanı çıkarsa da sonuçta çocuğun zekâ, yetenek ve kabiliyetlerinin tamamını ölçmüyor. Ayrıca ilkokul ve ortaokulda ders başarısı düşük olan bir çocuğun lise ve üniversitede başarı çıtasını çok yükseklere çıkarabileceğini veya okulda başarısız olan bazı çocukların iş, sanat, siyaset ve başka alanlarda harika işler yapabildiğini hepimiz biliriz. Bunun sayısız örnekleri var. TEOG’da bahsedilen tüm kusurlar düzeltilse bile öğrencinin ders başarısı ve hayata hazırlanmasında öğretmen faktörü önemini koruyacaktır. Sistemlerin eksiklerini insanların samimiyeti, gayreti ve birbiriyle yardımlaşması tamamlar. TEOG’un ilgili kusurunun giderilmesi gerektiğinin altını çizerken okul yöneticileri ve öğretmenlerin aile ile el ele vererek düşük puanla okullara yerleşmiş öğrencilerden ‘harika çocuklar’ çıkarabileceklerine inanıyorum. Sözgelimi, İmam Hatip Liseleri tarihi, eksik eğitimle okula gelmiş çocuklardan üstün başarılı öğrenciler çıkarma örnekleriyle doludur.

Eğitim sistemimizin temel problemi; çocuğun yetenek, kabiliyet ve meraklarını dikkate almadan herkesi standardize etmesidir. Hâlbuki her çocuk özeldir ve her çocuk doğuştan farklı yeteneklere sahiptir.

Şairin dediğini unutmamalıyız: “Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir