Hakkımda

Sosyal Değil, Sanal Hiç Değil

‘Sosyal medya’ ve ‘sanal medya’ tanımlamalarına itirazım var.  İtirazlarımı gerekçeleriyle birlikte paylaşmak istiyorum.

Facebook arkadaşlıklarının çocuklar için ciddi tehlikeler içerdiğini göstermek amacıyla ABD’de çekilmiş Coby Persin videosu birkaç aydır internette dolaşıyor. Bir yetişkin (Coby Persin) sahte hesaplar açarak 12-14 yaş arasındaki kızlara arkadaşlık iletisi gönderiyor. Sahte kimliği ile deneyi yürüten Persin, arkadaşlık listesine eklediği kızlarla sohbetini derinleştiriyor, onları buluşmaya ikna ediyor. Kızlar, ailelerinden habersizce buluşmayı kabul ediyorlar. Coby Persin, bu aşamada aileleri deneye dahil ediyor, kızlarının bundan sonraki davranışlarına dair tahminlerini alıyor. Aileler, kızlarının buluşmaya gelmeyeceklerini söylüyorlar. Durum hiç de öyle olmuyor. Genç kızlar, ailelerini bir şekilde atlatarak buluşma yerlerine geliyorlar. Buluşmaların bir kısmı akşam karanlığında oluyor. Hatta on iki yaşındaki Julianna, buluşmayı, babasının uyumasından sonrası için planlıyor. Buluşmaların bazısı park gibi açık alanlarda bazısı da davet eden erkeğin aracında oluyor. Tabii aileler de aracın içinde. Karşılaşma sonrasını tahmin edebilirsiniz.

Dijital iletişim mecralarının çocuk istismarının yanı sıra yetişkinler için de olumsuz sonuçlar doğurduğuna dair gözlemler ve raporlar da var. Bu bahiste yoğunlaşan şikâyetleri listelersek karşımıza şu maddeler çıkar. Eşler arasında güvensizlik oluşturuyor, evlilik dışı ilişkileri arttırıyor, boşanmaları tetikliyor. Aile içi iletişimi azaltıyor. Bağımlılık oluşturuyor; yokluğu stres yapıyor ve mutsuzluğa sebep oluyor. Kötü niyetli kişiler fake (sahte) hesaplar açarak kötülüklerini özgürce yapabiliyorlar. Normal hayattan daha çok küfürlü, hakaretli ve yalan içerikli konuşmalar yapılıyor. Uydurma haber, yalan veriler, montaj video ve fotoğraflar paylaşılıyor. Şifreler kırılarak hesaplar ele geçiriliyor. Başkasına ait fotoğraflar ve isimler kullanılarak sahte hesaplar açılıyor. Birçok insan kendisine ait olmayan şeyleri kendisininmiş gibi paylaşıyor. Bazı insanlar kendilerini olduğundan farklı (iyi veya kötü) tanıtıyorlar. Virüs içeren postalar ve yazılımlar gönderiliyor. Listeyi siz uzatabilirsiniz.

‘Sosyal medya’ ve ‘sanal medya’ tanımlamalarına itirazlarımı sohbet ve seminerlerimde sıklıkla dile getiriyorum. İtirazlarımı ekranlarda ilk defa, İbrahim Yörük’ün Sosyal Akıl Programında 14 Mart 2015’te seslendirdim. Bir kişinin Facebook ve Twitter gibi mecralarda; sokakta, kahvede, pazarda, cami avlusunda veya işyerindekinden farklı olarak gizemli, küfürlü, çatışmacı, kavgacı, ötekileştirici, iftiracı, yalancı bir kimlik ve tavır sergilemesinin altında birden fazla sebep olabilir ama bunların başında bu mecralara atfedilen fonksiyon, yüklenilen değer ve yanlış adlandırmanın olduğunu düşünüyorum.

Bir medyayı neye göre adlandırırız? Gazete ve dergileri ‘baskı’ işleminden geçtiği için ‘yazılı-basılı medya’, televizyonu gözümüze hitap ettiği ve görselliği kullandığı için ‘görsel medya’, radyoyu kulağımızı hedef aldığı için ‘işitsel medya’ olarak tanımlıyoruz. Facebook ve Twitter’in de dahil olduğu mecra yaygın biçimde ‘sosyal medya’ olarak adlandırılıyor. Zaten, internet ülkemize girdiğinden beri ‘sanal’ olarak tavsif ediliyor. Sanal ve sosyal dediğimizde, bir değer yüklüyoruz, farklı bir fonksiyonlama yapıyoruz ve özel bir algı oluşturuyoruz. Önceden medyayı, yazılı, görsel, işitsel gibi minimum üçlü bir tasnife tabi tutarken internetin yaygınlaşmasıyla birlikte medya tasnifi ikili bir sisteme dönüştürüldü. Bir tarafta, bazen ‘yeni’ ve ‘sanal’ kelimeleriyle de tanımlanan ‘sosyal medya’, diğer tarafta ise geleneksel medya. ‘Sosyal medya’ denildiği andan itibaren Facebook ve Twitter gibi araçlara sosyallik atfediliyor. ‘Yeni’ denilerek bir değer daha ekleniyor, ‘sanal’ denilerek de gerçeklikten koparılıyor. Bunların dışındakiler ise eski, geleneksel, konvansiyonel gibi kelimelerle değersizleştiriliyor, küçümseniyor ve ötekileştiriliyor. Ad vermek böyle durumlarda basit bir isimlendirme olmaktan çıkar değer atfetme, fonksiyon yükleme ve algı inşası içerir. Bu aynı zamanda teşviki içine alan bir tanımlama biçimi. Gizem, yenilik ve sosyallik atfedilerek övülen bir şeyin zararlarına dikkat çekmek zorlaşır. Onun için Facebook ve Twitter gibi mecralarla ilgili yapılan uyarılar çocuklar ve büyüklerde istenilen etkiyi oluşturmuyor. Üstelik bu mecraların sosyal olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Bu mecraları sadece bireyler kullanmıyor; televizyonlar, gazeteler, dergiler, ajanslar yani kurumsal medya organizasyonları, istihbarat kuruluşları ve hükümetler de kullanıyor. Hatta denilebilir ki, gelinen noktada mezkûr mecralar, büyük ölçüde kurumsal veya sivil networkların hâkimiyeti altındalar. Dolayısıyla bu mecraların ‘bireyin kendi medyasını oluşturma’ işlevi de azalmıştır.  

Facebook ve Twitter gibi araçlar ile internete ‘sanallık’ atfetmek ise başka bir problemin kapısını aralıyor. ‘Sanallık’ bu mecraların ‘serbest bölge’ olarak algılanmasını doğuruyor. Kuralsız, denetimsiz, günahsız, sınırsız bir alan hissi, insanı gerçeklikten koparıyor. Gerçeklikten kopan insan, yukarıda saydığımız suç ve günahları çekinmeden işliyor. Mecranın sahte büyüsüne ve sanallık hissine kapılan insan, vicdanın-hukukun denetiminden ve Kiramen Kâtibinin gözetiminden muaf bir dünyadaymış gibi davranmaya başlıyor. Mecraya uygun bir dil, kültür ve duruş geliştirmek yerine sahteciliği esas alan bir tarz oluşturuyor. İnternetten çıktığı an, orada yaptığı her şeyin orada kalacağını, hatta sanal olduğu için orada bile kalmayıp yok sayılacağını düşünüyor.

Facebook ve Twitter gibi araçları, mecrasına göre ‘dijital medya’, sahipliğine göre ‘kişisel medya’ veya ‘bireysel medya’ şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tanımlamalar, söz konusu araçlara artı herhangi bir değer-değersizlik yüklememektedir. İnternet, dünyanın kendisinden daha yalan veya sanal değil. Facebook, Twitter gibi araçlar başta olmak üzere internetin kendisinin ve tüm mecralarının ‘sanal’ olmadığını kavramak zorundayız; bu dünyadaki her şey dünyevî gerçekliğimizin parçalarıdır, hepsi bizimdir. Her alan, her mekân, her mecra insan vicdanının, öz denetimin, hukukun, yaratıcının ilgi alanındadır. İnternet, insanın güzel icatlarından biridir. Bu icadı, sanal ve sosyal tanımlarla baş edemeyeceğimiz bir heyulaya dönüştürerek hata ettik. Sosyal medyanın tamirine buradan başlamalıyız. İnternetin ‘sanal’ olmadığında anlaşır ve ona göre bir kültür oluşturabilirsek belki sosyalliğine de imkân oluşur. Bu haliyle sosyal değil çünkü.

*

Bu yazı CF Dergisi’nin Nisan 2016 sayısında yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir