Hakkımda

RAMAZAN ESKİSİ VE GERÇEK BAYRAM

Ah o eski ramazanlar diye başlayan hayıflanmalara o kadar aşinayızdır ki, çoğu zaman ortalığa saçılan ağıt geçidine kendi hatıralarımızı eklemlemeye başlayıveririz. Böylesine ‘Eski Ramazan’ sohbetleri saatlerce sürebilir. Bir de Bayramlar bayram ola veya Gerçek bayramlarda buluşmak dileği içeren mesajlarımız vardır.

Bir sohbet vesilesi olarak ‘eski’ söylemi hoştur ancak eskisine övgülerde bulunup, yaşamakta olduğumuz Ramazanın huzur iklimini yakalayamıyorsak, ailemiz ve toplumumuz için -telafisi zor hatalar- yapıyoruz demektir.

‘Eski ramazan’ söylemi yaşanılan ana dair sorumluluktan kurtulmaya çalışmanın veya nemelazımcılığın dışa vurumudur. Bir tür ‘psikolojik yansıtma’dır. Suçu, zaman dâhil kendisi dışındaki herkese ve her şeye yüklemektir. Böyle insanlar geçmişi överek rahatlarlar. ‘Eski ramazan’ söylemi bu haliyle ‘şanlı tarih’ söylemine kısmen benzemektedir.

Bize eski ramazanları yaşatanlar çocukluk dönemimizin büyükleridir. Bugünün çocuklarına ramazanın tadını yaşatacak olan da bizleriz. Bırakalım eskiye öykünmeyi, günün gereğini yapalım.

 

Eskiyen ‘Ramazan’ mı ‘Ben’ mi?

Keyfiyeti azalan ne oruçtur ne de Ramazan. Oruç, Allah’ın farz kıldığı ilk günkü halini koruyor. Ramazan’da nazil olmaya başlayan Kur’an ise iniş anındaki kadar taptaze. Milyonlarca mümin onun aydınlığında yürüyor. Eskiyen ne ramazandır, ne Kur’an ne de oruç.

Gerçek şudur ki; eskiyen ‘sen’sin, ‘ben’im. ‘Ah nerede o eski Ramazanlar’ sözünün doğrusu ‘Ah nerde o eski ben’dir.

“Eski ramazan” deyip durmak yerine ‘ben’de eksilenin peşine düşmeli insan. Eksilen şey, masumiyet, samimiyet, paylaşmak, muhabbet, sevmek, ümit etmektir. Bunlar fıtrî hasletlerdir. İnsan, sadece çocuklukta değil her yaşta bu erdemlerin sahibi olmalıdır. ‘İyilik’ çocukken yaşanıp büyüdükçe terk edilen şeyler değildir.

Bugünün çocukları için o memnuniyet iklimini oluşturmak bizlerin görevidir. Oluşturacağımız huzur, neşe ve memnuniyet dolu iklim, çocuklarımızla beraber bizi de sarmalayacak ve unutamayacağımız anlara vesile olacaktır. Çünkü Ramazan sadece bir ayın adı değil, ruhumuzu ve bedenimizi kuşatan bir iklimin ismidir.

Şair der ki; “ Geçen geçmiştir artık, an-ı müstakbelse müphemdir / Hayattan nasibin, bil, şu geçmek isteyen demdir.”

Bizi bağlayan yaşadığımız zamana ait sorumluluktur. Allah bize şahit olduğumuz anlardan soracaktır. Üstelik “Dün öldü, bugün ise sanki can çekişmede / Yarın henüz doğmadı, doğmayacak belki de” beytinde olduğu gibi hayıflanmaları telafi edecek yarınımız da olmayabilir.

İftar sofralarımızı kalabalıklaştıralım, çocuklarımızı sahura kaldıralım, birlikte camiler gezelim, aile büyüklerimizle sohbetler yapalım. Camideki mukabeleye anne-kız gidelim, kaza namazlarımızı kılalım. Mahallemizdeki fakirlerin sofrasına misafir olalım, her gün Kur’an okuyalım, yoksullara sadakalar verelim. Kötü söz ve küfürden ısrarla uzak duralım, ihmal ettiğimiz akraba ve arkadaşları arayıp hal-hatır edelim, yaz sıcağından susuz kalmış kedi ve köpekler için yollara su koyalım. Kendimiz için sessizlikler oluşturup tefekkür edelim, üzerimizde hakkımız olan insanları bulup helalleşelim. Yapalım bunları görelim Ramazanın eskisi mi, yenisi mi güzel!

 

Gerçek Bayram Ne Zaman?

‘Gerçek bayram’ın ne zaman olacağına dair fıkhî bir kural var mı?

Kendimi bildim bileli, bayram mesajlarımda dini bayramlara nakısa atfeden bir ifadeye yer vermedim. “Gerçek bayramlara erişmek” temennisinde bulunan bir arkadaşıma, temennisinin gerekçesini sordum. Özetle şöyle diyordu: “Filan filan ülkelerde din kardeşlerimiz kötü durumda, Birçok bölgede insanlar eziyet atında, savaşlar devam ediyor. Böyle bir ortamda bayram nasıl olsun…”

Bayram idrak etmek için; savaş, hastalık, deprem, afet gibi ağız tadımızı bozan şeylerden arındırılmış veya bunların çok az olduğu bir zaman diliminin bayram günlerine rastlamasını bekliyorsak, bu mümkün değildir. İnsanlık tarihinde böyle bir zaman dilimi yoktur, bundan sonra da mümkün olmayacaktır.

Dünyanın bir kısmında sulh, selamet, huzur olsa bile, o bölge halkını da ilgilendirecek boyutta, dünyanın başka bir bölgesinde ağız tadını bozan olaylar, afetler, sıkıntılar her zaman olacaktır. Çünkü burası dünya ve yaşadığımız hayatın anlamında bunların hepsi var. Afetsiz, sıkıntısız, savaşsız, hastalıksız bir dünyanın adı ‘cennet’tir çünkü.

 

Bayram Her Zaman Gerçektir

Bayram kutlamak için her tür afet, sıkıntı, hastalık ve tehlikeden uzak bir zaman düşünüyorsak, bu hiç olmayacağına göre, Allah bize neden yılda iki defa bayram ikram etmiş olsun. İdeal–gerçek bayramı mümkün olmayan şarta bağlayan insan ile yılda iki defa kullarına bayram veren yaratıcının bayram tanımlarında farklılık olmalı.

Sorunun, dini bayramları; festival, şenlik, şölen, eğlence, cümbüş, tatil gibi kavramlardan biriyle eş anlamlı bir kelime gibi algılayan zihne ait olduğunu düşünüyorum. Bayram, bu kelimelerin bir kısmını içeriyor ama daha şümullü anlamı olduğu kesin.

Mesela, “Bu kadar kötü durumla karşı karşıya kalmışken eğlencenin alemi yok.” sözü anlamlı bir cümledir. “Bu kadar kötü durumla karşı karşıya kalmışken bayramın sırası değil.” şeklindeki bir cümle ise doğru ifade sayılmaz. Bayram her şartta olabilecek bir vecibedir. Kurban ve Ramazan bayramlarının her ikisi de ‘modern organizasyon’ türlerinin hepsinden farklı bir muhtevaya sahip. Bayramda elde olanı paylaşırsın; bazen coşkuyu, bazen acıyı, bazen tebessümü, bazen burukluğu ama her zaman bayramı.

Savaşların, sıkıntıların, afetlerin olduğu bir zamanda, tuttuğumuz oruçlar, kıldığımız namazlar, yaptığımız yakarışlar, Allah için kestiğimiz kurbanlar, verdiğimiz sadakalar gerçekse bayramlarımız da gerçektir.

Yoklukta, varlıkta; savaşta, barışta; hastalıkta, sağlıkta; evde, seyahatte; şehirde, dağda; her şartta Müslümanca bir yaşam şekli vardır.

‘Eski Ramazan’ veya ‘Gerçek olmayan bayram’ yoktur. Bayramlar her zaman gerçektir, Ramazanlar her zaman yenidir. 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir