Hakkımda

ÖĞRETMEN DOSTLARIMDAN BİR RİCAM VAR

Değerli öğretmenim. Yeni bir eğitim-öğretim yılının ilk haftasındayız. Başarılar diliyorum. Ders yılının ilk haftasında pek çok tavsiye, ikaz ve hatırlatma duyacaksın. Hepsini sabırla dinleyeceğini biliyorum. Benim de bir ricam olacak. Yazı biraz uzayacak ama ricam bir kaç cümleyi geçmeyecek.

Kıymetli öğretmenim. Yüksek not alma, sınav kazanma, sınıf geçme, kariyer yapma, meşhur bir üniversiteye girme, toplumun önemsediği bölümleri kazanma, okulların markalaşma ve tanıtım tutkunluğu gibi nedenlerle, daha anaokulu ve ilkokula kayda geldiği anda bile, çocuklarımıza “Bu öğrenci ne kadar zeki, okula gelmeden ne kadar yetiştirilmiş?” diye bakılır oldu. Öğretmenlerimizin bazıları ‘zeki’ kabul ettikleri öğrencileri daha fazla önemsiyorlar, onlarla özel iletişim kuruyorlar. Bazı okullar sadece ‘zeki’ saydıkları öğrencileri kabul ediyorlar, hatta ‘üstün zekâlı çocuklar’ için özel okullar, özel sınıflar, özel programlar açılıyor.

Muhterem öğretmenim. Dünya yaratıldığından beri 100 milyardan fazla insanın yaşadığı söyleniyor. Biliyoruz ki, 100 milyar insanın hiç biri diğerinin aynı değil; her insanın parmak izi, sesi, gözü, geni, DNA’sı farklı. Bilim adamları, her insanın özgün ve farklı olduğunu söylüyor. Onun için hiçbir hekim, aynı hastalığa yakalanan iki kişiye aynı tedaviyi uygulamıyor, her insana ayrı reçete, ayrı tedavi veriyor. Çünkü her insan farklı, çünkü hastalık kişiye özeldir. Kur’an’ı Kerimde de ‘yaratılış’ ayetlerini incelediğimizde, her insanın ırk, renk, dil açısından farklı yaratılmasının yanı sıra huy, karakter, yetenek, ilgi, eğilim açısından da farklı yaratıldığını görüyoruz.

Şeyh Galib’in dediği gibidir insan. Şöyle demişti şair: “Hoşça bak zatına kim zübdei âlemsin sen / Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen.”

Sevgili öğretenim. Bilimin ve Kur’an’ın söylediklerinden anlamamız gereken şudur; her insanın farklı yetenekleri, ilgileri, merakları, heyecanları, hayalleri vardır. İnsan nehir gibidir. Nehir, suyunun sertliğine ve zeminine göre yatağını belirler. Anne-baba ve öğretmenlere düşen görev, çocuğun nereye doğru akmak istediğini (tabiatını, fıtratını, yeteneğini) görmek ve ona göre eğitim sürecini planlamaktır. Bunu yaparken, yaratıcının her birimizin ruhuna kendinden üflediğini, her birimizin hamuruna farklı yetenekler yüklediğinden emin olmalıyız. Eğitimin, hastalıklar gibi ‘kişisel’ ve ‘özgün’ olduğunu, her insanın ayrı yetenekleri olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

Kıymetli öğretmenim. Şunları da aklımızda tutmalıyız. Tarihte ‘geri zekâlı’ veya ‘tembel’ diye okullarından kovulduktan sonra yetenekleri doğrultusunda kendini yetiştirerek icatlar ve harika işler gerçekleştiren ve adını tarihe yazdıran pek çok insan var. Ayrıca henüz hayatın başında olan çocukları ‘yetişmişlik’ veya ‘zekâ’ üzerinden tasnif ederek ayrım yapmak haksızlıktır; ilmin beşikten mezara kadar süren bir görev olduğuna inananlardanız. Allah, kuluna yüklediği her görevle ilgili yeteneği/takati aynı zamanda tabiatına da yerleştirmiştir.

Değerli öğretmenim ricam şudur. İnsanın doğuştan bir mucize olduğunu ve hamurunda farklı yetenekler olduğunu bilerek her öğrenciye yaklaşmalıyız. Hiçbir çocuğun önceki yetişmişliğini, sosyal eksiklerini, yaramazlıklarını veya dezavantajlarını öne alarak ayrım ve tasnif yapmamalıyız. Çaba gösterdiğimiz takdirde her çocuğun bir fidan gibi yeşerdiğini, büyüdüğünü, meyveye durduğunu göreceğiz. Eğitimi “yetenek, ilgi ve meraklarımızla aramızdaki engelleri kaldırmak” olarak tanımlamalıyız.

19 Eylül 2016’da Yeni Birlik’te yayınlandı.

1 Yorum

  1. Hamza Talibi Uslu

    Selemun Aleykum.
    Erol Hocam çok elzem çağrılarda bulunmuşsunuz Allah Razı olsun.
    Sorum olacak: Okullarda sınavdı, teogdu puanlarına göre sınıflandırmalar yapılagelmekte. Etkin ders anlatımı için yararlı olduğu düşüncesi de yaygın. Yazınızda bu hali eleştirir gibisiniz. Alternatif sınıflandırma, şube oluşturma nasıl yapılabilir ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir