Hakkımda

İnsan, yeteneklerinin katilidir

Her birimiz “fıtrat” üzerine doğarız. Fıtrat; yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç demektir. “Fıtrat” üzerine dünyaya gelişimiz her birimizin farklı olduğunun işaretidir, delilidir hatta garantisidir. Farklılığımızın garanti altında olduğundan eminiz. Herkesin aynı ırktan, aynı din ve mezhepten olduğu bir dünya kesinlikle cennet olmazdı; anlamı ve hikmeti azalmış sıkıcı bir mekân olurdu.

Her birimiz farklı anların, farklı toprakların, farklı iki insanın doğurduğuyuz. Bunun için farklıyız. Farklı anların, farklı toprakların ve farklı iki insanın doğurduğu birer canlı olduğumuz halde hepimizin benzer veya aynı olması yaratıcı için imkânsız olmasa da sünnetullah açısından abestir. Allah ise abes işlerden uzaktır.

Fıtrat üzerine doğmak renkli doğuşun da gerekçesidir. Tenimiz, saçımız, gözümüz, sesimiz farklı farklıdır. Sahip olduklarımız farklı renklerde olduğu gibi sahip olmak istediklerimiz de renk renktir. Her doğan sadece fiziki açıdan değil karakter noktasında da rengârenk / farklı doğar.

Ancak her canlı, çocukluğunda ailesi ve yakın çevresi, büyüdüğünde ise edindiği korkular, sahip olduğu çevre, eksik aldığı eğitim gibi şeyler vesilesiyle renklerini birer birer azaltır. Kişide renk azalması, fıtrattan uzaklaşması demektir.

Fıtrat üzerine doğmak hepimizin yetenek, beceri, kabiliyet noktasında da rengârenk (çeşit) doğduğu anlamına gelir. Her birimiz doğuştan onlarca yetenekle doğarız; belki müzisyen, belki ressam, belki şairizdir. Kimi çocuk, iyi bir hattat olabilecek veya çok satan romanlar kaleme alabilecek yazarlık yeteneğine sahip olarak dünyaya gelir. Herkes böyledir; herkes çok renkli, çok yetenekli doğar. Fıtratı ve sünnetullah gereği her insan doğuştan onlarca yetenekle nefes almaya başlar.

Doğuştan sahip olunan yeteneklerin az bir kısmı zamanla gelişecek ortam yakalar ve kendini gösterir. Yeteneklerin çoğu ise kendini gösteremeden körelir.  

“Fıtratını niye korumadın?” sorusuyla bir gün karşılaşacağımızdan emin olduğumuza göre, “Sahip olduğun yeteneği neden koruyup geliştirmedin?” sorusuyla da muhatap olacağımızdan hiçbir şüphe duymayacak şekilde emin olmamız gerekir. Çünkü insan sahip olduğu nimetlerden sorgulanır.

Bu açıdan bakıldığında kişi, yeteneğinin geliştiricisi olabildiği gibi onun katili de olabilir. Ve aslında kişi çoğu zaman yeteneklerinin katilidir.

Kişinin kendisinde var olan yetenekleri fark etmesi ve onları geliştirmesi birçok vesileyle mümkündür. Bunların başında da insanın kendi hayal gücü gelir.  Hayal kurabilen, hayalinin peşinden koşan, hayalini gerçekleştirmek için esbaba sarılan ya ona ulaşır ya da yolda başka zuhuratlara erer. Her ikisi de insan için verimli sonuçtur. Gözleri görmeyen bir adamın sahici tablolar yapan bir ressam olabilmesi ancak hayalinin doğru kullanabilmesi ve onu geliştirmesiyle mümkündür.  Geç yaşlarda başladığı halde değişik sanat dallarında maharetini gösteren hatta usta olan nice insanlar vardır. Onlar geç de olsa yeteneğini keşfedenlerdir. Yıllarca uğraşsa da alanında ustalık unvanını elde edemeyen sanat, zanaat, ilim ehli de vardır. Onlar da yeteneği ile değil çalışmalarıyla ancak belli maharetlere ulaşırlar.

Hayalin inşa edilmesi gerekir. Hayal ilk anda arzu, istek, düş, merak olarak doğar. Sonra inşa edilir. İnşa süreci, hayalin peşine düşülmesi demektir.

Hayal nimettir. Hayal kurmak akıllı insan işidir. Çünkü hayal aklın ve idealin ortak ürünüdür. “Akıl” nimeti “hayal” nimetiyle yüksek bir yeteneğe kavuşur. Sanatçılar, akıllarının dediklerini yaptıkları için değil hayallerinin davet ettiği yere gitmeye cesaret ettikleri için sanatçı olabilmişlerdir. Mucitler, hayalin çocuklarıdır. Hiçbir icat zeki insan işi değildir sadece. İcatlar; zeki ve hayal kurabilen ve o hayalini inşa edebilenin eseridir. Hayalimiz olmadan, ne renklerimizi koruyabilir ne de yeteneklerimizi geliştirebiliriz.

*

Erol Erdoğan, İnsan, yeteneklerinin katilidir. Bu yazı TÜTÜN Dergisinin 73. sayısında yayınlanmıştır.

 

1 Yorum

  1. Mustafa Akbay

    Erol Bey ‘hayalinize’ sağlık. Hayallere sarılmak konusunda hemfikirim sizinle. Hatta yazının tamamında itiraz edilecek bir şey yok bence. Maalesef öyle bir dünyada ve öyle abes kaygılarla yaşamaya mecbur bırakılıyoruz ki, çoğu insan kahrede kahrede hayallerini terk ediyor. İnşaallah hayallerimizi ilk öncelik olarak yaşayacağımız bir Yeni Türkiye’yi inşa etmek bu sorunu da çözecektir. Saygılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir