Hakkımda

İnancı kimlikten ötesine taşımak

Uluslararası Vuslat Platformunun 4-6 Kasım’da Abant’ta düzenlediği “Ufuktaki Yeni Türkiye, Gençlik ve Geleceği” sempozyumundaydım. Konuşmaların yapıldığı salon, her gün gece yarılarına kadar doluydu. Gündüz tebliğler sunuldu, geceleri Serbest Kürsüde her akşam 10-15 gencimizi dinledik. Sempozyumdan dolayı Vuslat Platformu ve Çekmeköy Belediyesine teşekkür ederim.

Kasım Abant’ı başkaymış. Programın yoğunluğundan dolayı çevreyi doyasıya gezememiş olsam da, uzayıp giden rengârenk dağlara ve küçük göle camdan bakmak bile mutluluk vericiydi. Kısa sürelerle iki-üç defa otelin bahçesinde gezindim, bir defasında da arkadaşlarla göl kenarında yürüdük. Köylü kadınların yöresel lezzetler ve eşyalar sattığı pazarda da biraz vakit geçirdik. Ağaçlar, kediler, otlar, çiçekler, atlar… Rüzgâr, güneş, serinlik, bulut… En önemlisi renkler… Onlar bambaşka. Güz, gök kuşağı mevsimi gibi; bazen bir ağaçta bile beş-on renk görebiliyorsunuz.

 

İslami Değerler ve İslam Alemi

Sempozyumda üç gün boyunca pek çok konuşmacı dinledim. Konuşmaların birinde gösterilen bir tablo çok etkileyiciydi, hepimize ayna tutuyordu. “Kur’an ve Sünnetteki temel İslami değerler bakımından İslam ülkeleri arasında gençlerimizin tutumları ne durumda?” sorusuna Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar’ın bir grafikle verdiği cevap çok sarsıcıydı. Hoca konuşmasında sorunun cevabı olarak perdeye bir tablo yansıttı. Değerler olarak, adalet, dürüstlük, kaynakların adil ve hakkaniyetli paylaşımı, ayrımcılığa karşı olmak gibi kavramlar gözüküyordu. Hocanın yansıttığı tabloda, bu İslami değerler bakımından ilk beş ülke olarak Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda, İzlanda, Finlandiya gözüküyordu. 208 ülkenin bulunduğu listede ilk İslam ülkesi olarak Malezya 38. sırada bulunuyordu. Birleşik Arap Emirlikleri 66, Mozambik 96, Türkiye 103, Suudi Arabistan ise 131. sırada imiş. 2010 yılına ait bu veriler, aradan geçen 5-6 yılda inşallah lehimize bir değişim göstermiştir.

Hoca bunları anlatırken aklıma yıllar önce yayınladığım Tanıma muhtaç bir dindarlaşma yazısı aklıma geldi. O yazı şöyle bitiyordu: “Dindarlaşmayı teyit edici veriler ile çöküşü haber veren verileri yan yana koyduğumuzda, klasik analizlerle bir tahlile ulaşmak mümkün değil. Dindarlaşıyor muyuz, yoksa izahı zor başka bir şeyler mi oluyor ya da yeni bir Müslüman tipi mi ortaya çıkıyor?”

Ortadaki tablo, sadece bir çelişki değil kocaman bir trajedi aslında. Grafikteki verilere itiraz edebileceğimiz hususlar olabilir ama durumun vahim olduğunun farkında olalım. ‘Batının işleri’ diyerek kendimizden çok uzaklarda saydığımız uyuşturucu kullanımı, kumar, boşanma, intihar, israf, çevre kirliliği, taciz-tecavüz, hırsızlık, yalan konuşma, dedikodu, iftira, kendi hakkına razı olmama, özel hayatın deşifresi gibi pek çok kötülükte hızlı mesafeler alıyoruz. Oysa insanlık bizden adalet ve merhameti yaygınlaştırmamızı ve huzurun mümkün olduğunu göstermemizi bekliyor. İslam’ı sadece kimlik olarak değil iman-fikir, ahlak ve yaşam olarak da kuşanmalıyız. Buna gücümüz, tarihimiz en önemlisi inancımız yeter. Yusuf İslam’a ait olduğu söylenen şu sözü yeniden güçlü biçimde düşünelim: “Ben, Kur’an’ı okuyarak ve anlayarak Müslüman oldum. Kur’an’dan önce Müslümanlarla tanışsaydım, İslam’ı seçmem bu kadar kolay olmazdı.”

*

Kaynak: http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/inanci-kimlikten-otesine-tasimak/

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir