Hakkımda

Sistemin Merkezinden Halkın Merkezine İmam Hatipler

Bu yazı Kültür Ajanda Dergisinin Aralık 2015 tarihli 25. sayısında yayımlandı

 

Türkiye’de eğitim sistemi kadar zaman zaman okul türleri de tartışılagelmiştir. Geçmiş seksen-doksan yıllık tarihimize baktığımızda siyaset ve eğitim gündemimize sıkça konu ettiğimiz okul türleri arasında Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları, Azınlık Okulları, Meslek Liseleri ve İmam Hatip Liselerini görürüz. Okul türleri üzerindeki tartışmalar zaman zaman ‘sistem tartışması’ şekliyle sürdürülmüştür. Okul türü üzerinden yapılan sistem tartışmalarının en bilinen örneği İmam Hatip Liseleri üzerinden yapılanıdır.

SİSTEM TARTIŞMALARININ MERKEZİNDEKİ OKUL: İMAM HATİPLER

“Yüz yıllık tarihimizde üç ana eksende devlet-vatandaş gerilimi ve sistem tartışmalarının olduğunu görmekteyiz. Bunlar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Dindar gerilimleridir. Aklımıza gelebilecek, siyasi, sosyal, kültürel diğer tüm duyarlılıkları, bu üç ana gerilim ekseninin dalga boyları olarak kabul edebiliriz. Duyarlılıkların her birine dair pek çok tarihi sebep saymak mümkün olsa da, gerilimin kronikleşmesi veya güncel kalmasının sebebi, devletin ‘vatandaş’ tanımıdır. Bu tanımın çerçevelerini anayasadan, kanunlardan ve yüz yıllık uygulamalara bakarak anlayabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan sonraki süreçte vatandaşını tanımlarken üç kriteri öne çıkardı. Bunlar; Türklük, Sünnilik, Laikliktir. Devlet, bu üç kriteri (Türklük, Sünnilik, Laiklik) ortaya koyarken, tanımlarını da kendi yaptı. Bu bir anlamda ‘Devletin istediği şekilde Türk, Sünni ve Laik olacaksın’ anlamına gelmekteydi. Devlet aslında ‘Sünni olabilirsin ama bunu benim istediğim şekilde anlayacak ve yaşayacaksın.’ demişti. Benzer cümleleri Türklük ve Laiklik için de kurabiliriz. Geride kalan yüzyıl boyunca bu tanımlara uymayan kim varsa, devlet tarafından ‘sakıncalı’ sayıldı. Bazen Cem Evi isteyen bir Alevi, bazen başını örten bir Sünni memur veya öğrenci, bazen soydaşlık vurgusu yapan bir Türk Milliyetçisi devlet tarafından ‘Bi dakika dur’ denilerek uygun yöntemlerle uyarıldı. ‘Sakıncalı’ tanımı kimi zaman ‘iç düşman’ tanımına kadar genişletildi. CHP’nin tek parti iktidarlarının baskı dönemleri olarak tarihe geçmesi bu anlayışın eseridir. 1937 yılında 12 binden fazla insanın ölümü ve 12 bin insanın zorunlu göçü ile sonuçlanan Dersim Katliamı ‘iç düşman’ uygulamasının acı örneklerindendir. İstiklal Mahkemeleri de aynı düşman teorisinin üretimlerinden biridir. ‘İç düşman’ avcılığının darbe dönemlerinde ciddi boyutlara ulaştığını hepimiz biliyoruz. Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Dindar gerilimleri, asıl itibariyle, devletin vatandaşıyla arasında cereyan eden devlet-vatandaş gerilimleridir. Hatta devletin vatandaşına yaşattığı gerilimler demek daha doğrudur.” [1]

Devlet-Vatandaş arasındaki sistem krizlerinden biri olan devletin dindarlığa bakışıyla ilgili tartışmalardan bazıları İmam Hatipler üzerinden yürüdü. Onun için 80-90 yıllık geçmişimizde sistemle ilgili her kriz bir şekilde bu okullara yansıdı. Mesela her askeri darbe ve muhtıra sonrasında İmam Hatip Liselerinin haklarını kısıtlayan kararlara imza atıldı. Bu sebeple, İmam Hatipler şekli-şemaili ile en çok uğraşılan okullardan oldu.

Neler oldu sorusuna şunları cevap olarak yazabiliriz. Tarihinde 2-3 defa orta kısımları kapatıldı. Birkaç kez adı değiştirildi. Bir dönem, mezunlarının sadece İlahiyat Fakültelerine gitmesine izin verildi, bir dönem de bazı bölümleri tercih etmelerine kısıtlama getirildi. 28 Şubat sonrasında meslek liseleriyle birlikte İmam Hatiplere de üniversite sınavında düşük katsayı uygulandı. Darbe dönemlerinde yurt ve okul binalarının bir kısmına el konuldu. Yine darbe ve sonrası dönemlerde okulları kontrol amacıyla Milli Güvenlik Derslerine özel önem verildi, bu dersler adeta okulların teftiş dersi gibi kullanıldı. Bazı illerde vali veya yerel yöneticilerin inisiyatifiyle resmi törenlerden çıkarıldı.

28 ŞUBAT’IN KISKACINDAN SONRA NİTELİK KOŞUSU

İmam Hatiplere ‘sistemi korumak’ amaçlı devlet ayrımcılığının zirveye ulaştığı zamanlardan biri 28 Şubat dönemidir. Yukarıda yazdıklarımın yansıra 28 Şubat etkisiyle çok sayıda öğrenci ve öğretmen kılık-kıyafeti sebebiyle okullarından uzaklaştırıldı. Öğrenciler bu dönemde polis copları ve panzerler ile tanıştı. 2000’lerin başında pek çok insan, İmam Hatiplerin devrinin sona erdiğini düşünmeye başlamıştı. Çünkü okul-öğrenci sayıları azalmış, okullara ilgi İmam Hatiplerin devamını sağlayamayacak oranda düşmüştü. İmam Hatipler en son 27 Nisan 2007 muhtırasında ‘sistem krizi’ olarak devlet-asker statükosunun gündeminde kadim yerini aldı.

Ancak 2002 sonrasındaki AK Parti iktidarlarının uzun çabalar sonunda İmam Hatipler için yeni bir dönem başladı.

“Sonuçta üç konudaki yanlış uygulamadan vazgeçilmiş oldu. Bunları, İmam Hatip Lisesi mezunlarına üniversite sınavında uygulanan düşük katsayı, okullardaki başörtüsü yasağı, İmam Hatiplerin orta kısımlarının kapatılması olarak sayabiliriz. Üç sorunu bir çırpıda yazdığıma bakmayın, söz konusu haksızlıkların her biri dev sorunlara sebep oldu ve bir kuşağın yetenekleri, hakları, fırsatları çarçur edildi. Üç sorunun giderilmesiyle birlikte İmam Hatipliler için sayıca çoğalma aşaması başladı. Sayıca çoğalmayı, İmam Hatip Ortaokullarının açılması, İmam Hatip Liselerinin sayısının arttırılması, yeni yurtlar ve dersliklerin açılması gibi öğrencinin sayıca çoğaltılmasını hedefleyen çalışmalar olarak düşünebiliriz.”[2] Bu konuda hem devlet politikaları hem de halkın çabalarıyla son 3-4 yılda ciddi mesafeler alındı.

Hak-hukuk, bina-yurt gibi nicelik sorunları büyük ölçüde çözülen İmam Hatipler için yeni hedefi ‘nitelik arttırma dönemi’ olarak görebiliriz.

Nitelik arttırmayı, mezunlarının üniversiteyi kazanma oranının artması ve iyi bölümlere girmesi, okulların varlık amacına uygun biçimde din-ahlak konularında örnek hale gelmesi, bilim-sanat, spor alanlarında iyi yetişmeleri olarak açıklayabiliriz. İmam Hatiplerde niteliğin arttırılması için Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere veliler ve sivil toplum kuruluşları son birkaç yıldır adeta seferberlik ilan etti. ÖNDER İmam Hatip Mezunları Derneği, İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı’nı İmam Hatiplilerin nitelik çabasında en çok gayret gösteren dernekler olarak sayabiliriz. Okul aile birliklerinin yanı sıra mezun derneklerinin de bu koşuda ciddi görevler üstlendiğini söyleyebiliriz. İmam Hatip Liseleri mezun derneklerinin sayısı, ÖNDER’in de çabasıyla, son yıllarda artarak Türkiye genelinde 400’e yaklaştı.

İMAM HATİPLER NİÇİN HALKIN OKULLARIDIR?

“İmam Hatipler halkın okullarıdır” cümlesi İmam Hatip Liseleriyle ilgili tartışmalarda zaman zaman ifade edilen kalıp cümlelerden biridir. Bu önermenin ‘Ağyarını mâni, efradını câmi‘ şeklinde izah edilmesi gerekir.

Benim bu tartışmada ilk söyleyeceğim şudur: Sistem tartışması ve sistem krizine konu olan her okul ‘halkın bir kısmının okuludur. Bu doğal bir durumdur. Çünkü devlet, ‘anayasal tanımlar’ çerçevesinde halkından bazılarını sistem için tehlike görmesi sebebiyle krizler meydana gelmektedir. “Sistem Tartışmalarının Merkezindeki Okul: İmam Hatipler” başlığında detaylıca anlattığım gibi Devlet-Vatandaş arasındaki sistem krizlerinden devletin dindarlığa bakışıyla ilgili tartışmalardan bir kısmı İmam Hatipler üzerinden yürüdü. Alevilerle ilgili krizlerin Cem Evi üzerinden, Kürtlerle ilgili krizler Kürtçe üzerinden, Laik duyarlılıkla ile ilgili krizlerin de içki (yaşam tarzı tercihi) üzerinden yürümesi gibi. Bu yönüyle baktığımızda, İmam Hatiplerle ilgili tartışmaları, devletin dindarlığa bakışındaki sorunların alt başlıklarından biri olarak tasnif edebiliriz. ‘Bir kısmının’ yerine ‘halkın’ diye genelleştirilmesi söz kolaylığı ve kemiyetle ilgilidir.

Bu izahtan sonra İmam Hatiplerin ‘halkın okulları’ olmasının iki yönüne değineceğim.

İmam Hatiplerin memleket meselesi olarak görülmesi: Devlet, vatandaşlık tanımı üzerinden dindarlara yönelik oluşturduğu büyük ayrımcılığı biraz tamir etmek ve sorunun sistem krizine dönüşmesini engellemek için İmam Hatip Okullarını açtı. İmam Hatipler bu yönüyle resmi amacı olan devlet okullarıydı. Halk ‘devlet okulu olan İmam Hatipleri’ büyük bir coşku ile sahiplenerek binalarını yapmaya, okulların çevresine yurtlar inşa etmeye, okullara öğrenci bulmaya, fakir öğrencilere burs vermeye, okulların odununu-yakıtını ve iaşesini temin etmeye başladı. İşte İmam Hatiplerin ‘devlet okulu’ olmayı aşarak ‘halkın okulu’ olması böyle bir sahiplenmenin eseridir. Onun için sistem ne zaman İmam Hatiplerin önünü kesse, hayırseverler, mezun dernekleri, sivil toplum kuruluşları, veliler, cami cemaati el ele vererek bu okulları sahiplenmişlerdir. Dindar halk İmam Hatip meselesini bir memleket meselesi, din-diyanet davası olarak gördü.

İmam Hatiplerin çevreden merkeze geçişi sağlaması: Halifeliğin kaldırılması, harf devrimi, medreselerin kapatılması, şapka kanunu, kılık kıyafet yasakları, tekke ve zaviyelerin kapatılması, şeriyye mahkemelerinin kapatılması gibi uygulamalarla dindarlar ve muhafazakârların çoğunluğu sistem dışına itilerek ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutuldular. Sonraki dönemde, dindarlar ve muhafazakârların çoğunluğu için, İmam Hatipler eğitim hakkını kullanmanın yanı sıra bürokrasi, siyaset, üniversite ile sosyal-kültürel hayatta var olmanın aracı oldu.

Türkiye’nin son 20-30 yıllık döneminde İmam Hatip mezunlarının akademi, siyaset, bürokrasi, sanat ve spor alanında varlık göstermesini, çevrenin merkeze doğru yaptığı atılımın büyük ölçüde başarıldığını ortaya koymaktadır.

İki açıklamayı göz önüne alarak “İmam Hatipler halkın okullarıdır” cümlesinin sağlam bir sosyolojik zemini olduğunu söyleyebiliriz.

‘Devlet okulu’ olarak kurulan İmam Hatipler, ilk zamanlarda devletin/sistemin merkezinden halkın merkezine doğru kendini atarak sivilleşmiş, sonraki zamanlarda da halkı devletin merkezine doğru çekmiştir.

Bundan sonraki süreçte de ‘halkın okulları’ nitelemesinin İmam Hatipler tarafından önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. “Bu nasıl olacak?” konusu üzerinde çalışmalıyız.

İMAM HATİPLER NİÇİN BAŞARILIYDI?

İmam Hatiplerin başarılı olmasının gerekçeleri ile yerleşik siyasi düzen tarafından dışlanan dindarlar ve muhafazakâr çoğunluğun siyaset, ekonomi ve bürokraside ilerlemelerinin gerekçeleri hemen hemen aynıdır. Rejim/sistem tarafından dışlanan dindarlar ve muhafazakâr çoğunluk, ötekileştirmeyi kabul ederek içine çekilseydi ya da şiddete başvurarak çatışmayı seçseydi başarı sağlayamayacak, belki de statüko daha da keskinleşecekti. Dindarlar ve muhafazakâr çoğunluk her türlü siyasi, askeri, sosyal ve kültürel baskıya ‘Bu vatan benim’ psikolojisiyle direnerek kötü günlerin geçeceğine inandı. Onun için çatışma yerine sabrı, içine çekilme yerine başarı için yol aramayı seçti.

Dindarlar ve muhafazakâr çoğunluğun sosyal-siyasi hayattaki bu yöntemi İmam Hatip Liselerinin de yolu oldu. Dışlanmışlığın oluşturduğu zafiyetler hayırseverler, idealist öğretmenler, destekleyici sivil toplum örgütlerinin çalışmalarıyla azaltıldı. Okullardaki abi-kardeş ilişkileri, cami cemaatinin koruyucu davranışları, gençlik hareketlerinin fikri motivasyonları ile İmam Hatipli gençler her alanda başarılı olmaya başladılar. Güreş ve atletizm müsabakaları, münazara, kompozisyon ve şiir okuma yarışmaları, hat-ebru gibi geleneksel sanatlar, üniversite sınavlarında dereceler İmam Hatipli gençlerin ‘Biz, her şeye rağmen yarıştan kopmadık, başarıyoruz’ diye haykırmaları anlamına geliyordu. İmam Hatip Liselerindeki başarının temelinde işte bu iklim vardı.

İMAM HATİP OKULLARI HALA ÖNEMLİ Mİ?

Devlet ile dindar halk arasındaki sistem krizleri, şimdilik, büyük ölçüde sona ermiş olmasına rağmen İmam Hatiplerin hala önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir başkasının rehberliğine ihtiyaç duymaksızın İslam’ı yaşama ve anlatmada yetkin olan az sayıda insan dışındaki geniş halk kitlelerinin inancının şekillenmesinde ve gündelik konularla ilgili dini hassasiyetinin oluşmasında İmam Hatip Liselilerin payı büyük. İmam Hatip Lisesi mezunu biri, yakın çevresinde dini konularda görüşüne başvurulabilir ilk kişi kabul edilmektedir. Meslek, sektör, mahalle, arkadaş buluşmalarında veya aile ortamlarında dini bir mesele söz konusu olduğunda, bakışlar ve sorular orada bulunan İmam Hatipliye yöneltilmektedir.

Rahatlıkla şunu ifade edebiliriz; Geçmiş dönemde olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz dindarlığının alacağı merhalelerde İmam Hatiplilerin etkinliği sürecektir. Bu durumda, İmam Hatiplilerin dini konulara vukûfiyeti, İslam’ı yaşamada sergileyeceği örneklik ve tebliğdeki başarısı için okullardaki nitelik-keyfiyet önem arz etmektedir. Herkesin dinini İmam Hatiplerden öğrendiğini iddia ettiğim zannedilmesin ama ‘halk dindarlığı’nın şekillenmesinde önemli aktörlerin başında İmam Hatipler gelmektedir. Dolayısıyla ‘İmam Hatipler’ bundan sonra da devletin, milletin, siyasetin ilgi alanında olacaktır.

 

[1] Erol Erdoğan, Alevi-Sünni, Türk-Kürt,Laik-Dindar Gerilimlerini Nasıl Çözeceğiz? 14 Mart 2015, erolerdogan.com.tr  
[2] Erol Erdoğan, İmam Hatipler İçin Yeni Hedef: Nitelik ve Başarı, 22 Ocak 2014, erolerdogan.com.tr 

 

1 Yorum

  1. Rıfkı

    Nitelik için acilen İmam Hatip FEN Liselerinin açılması lazım. Çünkü zeki ve başarılı öğrencileri çok zor yönlendirebiliyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir