Hakkımda

Hayalsizlik muhafazakârlaştırır

HAYAL YAZILARI -2 – Hayalsizlik muhafazakârlaştırır

Muhafazakârlığı bir dünya görüşü olarak en öz şekliyle “var olan durumu koruyarak siyasi, kültürel ve toplumsal değişime karşı durmak” olarak tanımlayabiliriz.

Bu durumda “var olanı korumak için” yüksek idealler içeren bir hayal kurmaya ihtiyaç olmamakla birlikte süreklilik arz eden kararlı bir tavrın gerekliliği ortadadır. “Kararlı tavır” güçlü bir irade biçimidir. Bu irade biçimi bundan dolayı bir süre sonra koruma refleksinden öteye geçerek “var olanı kurallaştırmaya ve kutsallaştırmaya” dönüşmektedir. Bu açıdan bakıldığında, muhafazakârlık; reel, seküler ve pragmatisttir denebilir, diyebiliriz.

Dolayısıyla, içinde yaşadığı toplumun siyasi, kültürel ve toplumsal değerlerini benimseyen bir kişi için muhafazakârlık reel bir tercih olabilir ama ideal olmaktan ve doğallıktan uzaktır. Çünkü muhafazakârlık, beğenilen o siyasi, kültürel ve toplumsal değerlerin kurdu haline gelme gücüne sahiptir.

Ait olduğu toplumun siyasi, kültürel ve toplumsal değerleriyle barışık olan bir kişi “değişime hayır” derken aslında “biz aslımızı koruyacağız, bozulmayacağız” demektedir. Sosyal, siyasi ve kültürel kodlar içeren bu duruş; toplumsal değişimin, olağan hızından çıkıp her şeyi önüne katmaya başladığı zamanlarda kendini keskin biçimde ortaya kor.

Can alıcı soru şudur: Aslını koruma amacıyla “değişmeyeceğiz” şeklinde ortaya çıkan muhafazakâr tavır, değerleri koruyucu bir karaktere sahip midir?

“Zaman” varsa değişim vardır. “Değişim” kendi ırmağında “zaman”la beraber akar gider. Canlı olma hali değişim için hem yeterlilik hem de zorunluluk ortaya koyar. Dolayısıyla muhafazakârlık “olağan değişimi” de engelleyen, böylece toplumu yıkıcı bir transformasyonla karşı karşıya getiren istem dışı bir görevi omuzlarında bulabilir.
Aslı korumak, temel değerlere bağlı olmak şartıyla zaman eğrisi üzerinde paralel seyirle mümkün olur. Bu paralel hareketler, kırılmayı ve içe kapanmayı engellerken canlılığın da devamını sağlar. Bu, aynen ağaç gövdesine doğru yükselen asmanın davranışı gibidir; hep değişir ve büyür ama başlangıçtaki asl üzeredir.

“Biz aslımızı koruyacağız” ifadesi değişime karşı direncin değil, değişimi yönlendirici iradenin eseri olmalıdır. Bu durumda asıl çizgi üzerinde kendini üretebilmiş, cesur ve kuşatıcı bir irade ortaya çıkabilecektir. Öyle olmazsa “aslını koruma” titizliği, Sünnetullahı – değişimin doğal ve zorunlu yasalarını dikkate almayan salt korumacı bir davranış tipi ortaya çıkarır ki, o andan itibaren “değişim” denilen şey bir popüler ideoloji olarak sürecin belirleyicisi oluverir.

Aslında değişimin doğal kurallarına riayet edildiği zaman “değişim karşıtı” veya “değişim taraftarı” gibi bir kavşak noktası ile de karşılaşılmayacaktır. Çünkü sünnetullah “sabitleri ve değişkenleri” içinde dengeli bir formülle barındırır. Değişim bu noktada sünnetullahın – değişimin doğal kurallarının tefrik edilemeyen cüz’ü mesabesindedir.

Yazının başlarında kullandığımız “var olanı korumak için yüksek idealler içeren bir hayal kurmaya ihtiyaç” yok ifadesinin daha net anlaşılması için meramımızı bir de şöyle ifade edelim: Hayalsizlik muhafazakârlaştırır.

Hayal; elde olan için değil olmayan için, olması arzu edilen içindir. Uzak ve yüksek hedefler için hayal kurmak zorunludur. Gözün görmediğini zihin hayal yardımıyla tanımlar, biçimlendirir ve tasavvur eder. Hayal kurabilmek için de uzakları, uzağı, hatta gaybı tasavvur edebilme yeteneğimizin olması zorunludur. Onun için “hayal kurmak” deriz. Onu kurmak, kurgulamak, biçimlendirmek yani inşa etmek gerekir. Bu ise idealistliğin hatta inanmışlığın başlangıç noktasıdır.

Onun için devrimciler, kurucular, kahramanlar önce hayal inşa ederler. Muhafazakârlar ise öncelikle kural koyarlar. Biri mükemmeli arar diğeri var olanı mükemmel kabul eder.

*

Yazı TÜTÜN Dergisinin Nisan 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir