Hakkımda

Gökyüzü ve iman

Hayal Yazıları: 4

“Üzerine gece karanlığı basınca bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da “ben öyle batanları sevmem” dedi.”

*
Yazının başlığını “hayal olmadan iman olmaz” şeklinde düşünmüştüm. İçimden gelen ses “başlıkta bu kadar cüretkâr olmasan” diye söze başlayınca başlığı “hayal ve iman” olarak dönüştürdüm. Dakikalar sonra “hayal ve iman” başlığının yazı için çok eksik anlam içerdiğini fark edince bu defa da başlığı “gökyüzü ve iman” olarak tekrar değiştirdim. Yazının sonuna kadar yeni değişiklik olmazsa, başlık bu şekilde kalacak.

Başlığı, ilk düşündüğüm gibi “hayal olmadan iman olmaz” şeklinde yazamamış olmam, hayal – iman arasındaki ilişkiye duyduğum tereddütten kaynaklanmıyor. İnanıyorum ki “hayal olmadan iman olmaz.”

*

Hayal kurmak; görebildiklerimizden, hissedebildiklerimizden veya bir şekilde varlığına şahit olduklarımızdan yola çıkarak bizim için bilinmez (gayb) alemde yeni kurgular, varlıklar, duygular inşa etme veya var olanları keşfetme çabasıdır.

Allah’a iman bu keşiflerin en esaslı olanıdır. Allah’a iman etmek için onu önce bulmak gerekir. Bu ise gayb aleminde bir keşif ile ancak mümkün olur. Çünkü Allah gaybtır. Allah’ı ne zaman zihin ve kalp ile keşfedersek o zaman kendisine aynel yakin inanılacak kadar onu yakınımızda hissederiz.

Kalp ve zihin aynı anda, kendinden aşkın bir varlığı keşfederse, ona olan yakınlığı ve inancı hem bilgi hem de his ve duygu ile oluşacağı için, yakınlık ve inanç o kadar sağlam olur ki kişi onunla özdeşleşir, aynîleşir, fenalaşır.

Tabiat dediğimiz; denizler, gökyüzü, yeryüzü ile bunların üzerindekiler ve derinliklerinde olanlar insanın hayal kurma mecraları ya da araçlarıdır. Allah’ı bulma çabası da zaten hayal kurma evrelerinden birinde kendini gösterir. Kur’an, müminlerin özelliklerini sayarken “Onlar gaybe iman ederler” der.

Hayal Yazılarının ilkinde şöyle bir bölüm vardı:

“Hayal kurmak için uzaklara bakmak gerekir. Gökyüzü uzaktır. Güneşli bir günde gökyüzüne bakarak saatlerce hayal kurabilir, kurduğumuz hayali yıldızlara ve her tarafımızı kaplayan sonsuzmuş gibi duran boşluğa bakarak büyütebiliriz. Bir denizin kıyısında gezinerek hayal kurabiliriz. Deniz yakındır ama bize kocaman bir derinlik sunar. Hayalimizi denemek için zaman zaman denize doğru taş fırlatırız. Denizin dibi çok uzaktır. Bir nehre bakarak uzayıp giden ve gözden kaybolan hayaller kurabiliriz. Nehir her defasında hayalimizi bize geri getirir. Karşıdaki dağlara bakarak hayal kurabiliriz. Çünkü dağların zirvesi ve arkası bize uzaktır. Çöl, kendisine yakın olan herkese hayal kurdurur. Kocaman denizlere benzer çöller. Günlerce gidersiniz bitmez. Geceye bakarak hayal kurabiliriz. Gece hem yakın hem çok uzaktır. Modern adamın hayali azalmıştır. Eksik hayaller kurar hep. Çünkü gökyüzüne bakmayı akıl etmez. Gökyüzü de onu unutmuştur. Karşılaşmazlar bir türlü. Hayalsiz adam denize arkasını döner, hâlbuki deniz, insanın gözüne görünmek ister. Dağlara bakmayan adam hayalsiz yaşar. Bilmez ki dağların arkası umman gibidir. Bu çağ hayale uzaktır; çünkü her şeye yakın. Denize, uzaya, gökyüzüne, dağlara, aya, geceye. Bu çağ hayale uzaktır, çünkü her şeye uzak. Denize, uzaya, gökyüzüne, dağlara, aya, geceye.”

Henüz kendisine peygamberlik verilmemiş haliyle İbrahim’in gökyüzünün derinliklerine dalarak kendini ve kendini var edeni keşfetme çabasını, Allah (cc) bizimle paylaşmıştır. Onu önce kulluk, sonra da peygamberlik makamına götüren süreci yüce kitap (Kur’an) bize şöyle hikâye eder;

“Üzerine gece karanlığı basınca bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.”

“Ay’ı doğarken görünce de, “İşte Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “And olsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi.”

Güneşi doğarken görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca (kavmine dönüp), “Ey kavmim!” Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” dedi.”

“Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.”

İbrahim aleyhisselamın gökyüzü ile yaşadığı bu keşif / macera benzeri çabalar, insanoğlunun kişisel tarihinde belki de milyonlarca kez yaşanmıştır. Çünkü insanın hayal veya gayp yolculuğunda kapısını ilk çaldığı yerdir; gökyüzüdür.

Gökyüzü, insanın kendi özgürlük yolculuğuna da kapı aralar aynı zamanda. Onun için insan ve gökyüzü arasında çok güçlü bir ilişki vardır. İnsan ise bu ilişkiyi keşfettikçe hem özgürleşir, hem de yeniden iman edip durur.

Kulluk maceramızda, gökyüzü bizim yol arkadaşımızdır. Sık sık ona dokunmak, selam vermek, konuşmak, misafir olmak gerekir.

“Şüphesiz, ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklük taslayanlar için gökyüzü kapıları açılmaz ve deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler.”

 

Erol Erdoğan, Gökyüzü ve İman, http://erolerdogan.com.tr/?p=496, 23 Mart 2012. Bu yazı TÜTÜN Dergisinin 74. sayısında yayınlanmıştır. 

 

2 yorum

  1. NSA

    İlmen yakin, aynel yakin ve sonunda hakkel yakin inşaallah.

  2. Arzu

    En zor anındayken bile kavganın
    Gökyüzüne bakmayı unutma, der Ataol Behramoğlu da.
    Elinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir