Hakkımda

Gezi Parkı ve Sokak Muhalefeti

Erol Erdoğan, Yeni Şafak, 22 Haziran 2013 Cumartesi.

‘Sokak muhalefeti’nden söz edeceğimiz bir dönem başlıyor. Sokak muhalefeti ‘sokak gösterileri’nden daha geniş fiziki, sosyal, kültürel ve duygusal bir alanı kapsıyor. Bunun için güvenlik politikalarından daha çok siyaseti ilgilendirmektedir. Üstelik siyasetin sadece ‘iktidar’da olanlarını değil ‘muhalefet’ olanlarını da ilgilendirmektedir.

 *

27 Mayıs 2013 günü Taksim Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesine bakan duvarın bir kısmının ‘Taksim Yayalaştırma Projesi’ kapsamında yıkılması, bu sırada bazı ağaçların başka yere taşınmak amacıyla yerinden sökülmesi üzerine Taksim Dayanışma Grubunca başlatılan eylemler ülke tarihimiz için büyük toplumsal olaylar klasörüne girecek boyuttadır. Çünkü olaylar, başladığı mekânı aşarak kitle, mekân ve konular açısından büyüdü; sonraki pek çok eylemin, mitingin, gösterinin tetikleyicisi ya da gerekçesi oldu.

Bu yazıyı olayların 23. gününde yazıyorum. Olağandışı bir şey olmazsa, sendikaların örgütlediği iş bırakma eylemleri ve diğer bazı tetiklenmelerle olaylar toplamda bir aylık süreye ulaşacak gibi gözüküyor. AK Parti’nin Ankara Sincan ve İstanbul Kazlıçeşme mitingleri yerel seçim startı olduğu için Gezi Parkı olaylarının artçıları ile seçim çalışmaları bir süreliğine birlikte ilerleyecektir.

Tasfiyeler-Doğuşlar

Gezi Parkıyla başlayan toplumsal ve siyasi sürecin sonuçlarını tam olarak değerlendirebileceğimiz zamana henüz gelmedik. Sağlıklı bir ‘sonuç analizi’ için zamana ihtiyacımız var. Öyle de olsa bazı analizler için başlangıç yapabiliriz.

Büyük toplumsal olayların temel sonuçlarından biri de tasfiyeler, doğuşlar ve değişimlerdir. 28 Şubat, 12 Eylül veya 68 kuşağının eylemleri kadar olmamakla birlikte Gezi Parkı olaylarının da bir miktar tasfiye-doğuş gücü bulunmaktadır.

İleri günlerdeki analizlerimizde, bu olayların sebep veya tetikleyici gerekçe kabul edileceği siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda pek çok tasfiye, doğuş ve değişimden söz etmek mümkün olabilecektir. Bu yazıda bunlardan bir tanesine değinmek istiyorum.

 

Gezi Parkı ve TBMM Muhalefeti

Çoğunluğumuz Gezi parkı olaylarının arkasında CHP’yi görme eğiliminde olsa da işin doğrusu olayların arkasında CHP’nin kurumsal olarak var olamadığıdır. CHP elbette böyle bir muhalefeti organize etmek ve oluşan hükümet karşıtı rüzgârdan faydalanmak isterdi. Bunu da zaman zaman denedi. Mahallelerdeki tencere-tava eylemlerinin bir kısmını ve Ankara’daki bazı gösterileri CHP’nin yerel örgütleri organize etse de eylemin merkezinde CHP’nin ol(a)madığı açıktır. Ülke genelindeki eylemlere katılan insanların siyasi tercihlerinin ağırlıklı olarak CHP olduğunu düşünürsek sokaktaki muhalefetin arkasında CHP’nin organizatör olarak olamayışı onun açısından kayda değer bir olumsuzluktur.

Gezi Parkı’nın Şişli ilçe sınırlarına yakın olmasına rağmen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de sürece dâhil olamadı. Twitter’de 6 Haziran’da şöyle bir mesaj paylaşmıştım: “Birçok ortamdan PR çıkaran Mustafa Sarıgül, #direngeziparkı sürecinden iletişim-pr sağlayamadı. Çünkü sürecin sosyolojisi onu aştı.” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı veya Başbakanlık için açık bir beklenti ortaya koyan Sarıgül’ün tüm arzusuna rağmen Gezi Parkı olaylarının güvertesine çıkamaması önemli bir detay.

Sırrı Süreyya Önder dışında BDP zaten Gezi süresince alandan uzak durmaya özen gösterdi. Genel Başkan Demirtaş’ın açıklamaları -son dönem hariç- meydandaki muhalefete ve gösterilere destek olmama şeklindeydi. Son dönemde ise SSÖ alandan çekildi, bu defa Öcalan posterleri alanda boy gösterdi. BDP’nin bu tavrı yasak savmak kabilindendi.

 

Sokak Muhalefetinin Doğuşu

TBMM’deki üç muhalefet partisi CHP, MHP, BDP’nin aktif organizatör olarak içinde bulunmadığı eylemler, birçok ili kapsayacak şekilde bir aya yakın sürüyor ve hükümetin iki büyük ilde miting yapmasına sebep oluyorsa yeni bir muhalefet tipi gelişiyor demektir. TBMM’deki muhalefet partilerinin üyeleri sokakta ama partiler sürece hâkim değil. Üzerinde düşünülmesi gereken bir yeni durum bu. Bunu ‘sokak muhalefeti’ olarak tanımlamak mümkün.

Sokak Muhalefetinin iktidar karşıtı olduğu kesin ama muhalefet dostu da değil. Daha ilk eyleminde Sokak Muhalefetinin kendini bu denli güçlü ortaya koymasında, Y ve Z kuşağının farklılaşan iletişim ve sosyalleşme anlayışları kadar TBMM’deki muhalefet partilerinin -daha geniş bir ifadeyle geleneksel-konvansiyonel muhalefetin- sokaktan uzaklığının da etkisi bulunmaktadır. Muhalefet, halkın ve sokağın nefesini, nabız atışını ve muhalefet refleksini algılamaktan uzak kaldığı için özellikle gençlerin muhalefetine ve itirazına aracı olamadılar. Böylece kurumsal muhalefetin algı ve organize alanından uzak bir muhalefet doğdu.

Daha geniş bir yazının konusu olmakla birlikte şu tespitimi paylaşmak isterim: İslamcılığın (ülkemiz dindarlığı ve siyasi muhafazakârlığı) enerjisini siyasal alana teksif edip diğer alanları (sanat, edebiyat, ekonomi, kültür, iletişim vb) ihmal etmişliğinin süreçle doğrudan bağlantısı vardır.

 

Sokağın Yönetilemeyişi

Gezi Parkı ile birlikte kendini ortaya koyan ‘Sokak Muhalefeti’nin ilk eyleminde güçlü bir çıkış yaptığı gözükse de süreci yürütme ve zafer ile tamamlama noktasında başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Olayların başlamasından sonra bazı uluslararası kuruluşlar ile ABD başta olmak üzere birkaç devletin eylemlere destek çıkışları, Polisin hükümeti zorda bırakan müdahale şekilleri, sosyal medyanın eylemcilere olağanüstü katkısı Gezi Organizatörlerini yönetmekte zorlandıkları bir süreç, eylemci kitlesi ve çeşitliliğiyle buluşturuverdi.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile İBB Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın bir anlamda ‘mesajı aldık’ anlamına gelen AVM’nin olmayacağını ilan etme, Opera Binası yapma, konuyu referandum ya da plebisite götürme tekliflerini ‘biz kazandık, isteklerimizin çoğu kabul edildi.’ şeklinde bir açıklamayla kendi hanesine yazamayan Taksim Dayanışma Grubu, sonraki aşamada inisiyatifin hükümetin eline güçlü şekilde geçmesini sağladı. Başbakan Erdoğan’ın sanatçı-eylemci iki ayrı grupla uzun saatlere varan görüşmesi ile İstanbul Valisi Mutlu’nun 150’ye yakın eylemci gençle buluşması, onların sorularına cevap vermesi ve çektirilen hatıra fotoğrafları hükümet inisiyatifini daha da güçlendirdi. Toplumun genelinin tasvip etmeyeceği eylem şekilleri, CNN Int’in ‘eylemin arkasında ben de varım’ tarzı hükümet karşıtı yayınları, Twitter’de şöhretlerin de karıştığı uydurma fotoğraf servisleri, zaman zaman nükseden başörtüsü tacizleri sürece dair algıyı ‘sokak muhalefeti’nden hızlı biçimde ‘örgütsel muhalefet’e doğru taşıdı. Bu sertleşme bazı kesimlerin 28 Şubat korkularını tazeledi. Çünkü 28 Şubat’ın geniş mağdur kitlesi (ailem dahil) o sürecin dinamiklerinin derinlerde canlı olduğunu düşünüyor. Sincan ve Kazlıçeşme mitinglerine katılımın AK Parti üyelerini aşan profile dönüşmesinde bu psikolojinin etkisi yüksek.

 

Sokak Muhalefeti Partileşir mi?

‘Taksim Dayanışma’nın eylem süreciyle kendini belirginleştiren ‘Sokak Muhalefeti’ partileşir mi? Eylemlerin motivasyonunu sağlayan legal-illegal yirmiden fazla parti ve örgütten söz ediliyor. Normalde birbiriyle anlaşma potansiyeli zayıf olan bu kadar dinamiğin sadece ‘gezi motivasyonu’ çerçevesinde yeni bir parti çatısı altında buluşmalarını düşük bir ihtimal görüyorum. Meydanda, sosyal medyada veya ekranlarda eylemler sebebiyle tanınır hale gelmiş bazı kişilerin önümüzdeki seçimlerde siyasi partilerin adaylık listelerinde görünme ihtimali var, bunu sokak muhalefetinin kurumsallaşması olarak görmemeliyiz. Ortaya çıkan memleket ahvalinin CHP’deki iç kavgayı büyütme ihtimalini kenarda tutuyorum.

Sonuçta ‘Sokak muhalefeti’nden söz edeceğimiz bir dönem başlıyor. Sokak muhalefeti ‘sokak gösterileri’nden daha geniş fiziki, sosyal, kültürel ve duygusal bir alanı kapsıyor. Sokak muhalefeti kimi zaman olabildiğince agresif ve anarşist, kimi zaman kahkahalara boğacak kadar muzip, bazen sanatsal bazen marjinal olarak belirir. Üstelik iletişimi her zaman hızlı ve karmaşıktır. Bunun için ‘Sokak Muhalefeti’ güvenlik politikalarından daha çok siyaseti ilgilendirmektedir. Üstelik siyasetin sadece ‘iktidar’da olanlarını değil ‘muhalefet’ olanlarını da ilgilendirmektedir. Bu yeni muhalefetin akademi başta olmak üzere sosyal, kültürel, diplomatik disiplinlerin de gözlem alanı olacağı muhakkak.

 

Kaynak: http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/mustafa-sarigul-geziyi-gordu-mu-22.6.2013%20-534513

1 Yorum

  1. M. B.

    Erol Bey yazısında ana hatları ile: Gezi Parkı eylemleriyle “sokak muhalefeti siyaseti” diye tanımladığı yeni tarz bir siyasetin ortaya çıktığını; bu siyaset tarzının hem iktidar hem muhalefet kanadını ilgilendirdiğini; sürecin “tasfiye ve doğuş gücü” potansiyeline sahip olduğunu; İslamcılığın siyaset dışı alanları ihmalinin de (sanat, edebiyat, ekonomi, kültür, iletişim vb) sürecin doğumunda etkileri olduğunu; sürecin yeni bir siyasi partiye dönüşme ihtimalinin zayıf olduğunu ifade etmektedir.
    Sağduyulu, soğukkanlı ve objektif yaklaşımından dolayı kendisine teşekkür ediyorum.
    Erol Bey’in bu tespitlerinin tamamına katıldığımı belirtmek isterim. Bu tespitlerin ışığında şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz: “Türkiye’de (ve başkaca ülkelerde) “sokak” ile “siyaset” arasında bir yabancılaşma vardır; “sokağın” “siyasette” temsilinde köklü bir sorun yaşanmaktadır.
    Bu durumda da şu sorulara cevap arayarak, hem Gezi parkı sürecinin hem de dünyadaki benzer hareketlerin bu günü ve geleceği hakkında daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabileceğini düşünüyorum:
    A- İktidarıyla, muhalefetiyle kurulu düzen siyasette bir eksen kayması mı vardır?
    a) Siyaset, meşruiyetini ve gücünü sokak/halk yerine sermaye/dünya düzeni lortlarından mı almaktadır?
    b) Devletler şirketlere, şirketler devletlere dönüşürken; sokaklar/halklar da devletlerin/şirketlerin sadık hizmetkârlarına ya da isyancı kölelerine mi dönüşmektedir?
    c) “Siyasetin” “sokağı” temsildeki yetersizliğinin temelinde siyasetin yetki ve görev alanında bir daralma mı var; yoksa “sokağın” “siyasete” sığmayacak denli bir gelişmesi, değişmesi mi söz konusu?
    d) Gezi Parkı süreci, askeri, elitist vb. vesayetten kurtarılan alanların devlet/iktidar ile sokak/halk arasında paylaşım mücadelesi midir?
    B- Sokakta/Halkta bir eksen kayması mı vardır?
    a) Sokak/Halk, din, mezhep, etnisite, ideoloji gibi olguların devlet tarafından ayrıştırıcı, çatıştırıcı yönetim enstrümanları olarak kullanılmasına baş kaldırarak, kendi geliştirdiği (ya da geliştirmeye çalıştığı) argümanlarla ve yöntemlerle mi kendisini ifade etmek istiyor?
    b) “Siyaset” iktidarıyla, muhalefetiyle, bürokrasisiyle blok halinde merkezi/devleti/erki temsil ederken, bu bloğun karşısında Sokak/Halk muhalefet görevini mi üstleniyor?
    M. B.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir