Hakkımda

Genç Olmayanlarca Yapılan Gençlik Çalışmalarının Sorunları

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın henüz başbakan iken 2012 yılında söylediği “Dindar gençlik yetiştireceğiz” sözü, gençlik politikalarına dönük bir çığlığın ve özeleştirinin ifadesiydi. Çığlık attık ama devamını getirerek sorunu enine boyuna tartışamadık ve çözümleri konuşamadık. Oysa yazarlar ve aydınlar, bilim-kültür ve eğitim dünyası, sivil toplum temsilcileri ve yöneticiler gençlik meselesinde sadra şifa analizlerde bulunmalıydılar.

Gençlere ulaşılıp ulaşılamadığı ve gençlerle sahici bir etkileşim içinde olunup olunamadığı, bunları kimin ne derece başardığı ve gençlerin ne istediği gençlik meselesinin temel sorularıdır. Gençlik, her siyasi cephenin ve her fikri grubun ana hedef kitlesi durumunda. Onun için herkes gençlik çalışması yapıyor.

Araştırmalar, hiçbir siyasi ve fikri cephenin gençliğe yeterince ulaşamadığını gösterse de dindar camianın gençlik sorununun daha büyük olduğu ayrı bir gerçeklik.

Dindar, muhafazakâr, İslamcı dernek, vakıf, cemaat, tarikat, platform, okuma grubu, dergi ekolleri ve gençlik kollarının iletişim kurabildiği gençlik, ülkemiz gençliğinin yüzde 10’u bile değil. Üniversitelerde dindar siyasetçi ve yazarların konuşmakta zorlanıyor olması ile AK Parti’nin en az oy aldığı yaş grubunun gençlik olması da İslamcı camianın gençlik çalışmalarında istediği noktaya ulaşamadığını gösteriyor. Oysa şu anda faaliyet gösteren gençlik derneklerinin sayısı 80-90’lı yıllara göre kat kat fazla. Sadece sayı olarak değil imkân bakımından da kıyaslanmayacak kadar iyi durumdalar. 

Geçtiğimiz ay basına yansıyan “Dindar camia, gençliğin yüzde 10’una bile ulaşamıyor” şeklindeki tespitimin geniş yankı uyandırması, durumdan herkesin şikâyetçi olduğunu gösteriyor. Bu durumda şu soruları sormamız gerekir: Gençlik çalışmalarımızdaki yanlışlarımız nelerdir? İmkânlar artmış ve gençlik faaliyeti yapan yapılar çoğalmışsa, neden gençliğe sayı ve nitelik olarak eksik ulaşıyoruz?

Türkiye dindarlarının gençlik çalışmalarındaki temel yanlışı, gençlik çalışmalarının genç olmayanlar tarafından yapılıyor olmasıdır.

Günümüzde gençlik çalışmalarının çoğunluğunun yönetici kadrosu gençliğini yıllar önce geride bırakmış insanlardan oluşuyor. 20-30 sene önce bir genç olarak gençlik hareketleri içinde olanlar şimdi bir yetişkin olarak gençlik çalışmalarını organize etmeye çalışıyorlar. Gerçekten de ciddi emek sarf ediyorlar, Allah onlardan razı olsun. Ancak, gençlik hareketleri kendinden muharrik bir fikri eylem olmaktan çıkıp ‘organizasyon’ karakteri kazanırsa belki ‘profesyonel’ işler çıkar ama o artık sadece bir organizasyondur. Profesyonel gençlik çalışmalarında her şey mükemmel olabilir ama kokusu, rengi, tadı genç değildir.

Genç olmayanların yürüttüğü gençlik çalışmaları ‘vekâleten gençlik’ boyutunu aşarak gençliğin heyecanını, bakış açısını, ideallerini ve meraklarını yansıtması mümkün değil. İlim, aksiyon ve üretimde ana motivasyon ilgi ve merak ile bu ikisinin oluşturduğu heyecandır. İkisi de idealist bile olsa, bir genç ile bir yetişkinin ilgi, merak ve heyecanları aynı olmaz. Genç olmayanların kurduğu ve yönettiği gençlik yapılanmalarında, elleri sıcak sudan soğuk suya değdirilmeseler bile, gençlik edilgen durumdadır. Hâlbuki gençlik ile edilgenlik birbirine uzak iki ayrı psikolojidir.

Yukarıda saydıklarımın dışında, genç olmayanlarca yürütülen gençlik çalışmalarında birkaç ciddi problem daha var. Görev başındaki bir önceki nesil bugünün gençlik çalışmalarını yönetirken ve finanse ederken, şimdiki gençliği, eski dönemde gerçekleşmemiş planlarının yürütücüsü gibi görmek istiyor. Bugünü yaşayan ama geçen yüzyılın hedefleri, hayalleri, bakış açıları ile şartlandırılmaya çalışılan gençlik iki durumdan birini seçiyor. Karşılaştığı duruma katlanarak veya muhatap kaldığı yaklaşımı idealize ederek gençliğini bastırıyor ve önceki kuşakların istediği gibi bir genç olmaya çalışıyor ya da kendine yeni mecralar arıyor.

Abiler-ağabeyler ve üstatların ‘gençlik lideri gibi’ davrandığı günümüz gençlik çalışmaları, yaşı genç olan gençlik liderlerinin doğmasına da engel oluyor. Çünkü aradaki ilişki arkadaşlık temelli değil hürmet, saygı ve yöneten-yönetilen şeklinde inşa ediliyor. Bu ise gençliği, hareketin sahibi değil muhatabına (hatta müşterisine) dönüştürüyor. Okuyan değil okutulan, konuşan değil konuşturulan veya adına konuşulan, eylem yapan değil yaptırılan, motive eden değil edilen, heyecanlı değil heyecanlandırılmaya çalışılan, anlam oluşturan değil dikte edilen…

Gençlik çalışmalarında öncülük rolünün gençlerde olmayışı ve büyüklerin de gençlik lideri olarak konumlanamaması sonucunda değerlilik kuruma atfediliyor. Böylece dernek, vakıf, platform gibi yapıların fizik yapısına, adına, logosuna emek harcanmaya başlanıyor. Böyle yapılarda zaman zaman esas mevzu gençlik değil ‘kurum’ olarak kendini gösteriyor. Peşinden gelen markalaşma, kurumsallaşma ve algı oluşturma çabaları ise gençliği arka plana itiyor. Belli bir aşamadan sonra ilgili STK kendini bir PR firması gibi görmeye başlıyor.

Gençlik çalışmalarındaki sorunların listesini yapmak daha uzun bir yazıyı gerektirdiği için saydığım ana sorunlarla yetinerek çözüme dair önerilerimin bir kısmını maddeler halinde sunmak istiyorum.

Gençlik çalışmalarında gençler asıl aktör olmalı. Tecrübeli ablalar, ağabeyler, hocalar ‘gençlik lideri gibi’ davranmamalı, gençlerin yardımcısı ve yol açıcısı olmalıdır.

Yetişkinlerin kurduğu yapılar kendilerini ‘gençlik sivil toplum kuruluşu’ şeklinde adlandırmak ve tanımlamak yerine kültürel ve sosyal kelimelerle kendilerini adlandırmalı ve fonksiyonlarını bu çerçevede yeniden kurgulamalılar.

Gençlerle muhatap olanlar, anlatmayı değil anlamayı, konuşmayı değil dinlemeyi, iletmeyi değil iletişimi ve etkileşimi öncelemelidir. Gençlerin soru ve sorgulamalarına değer verilmelidir.

Kendi ezberimizi ve hayalimizi vizyon olarak gençlere telkin etmek yerine, gençlerin ilgi, merak ve yeteneklerini dikkate alarak onlarla yoldaş olmalıyız.

Gençler adına konuşmak yerine onların konuşmasını ve yol-yordam belirlemesine fırsat tanımalıyız.

Tecrübelerimizi, ilahi birikim gibi görmemeliyiz; tecrübeler önemlidir ama durağan olması sebebiyle kir barındırır, onun için gençlerin aklına ve önerilerine kulak kesilmeliyiz. “Bu iş senin bildiğin gibi değil” dediğimiz bir konu belki de bizim bilmediğimiz gibidir.

Gençliği eğitim ile özdeşleştirmek başlı başına problem. Gençlik konusunu eğitimle eşitlemekten vazgeçmeliyiz; eğitimin yanı sıra kültür, sanat, spor, sinema, tiyatro, turizm gibi pek çok alan gençlikle ilgilidir. Gençlik deyince aklımıza sadece eğitimin gelmesi, gençliğin biçimlendirilmesi ve standartlaştırılması gereken bir canlı olarak görülmesi bakımından da sıkıntılıdır.  

Eğitimi, ‘insanı standartlaştıran ve şekil veren’ anlamından kurtarmalıyız. Eğitimi, insanın doğuştan sahip olduğu ve her birimizi mucit yapacak kadar zengin olan yeteneklerimizin önünü açmak, insanın böylece kendini gerçekleştirmesi olarak tarif etmeli ve uygulamalıyız.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin eğitilmesi, ruhlarının doyurulması, sevilmesi ve değer verilmesi gibi ihtiyaçlarını okullara ve STK’lara tamamen devretmekten vazgeçmeliyiz. Ailelik, anne-babalık, dedelik-ninelik, komşuluk görevleri kurumlara devredilmez.

Gençleri ‘araç’ olarak görmekten acilen vazgeçmeliyiz, gençlik araç değil bizatihi kaptandır.

Kariyerist yönlendirmelerin yerine fikir, düşünce, amel-eylem ve idealler öne çıkarılmalı. Yaşanmayan idealler sadece ansiklopedik bilgidir; insanı ne cennete götürür ne de iyi insan yapar. Çocuğa, gence ve çevremize sunacağımız en iyi şey yaşamımızdır. En iyi öğretmen de yaşadıklarımızdır.

Gençlerin yerel, ulusal ve küresel çaplarda dini, sosyal ve kültürel hedeflerinin (dava) olmasına çalışılmalıdır. Gençlik çalışmalarının temeli hazlar değil ideallerdir.

İslamcı ve muhafazakâr siyasi cephenin sandıkta birleşmesine karşın fikri anlamdaki parçalanmışlığının gençlik çalışmalarında paydaşlığı azalttığının farkına varılmalı, ortak yanlar üzerinden birlikte çalışma zeminleri oluşturulmalıdır.

Gençlere, gençleri sevenlere, gençlere güvenenlere, gençlere yoldaşlık yapanlara selam olsun.

*

CF Dergisinin Temmuz 2016 sayısında yayınlandı. 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir