Hakkımda

NECMETTİN ERBAKAN’IN GENÇLİK FARKINDALIĞI ve İSLAM-İLİM KONFERANSLARI

Necmettin Erbakan’ın gençlikle ilişkisine dair bir bahse, onun ‘İslam ve İlim’ konferanslarından söz ederek başlamak gerekir. Erbakan tarafından 1960’lı yılların sonunda verilmeye başlanan ‘İslam ve İlim’ başlıklı konferanslar, aynı zamanda, onun Bağımsızlar Hareketi ile başlayacak olan siyasi mücadelesinin mukaddimesi niteliğindedir. Erbakan’ın kişisel biyografisi, konferansların muhtevası ve ruhuna fazlasıyla uygundu. Hocanın ortaya koyduğu bu duyarlılıktan dolayı, Milli Görüş, pek çok dini ve siyasi hareketten daha mektepli, daha kitaplı, daha ilim merkezli bir çizgi takip etmiştir. Milli Görüş’ün ilim, irfan ve entelektüel yönünü, bu çizgide kurulan partilerin kadrolarında, söylemlerinde ve parti çevresinde oluşan gençlik teşkilatlarında da görmek mümkündür. Erbakan’ın, parti kademelerinde pek çok genç isme görev vermesi, MSP-CHP koalisyonu ile sonraki hükümet ortaklıklarında partili genç isimleri bakan olarak görevlendirmesi, gençlikle ilgili çok sayıda dernek ve vakıf kurulmasını sağlaması da, onun özellikle ilk dönemde, gençliğe verdiği önemi göstermektedir.

Necmettin Erbakan’ın, 1969’da TOBB döneminde vermeye başladığı İslam ve İlim konferanslarının amaçlarından biri de yeni bir gençlik inşası, gençliğe yeni bir yol haritası çizmek ve tüm millette yeni bir uyanışın başlamasını sağlamaktı.

 

ERBAKAN’IN İSLAM-İLİM KONFERANSLARI

Erbakan Hoca tarafından, farklı şehirlerde verilen İslam ve İlim konferanslarının amacı, ilim-bilim tarihinin altın sayfalarında yerini almış Müslüman ilim adamlarının hayatları ile onların icat ve keşiflerini anlatarak, Batı karşısında kendini yenik hisseden İslam dünyasına özgüven vermekti. Özgüvenin yanı sıra, Müslümanların ilim-irfan ile yakınlaşmalarını hızlandırmak da, bu konferansların amaçları arasındaydı. Konferansta ismi geçen âlimlerden bazıları şunlardı: El Battani, Gıyasettin Cemşîd, El-Câbir, İbn-i Heysem, Câbir b. Hayyan, İbn-i Haldun, Yusuf Has Hâcip, El-Harzem, İbn Arabi.

Erbakan Hoca’nın ilim merkezli bu konferansın metni, özellikle MNP döneminden itibaren partinin il ve ilçe gençlik kollarınca baskı ve fotokopi ile çoğaltılarak ülkenin her yerindeki insanlara ulaştırılmıştır. İslam ve İlim başlıklı konferanslar, MNP’nin kapatılması sürecinde Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesine de girmiştir. Parti yetkililerinin iddianamede konferansların yer alması üzerine verdiği cevap şu şekildedir. “İslâm ve İlim, parti kurulmadan çok önce verilmiş ilmî bir konferansın adıdır. Milletlerarası bilim tarihinin bir bölümünün özetidir. Bugünkü matematik, cebir, kimya, astronomi, füze ve feza bilimlerinin yüzde altmışının İslâm bilginlerince atalarımızca kurulduğu ve geliştirildiği açıklanmaktadır. Böyle bilimsel bir eserde suç kuruntusu üzerinde daha fazla durulmasını zait buluruz.”

Erbakan, İslam ve İlim konferansları ile kendini dinleyen insanların zihninde “Geçmişte ilim sayesinde güçlü olmayı ve yeryüzüne nizam vermeyi başarmıştık. İşte şimdi aynı yöntemle yine başarabiliriz ve dünyanın en iyi ülkeleri arasında yine yer alabilir hatta dünyayı yönetebiliriz.” şeklinde bir uyanışın oluşmasını istiyordu. Erbakan, ilim konulu konferanslarında, siyaset, din, tarih, matematik, coğrafya, fizik, astronomi gibi çok sayıda disiplinden faydalanıyordu. Bunun sonucunda, konferanslarda, etkili, karizmatik ve çok kişiye dokunan bir dil çıkıyordu. Erbakan’ın başarılı akademik kariyeri ve profesörlüğü de, konferanslarla oluşan etkiyi özellikle gençlik çevrelerinde arttırıyordu. Dolayısıyla dinleyicilerin zihninde, Erbakan ismi, din adamı, siyaset adamı ve bilim adamı gibi üç özellikle eşleşmeye başladı. Her yaştan insan için, özellikle de gençler için, etkili bir kimlikti bu. O dönem siyasetin mevcut aktörleri arasında, bu denli karizmatik, çok yönlü ve farklı disiplinler üzerinden insanlara ulaşabilen yoktu.

‘İslam ve İlim’ konferanslarında dinleyici kitlesi her yaştan olmakla birlikte asıl muhatap gençlerdi. Zaten konferansların muhtevası, kullanılan dil, verilen örnekler, liseliler ve üniversiteliler başta olmak üzere gençlerin dikkatini çekecek nitelikteydi. Hoca, konferanslarında bazen öyle kavramlar, formüller, isimler kullanırdı ki, onları ancak, lise veya üniversite öğrencileri, akademisyenler veya o alanlarla az-çok ilgilenmiş insanlar bilebilirdi.

Mesela 1969 yılında Erzurum’da verdiği İslam ve İlim başlıklı konferansta şu cümleler yer alır.

“Böyle bir konuyu aramızda konuşmaya çok büyük ihtiyacımız var. Çünkü Müslümanlar olarak dünyanın gelmiş geçmiş en büyük düşünce sistemine sahibiz. Fakat bu büyük düşünce sisteminin ve Müslümanların -mücadele suretiyle sevapları ve şerefleri artsın diye- karşılarında daima bâtıl fikirler olagelmiştir. Bu bâtıl fikirler, bir Müslüman diyarı içerisinde bizleri, kendi dinimizi, kendi Müslümanlık hakikatlerimizi öğrenemeyecek hale getirmiştir. Bugün, ilmi çalışmaların bazılarından bahsedeceğim. Eminim ki, çoğumuz bu çalışmalar hakkında fikir sahibi değiliz.”

“Bugünkü fiziğin kurucusu İbn-i Heysem’dir. Kimdir İbn-i Heysem desem “Tanımıyoruz” dersiniz. Çoğumuz lisede ve yüksekokulda okuduk, fakat İbn-i Heysem’in adı bize öğretilmedi. İbn-i Heysem fiziğin kurucusu, fiziğin babasıdır. İbn-i Heysem atom ve molekül nazariyesini getiren insandır.”

“Şimdi arkadaşlarımızın çokları bilhassa lise seviyesine kadar mekanik ve fizik dersi okumuş olanlar… Şu pencereden bir taş atsak, taşın ne kadar zaman sonra düşeceğinin hesabını çok iyi bilirler.”

“Şimdi sinüs meselesine gelelim. Trigonometri okuyan nispeten yaşlı kardeşlerimiz, ağabeylerimiz bilirler ki, otuz sene önce yazılmış lise kitaplarında bunlar ceyp, taceyp olarak geçer. Ceyp kelimesi Arapça bir kelimedir. İlk defa Halife Me’mun zamanındaki Müslüman âlimleri mesafe ölçerken bu kelimeyi kullanmışlardır.”

“Müslümanlar cebir ilmini de bulmuşlardır. Cebir kelimesi, el-Câbir adlı İslâm âliminden geliyor. Avrupalıların el-Câbir demeğe dilleri dönmediği için, el-Câbir adını el-Gebra diye okurlar ve bugün İngiltere ve Almanya’da basılan bütün cebir kitaplarının üzerinde el-Gebra yazmak suretiyle el-Câbir’in adına izafeten bu ilmi liselerde cebir diye okuyoruz. Kim bulmuş bunları? Elbette Müslümanlar bulmuştur.”

“Şimdi bizim üniversitelerimizde ilim diye yaptığımız şey şudur: Bu gemiyi yürütüyoruz, geminin arkasındaki dalgaların, bir modelin üzerinde fotoğraflarını alıyoruz. Bakıyoruz ki; şöyle dalgalar meydana geliyor. Geliyoruz masa başında biz bunu hesaplayacağız diyoruz. Hesaplamak için yaptığımız şey, üç tane prensibi formüllerle yazmaktır. Yazdıktan sonra diyoruz ki; bunları çöz bakalım, hallet. Çözemiyoruz, yani muhakeme silsilesini yürütemiyoruz, iyi mefhumlar seçmediğimiz için bir yerde tıkanıp kalıyoruz. Bundan sonra bir takım kolaylıklar yapıyoruz. Ama bu kolaylık ilim değildir.”

“Şimdi ortaya daha büyük bir iddia koyuyorum. Bugün Batılının ilmi dediğimiz Fiziği, Kimyayı, Matematiği, Astronomiyi, Tıbbı, Tarihi, Coğrafyayı, hatta bugünkü ilimlerin hepsini Müslümanlar kurmuşlardır. Bu çok büyük bir iddia… Fakat bu iddianın ispatına hazırız.”

“Müslümanlar sadece ‘Her şeyi size veriyoruz ama şu bizim ondalık sisteminizi geri verin’ deseler, ortada Avrupa’ya ait bir şey kalmaz. Fakat beyler geliyorlar, diyorlar ki, ‘Müslümanlık dediğiniz şey gericiliktir.’ Hay hay, biz bu gericiliğe razıyız, yalnız bizim mallarımızı geri verin, çıkın bizim karşımıza da ilericilik diye, biz artık ondalık sistem kullanmayacağız deyin. Yeni bir hesap metodunu getirin de görelim sizi.”

“Müspet ilimler sahasında senelerce çalışmış bir kardeşiniz olarak şunu söyleyeyim, bütün müspet ilimler tıkanmıştır. Bu tıkanıklıktan dışarıya çıkmanın yolunu, ancak Kuran-ı Kerim’den almış olduğumuz ışıkla bulabiliriz. Sözlerimi şu ayeti kerimenin duasıyla bitiriyorum: “Rabbim, benim ilim ve anlayışımı arttır ve beni salihler zümresine ilhak et”

 

İLİM KONFERANSLARI İLE OLUŞTURULMAK İSTENEN GENÇLİK

Necmettin Erbakan’ın siyaset serüveninin öncesinde ve siyasetinin ilk yıllarında, çoğunlukla gençlerin ilgiyle takip ettiği İslam ve İlim başlıklı konferanslarının Milli Görüş’e daha yolun başında yeni bir gençlik profiline sahip olmasını sağladı. Şüphesiz, bu yeni gençlik kitlesinin oluşmasında, başka isimlerin de etkisi vardı ancak Erbakan, gençliği aynı zamanda bir mefkûre etrafında siyaset ile ilişkilendiriyordu. İslam ve İlim konferansları ile oluşturulmak istenen gençliğin özelliklerine dair şunları söyleyebiliriz.

Milliyetçilikten İslam’a doğru yönelen bir gençlik: Erbakan’ın konferanslarında örnek verdiği İslam âlimlerini ırk, coğrafya ve milliyet farkı gözetmeksizin seçmesi, Türk olanların bile Müslümanlığına atıf yapması, dönemin özellikleri bakımından önemli bir evrensellik vurgusu olarak öne çıkmaktadır. Elbette, konferanslarda millet vurgusu üzerinden Türk milletinin özel bir yeri vardı ama İslam-Batı üzerinden kurduğu denklem daha çok Müslümanlığı öne çıkarıyordu.

Kur’an’ı okuyan ve anlayan bir gençlik: Erbakan, ilim-din ilişkisini tarihi şahsiyetler üzerinden anlattıktan sonra Kur’an’a sıklıkla atıf yaparak, ilim adamları ve gençlere “Kur’an’ı okuyun, anlayın.” mesajı veriyordu.

İlim ve bilimle donanmış bir gençlik: Konferansların temel amacı bu idi. Erbakan, Müslümanların bilim tarihindeki başarılarını anlatırken, günümüz insanına (özelde gençlere, öğrencilere, bilim insanlarına) aynı yolu göstererek, her şartta ilim-bilim çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini söylüyordu. İslam-ilim ilişkisi noktasında, Erbakan, kendi hayatıyla da model olarak öne çıkıyordu.

Özgüven sahibi bir gençlik: Müslümanların özgüven sahibi olmasını, konferanslarda üç mesajla sağlanmaya çalışıldığını görüyoruz. 1. Müslümanlar geçmişte dünyayı yönettiler ve her alanda başarılıydılar. Kendinize güvenin, sizin geçmişiniz çok şanlı. 2. İlim ile yine dünyanın öncü ülkesi olabiliriz, böylece İslam dünyası yeniden şahlanır. 3. Çok başarılı gördüğünüz Batı, bu başarısını Müslümanlara borçludur. Üstelik Batı artık tıkanmıştır. 4. Müslümanların yeniden ayağa kalkmasını ilim adamları, gençler, okuyanlar sağlayacaktır, Dolayısıyla siz önemlisiniz.

Batı’yı sorgulayan bir gençlik: Erbakan, konuşmalarıyla dinleyicilerin, yenilmez ve üstün kabul edilen Batı’yı sorgulamalarını istiyordu. Üstelik bunu, Batı’nın en güçlü olduğu kabul edilen bilim alanı üzerinden yapmalarını sağlamaya çalışıyordu.

Geçmişini bilen bir gençlik: Cumhuriyet gençliği geçmişinden kopmuştu. Erbakan, konferanslarında verdiği bilgiler ile gençlere geçmişi bilmenin önemini anlatıyordu.

Necmettin Erbakan, bir profesör olarak ‘Hoca’ unvanına sahipti ancak verdiği konferanslarla ülkede sayıları milyonları aşan gençliğin de hocası, öğretmeni, rehberi olmuştu. Daha ilk yıllardan itibaren, onun konferanslarıyla büyüyen insanlar, bundan dolayı, kendisine hitap ederken, en çok ‘Hocam’ demeyi tercih ettiler.

 

KONFERANSLARLA CUMHURİYET DÖNEMİ KOPUŞLARINA CEVAPLAR

“İslam ilerlemeye manidir” anlayışına cevap: Son iki yüzyılın temel tartışmalarından biri olan “İslam terakkiye mani midir, değil midir?” sorusu, Cumhuriyet döneminde uygulanan eğitim ve kültür politikaları ile yeni kuşağın zihninde büyük ölçüde “İslam ilerlemeye engeldir.” şeklinde cevap bulmuştu. Erbakan, konferanslarında adeta bu kadim soruya yeniden cevap vererek “Mani olması söyle dursun İslam ilerlemenin sebebidir.” diyordu.

“Batının ilmini alalım” yaklaşımına revize: Batılılaşma ve modernleşme cereyanları karşısında Osmanlı dindarlarının “Batının ilmini ve fennini alalım, kültür ve ahlakını almayalım.” şeklinde geliştirdikleri savunuyu, Erbakan, İslam ve İlim konferansları ile bir anlamda revize ederek Batı’nın ilmini almayı değil Müslümanların kendi ilmine sahip çıkması gerektiğini söylüyordu.

Geçmişin reddedilmesine cevap: Alfabe ve dil alanındaki düzenlemeler başta olmak üzere eğitim, tarih, kültür politikalarıyla Cumhuriyet kuşağının geçmişiyle bağlarının koparıldığını gören Erbakan, İslam ve İlim konferanslarıyla tam aksine bir yol çizerek, millete geçmişine sahip çıkmasını, bu sahip çıkışa da ilim değerleriyle başlatılmasını istiyordu. Bu, bir yönüyle Batılılaşma hareketlerine cevap niteliğindedir.

Kemalizm ve Komünizmin gençlik hareketlerine cevap: Atatürkçülüğün en büyük hedeflerinden biri, Kemalist çizgide bir gençlik yetiştirmek hatta ülke gençliğinin hepsini öyle yapmaktı. Onuncu Yıl Marşında yer alan On yılda on beş milyon genç yarattık.” sözü ile Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve 1940’lara kadar yapılan düzenlemelerin çoğunlukla eğitimle ilgili olması, ülküsü Batılılaşma olan yeni sürecin gençlikle ilgili planlarının çokluğunu gösteriyor. Aynı şekilde, Komünistlerin, özellikle 1950 sonrası gençlik hareketlerine ağırlık vermesi dikkat çekiciydi. Erbakan, konferanslarıyla, Cumhuriyet döneminin iki ideolojisine bu şekilde cevap vererek, ‘Milli Gençlik’ inşasına yönelik adımlar atıyordu.

Gençliğin hocası Erbakan’a rahmet olsun. Rabbim, insanlığı ilmin, hakikatin, adaletin peşinden ayırmasın.

.

Sebîlürreşad Dergisi, Sayı 1014 Şubat-Mart 2017.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir