Hakkımda

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMİN 8 KURALI

Bu makale DİN ve HAYAT Dergisinin Haziran 2014 tarihli 22. sayısında yayımlanmıştır. 

İletişim prensiplerinin mecra ve muhataba göre yeniden üretildiği yerlerden biri, çocuklarla dini iletişimdir. Çocuklarla dini iletişim, ‘din’ ve ‘çocuk’ olmak üzere iki ‘özel durum’a sahip. Sözgelimi “Hikmet ile davet et.” prensibi, büyükler ile çocuklar için başlangıçta aynı anlama gelmekle birlikte uygulaması farklılık gösterebilir. Pratikteki farklılıklar, asıl anlama tutunarak yeni prensiplerin oluşmasını sağlamaktadır.

‘Dini iletişim’i iki şekilde anlamalıyız. İlki iletişimin form, tarz, ruh olarak dine uygun olması; ikincisi ise iletişimin dini bir konu üzerinden gerçekleşiyor olması. İletişim ilkelleri/kuralları, makro ölçekte herkes için aynıdır. Mikro ölçekte ise, ilke ve kurallar aslını koruyarak özelleşir; mecra, muhatap ve kaynağa göre yeni bir kıvam alır. İletişimin mecra ve muhataba göre yeniden üretildiği yerlerden biri, çocuklarla dini iletişimdir.

Dini iletişimde kaynak, başta Kur’an ve Hadis olmak üzere dinin kendisidir yani Allah’tır. Her iletişimde bilginin doğruluğu önemlidir. Çocuklarla iletişimde bilginin doğruluğu ‘ehemmiyet’ mertebesindedir. Çünkü çocuk, büyüklerinden yansıyan her şeyin doğruluğuna inanmakta, özellikle dini bilgiyi sorgusuz almakta, içselleştirmekte hatta kutsallaştırmaktadır. Çocuk, değişik yaş evrelerinde sıralamayı değiştirmekle birlikte, anne ve babasını, dede ve ninesini, öğretmenini, din görevlisini ‘doğru söyleyen’ kabul etmektedir. Mesela, öğretmenini seven bir çocuk için dünyanın en doğru söyleyeni öğretmenidir. Hatta ebeveyninin söylediği ile öğretmeninin söylediği birbirini teyit etmiyorsa, çocuk “Ama öğretmenim dedi ki” diyerek tercihini açık şekilde göstermektedir.

Televizyon ve internet gibi teknolojik kaynaklara yönelik çocuğun etkileneceği bir ‘şüphe’ oluşturulmamışsa, çocuk bu araçların büyüsü, yaygınlığı ve evrenselliğine dayanarak, onlarla iletişim içinde olmayı da önemsemekte, onlardan gelen bilgi, öneri ve diğer iletileri de kolaylıkla kabul etmektedir. “TV’de filan Hoca şöyle dedi.” şeklinde, içinde inandırıcı ses renginin de yer aldığı cümleleri başta çocuklardan olmak üzere, kadınlardan ve pek çok insandan sıklıkla duyarız.

Bu durumda, çocuklarla dini iletişim için ilk kuralımızı aşağıdaki şekilde yazabiliriz.

Kural 1: Çocuklarla dini iletişimde olanların, dinin tamamını veya iletişime konu olan dini meseleyi Kuran, Hadis ve ilgili kaynaklardan doğru biçimde öğrenmiş olması gerekir. Çocukların Kur’an ve Hadisi temel dini başvuru kaynağı olarak algılamaları dini iletişimin amaçlarından olmalıdır.

Durum tespiti: Türkiye’de halkın çoğunluğu Müslümandır, kendini dindar olarak görür, dini konularda yeterli bilgi sahibi olduğuna inanır. Öyle olsa da, Türkiye’deki insanların çoğunluğunun dini asıl kaynaklarından eksiksiz öğrendiğini söylememiz mümkün değildir. Bu eksikliği özellikle de çocuk-din konusunda görmekteyiz. Sözgelimi, çocukluğunda, imam veya cemaatten gördüğü kötü muameleden dolayı yıllarca camiye uğramadığını anlatan insanlara rastlarız. Cemaatten bazıları camide çocuk istemez, onların sesinden rahatsız olur. Camide ses yapan çocuklar sert yöntemlerle cami dışına çıkarılır, cami avlusunda oynayan çocuklar bazen eli sopalı amcalarca kovulur. Üstelik bu yanlışlar, iyi niyetle yapılır. Çünkü cami-çocuk konusunda doğru bilgiye sahip olan insan sayısı azdır. Hâlbuki Hazreti Peygamber as’ın mescidde çocuklara nasıl davrandığı, sırtına çıkan çocuk düşmesin diye secdesini dahi uzattığı bilinse ya da çok kişi tarafından tekrar edilen “Çocuklarınıza namazı öğretin” hadisi üzerinde azcık tefekkür edilse bu yanlışa düşülmeyecektir.

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE HEDEFE UYGUN DİL VE TARZIN GELİŞTİRİLMESİ

Çocuklarla dini iletişimde, taraflardan en azından biri (hedef) çocuktur. İletişimin diğer tarafında ise, çoğunlukla anne, baba, abla/ağabey, dede/nine gibi aile üyeleri ile öğretmen/imam/kurs hocası gibi eğitimci bireyler veya toplumun diğer üyeleri yer alır. Her iki tarafın birbirini doğru tanıması ve konumlandırması iletişimin başarısını arttıracaktır. Çünkü huy, yetenek, karakter, ilgi, algı, psikoloji gibi unsurlar iletişimi muhteva, dil, süre, tarz olarak etkiler.

Çocuklarla dini iletişim için ikinci kuralımızı şöyle yazabiliriz.

Kural 2: Çocukların algı, yetenek ve meraklarıyla, davranış şekilleri ve psikolojileri konusunda bilgi ve gözlem sahibi olanların, çocuklarla dini iletişimde başarılı olma şansı yüksektir.

Durum tespiti: Hepimiz biliriz ki, bebekler ve çocuklar, doğuştan getirdikleri özelikleriyle anne ve babalarının psikolojik durumlarını kolaylıkla kavrarlar, davranış değişikliklerini ve bunların gerekçelerini hızlıca fark ederler. Dolayısıyla çocuk-büyük iletişiminde muhatabını tanıma açısından çocuk avantajlıdır.

Çocuk psikolojisi konusunda belli bir hassasiyete, bilgiye, gözleme sahip az sayıdaki kişi dışında, büyükler genellikle ‘kendi çocukluk’ dönemlerinden yola çıkarak çocukları tanıdıklarını düşünürler. Bu ‘ezberci davranış’ büyükler ile çocuklar arasındaki iletişimde temel negatif unsurlardandır. ‘Biz çocukken’ veya ‘Bizim zamanımızda’ diye başlayan cümleler, çocuklarla iletişimdeki en başarısız cümlelerdendir. Sanırım, çocukların hiç sevmediği sözlerden biri de “Çocuğum, senin bilmediğin şeyler var.” cümlesidir. Bu cümlede iki büyük hata var. Çocuklar ve gençler pek çok şeyi biliyor, bazı konularda büyüklerden de bilgililer. Ayrıca, bir muhataba ‘Bilmiyorsun’ diye söze başlamak onunla iletişimi değersizleşmektir.

Mevlana’nın Fihi Ma Fih’te anlattığı bir hikâyeyi bu bahse destek olması için, özet olarak aktarıyorum.

“Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyin, henüz çocukken, birinin yanlış abdest aldığını gördüler. O kişiye, abdestin doğrusunu öğretmek istediler. Adamın yanına gittiler. Biri, adama “Kardeşim, bana yanlış abdest alıyorsun diyor. Biz, ikimiz senin yanında abdest alalım. Hangimizin abdesti doğru aldığına sen karar ver.” dedi. İkisi adamın yanında abdest aldı. Abdest bitince adam; “Çocuklar, sizin abdestiniz şeriata tam uygun. Abdesti galiba ben yanlış alıyorum.” diyerek yanlışının farkına vardı.

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE ARACI KAYNAĞIN KONUMLANMA SORUNU

İletişim eylemi içerisindeki taraflardan birisi, diyalog zeminini bozmadığı ve eşitliği olağanüstü zedelemediği sürece iletişim sürer. Çocuk-Büyük iletişimlerinde, zaman içerisinde, iletişimi engelleyen hatalar sürece dahil olmaktadır. Bunların başında büyüklerin nasihatçi, ikazcı, cezacı veya ödülcü bir üsluba/dile yönelmeleri veya bunu bir yöntem olarak seçmeleri gelmektedir. Bu yönelime bazen fiziki şiddet de eklenmektedir. Böyle durumlarda, iletişim sonlanmakta, taraflardan biri ‘ileten’ diğeri de ‘iletilen’e dönüşmektedir.

Çocuklarla dini iletişimde aracı kaynağın konumlandırmasıyla ilgili kuralımızı şöyle yazabiliriz.

Kural 3: Dini bir konu sebebiyle çocuklarla iletişimde olanların, iletişimin tarafı olmaktan ileten konumuna düşmemeleri için nasihatçi, ikazcı, cezacı veya ödülcü dil kullanmamaları, iletişen/konuşan pozisyonu korumaları gerekir.

İletişimin nasihat veya ikaz diline dönüşme sorunu, dini konulardaki çocuk-büyük diyaloglarında daha da belirgindir. Ebeveynler, çocuklarla dini iletişimde, kendilerini kolaylıkla ve isteklice öğretmen/eğitici rolüne sokmaktadırlar. Bunda etkin olan, insanın ‘eğitilmesi gereken canlı’ olduğu, bunun ideal döneminin de çocukluk yaşlarının olduğuna inanılmasıdır. ‘Eğitim şart’ ifadesinin vecize veya dini nas gibi herkesçe tekrar edilmesi bu kabulün sonucudur. Hâlbuki gerekli olan iletişimdir; özellikle sosyal, kültürel, dini alanda eğitimden beklenenleri, iletişim, fazlasıyla sağlama gücüne sahiptir. Bu açıdan bakıldığında eğitimcilerin de ‘didaktik’ ve ‘ödevci’ tarzdan çok ‘İletişimci’ yöntemleri seçmesi gerekir.

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE ÖDÜL VE CEZANIN FAYDA VE ZARARLARI

Büyükler, çocuklarla ilişkilerinde, zaman zaman ceza veya ödül yoluna gitmekte; eğitim ve dini konularda ceza veya ödüle başvurma sıklaşmaktadır. Eğitimde başarıyı sağlamak, dini terbiye kazandırmak, ahlaki davranış edindirmek, kötü alışkanlıklardan vazgeçirmek, ibadetleri sevdirmek gibi gerekçelerle ödül verilmesi neredeye gelenek haline geldi.

2013 yılının Şubat ayında pek çok gazeteye yansıyan “Yozgat’ın Dayılı köyünde, 180 vakit namazı camide kılan çocuklara tablet verildi.” haberi bu konudaki ilginç örneklerden biri sayılabilir. Bu haberin duyulmasından sonra Türkiye’nin pek çok yerinde benzer yarışmanın/ödüllendirmenin yapıldığını okudum.

Eskiden çocukların dini bir vecibeye özendirilmesi çoğunlukla sözlü tebrik, hediyeleşme ve değişik ikramlar ile sağlanırdı. Son yıllardaki özendirmelerde yarışma ve maddi ödül uygulamaları arttı. Özendirmenin dil, forum ve araç değişimi dikkat çekicidir. Bu değişimde, sanırım, medyadaki yarışma programlarının artışıyla eğitimin gittikçe yoğunlaşan sınav karakteri rol oynadı. Özendirmenin sözlü tebrik, hediyeleşme ve ikram ile yapılmasıyla, yarışma ve maddi ödülle yapılması iletişim süreçleri açısından farklı değerlere sahiptir.

‘Çocukların sadece maddi ödül karşılığında iyi bir şey yaptığına inanmak’ eğitim, iletişim ve duygu dünyası için tehlikelidir, doğru değildir. Özendirmenin onlarca aracı ve yöntemi vardır, muhataba ve konuya göre tercih etmek gerekir. Mesela ‘birlikte iş yapmak’, ‘sorumluluk vermek’, ‘yetki paylaşmak’, ‘emeğe değer vermek’, ‘güzel söz söylemek’, ‘adil davranmak’, ‘teşekkür etmek’, ‘özür dilemek’, ‘zaman ayırmak’, ‘yapabildiğini göstermek’, ‘sarılmak ve öpmek’ daha sahih ve doğal ödüllendirme yöntemleridir; bu davranışlar, iletişimi destekleyici özelliklere de sahiptir. Üstelik doğru iletişim en büyük özendirme ve ödüldür.

Çocuklarla dini iletişimde ödül ve ceza konusuna dair şöyle bir kural oluşturabiliriz.

Kural 4: Çocuklarla dini iletişimde doğal özendirme araç ve yöntemleri daha çok tercih edilmeli, maddi ödüllendirmede ise ödül ve yöntemin dinin ruhuna uygun olmasına dikkat edilmelidir. İletişimi sürekli ödülle desteklemenin, sürdürülebilir olmayacağı ve iletişimin doğallığını bozacağı unutulmamalıdır. 

Özellikle ‘ibadetlerin’ ödüllerle sevdirilmesine dair artmakta olan uygulamaların dinin ruhu ve kulluk samimiyeti bakımından gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Din, insanın inanç, duygu ve fıtrat yönüne hitap eden güçlü özelliklere sahip. Dini iletişimde esas olan, insan ile dinin sahih biçimde buluşmasını sağlamak olmalıdır. Özendirme faaliyetleri, insan ve din buluşmasının duygusal destek boyutunu aşmamalıdır. Çocuk, ibadetinin sonunda karşılığını Allah’tan alacağını yalın biçimde kavramalıdır. Çocuklarımızı daha kulluk yaşlarının başlarında ‘riya’ günahına yaklaştırmaktan çekinmeliyiz. Peygamberimiz “Sizin hakkınızda en çok korktuğum küçük şirktir.” Demesi üzerine ‘Küçük şirk nedir ey Allah’ın elçisi?’ diye sorar arkadaşları. Peygamberimiz “Riyâdır.” Cevabını verir. Dinde doping olmamalı.

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE ARACI KAYNAĞIN DAVRANIŞ VE İLETİ UYGUNLUĞU

Hazreti Peygamber as’ın “Bilmeyenin vay haline!” dedikten sonra “Bilip de bildiği ile amel etmeyenin vay haline.” dediği ve bu sözü üç kere tekrar ettiği rivayet edilir. Peygamberimizin bir sözü de şöyledir: “Allaha yemin ederim ki, siz öğrendiğiniz ilimle amel etmedikçe ilim toplamaktan dolayı mükâfat alamazsınız.” Cuma Suresinin beşinci ayeti bu durumu daha sert ifadelerle anlatmaktadır. Meali şöyledir: “Kendilerine Tevrat verilip de onun gereğini yerine getirmeyenlerin örneği, kitaplar taşıyan eşeğin durumuna benzer.” Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” sözü de şiirsel biçimde aynı konuyu anlatmaktadır.

Saff Suresindeki “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız/yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?” mealindeki ayet ise bir iletişim kuralı koymaktadır. Her yaştaki insanların birbirleriyle iletişimlerinde söz ve davranış uyumu önemlidir. Çocuklar da kendileriyle konuşan büyüklerin söz ve davranış uyumuna/uyumsuzluğuna dikkat ederler.

Din yaşanmak içindir. “İslamiyet, kal (söz) değil hal (yaşam) dinidir.” sözü bu durumu izah eden güzel bir vecizedir. Yaşantının, davranışın, duruşun kendisi başlı başına iletişimdir. Dolayısıyla, tarafların iletimde ortaya koydukları profil ile yaşantılarının uyumlu olması iletişimi etkileyecektir. Çocuk ile dini iletişimde ise, iletişimin başarısı ve çocuğun ileriki yaşlardaki duygu dünyasının sağlığı için, bu uyum daha da önem kazanmaktadır. O zaman kuralımızı şu şekilde yazabiliriz.

Kural 5: Çocuklarla dini iletişimde bulunanların, iletişimdeki paylaştıkları söz ve iletileri ile günlük yaşamlarındaki davranışlarının uyumlu olması iletişimi olumlu etkilemektedir.

Durum Tespiti: Çocuklarla dini iletişimlerde sıkça rastladığımız sorunların başında büyüklerin söz ve davranış uyumsuzluğu gelmektedir. “Ben yapamıyorum ama çocuğum yapsın.” gibi iyi niyetin de etken olduğu bu söz/fiil tutarsızlığı çocuklarla iletişimin verimini, samimiyetini, süresini düşürmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri, sigara içen büyüklerin çocuklarına uyguladıkları yasaktır. Bu yasak o kadar trajiktir ki, büyükler kendilerine sigara alması için çocuklarını bakkala gönderirler, yanlarında sigara içerler, sigara küllüklerini çocuklarına temizlettirirler ama çocukları sigara içtiklerinde kızarlar, bağırırlar, ceza verirler. Türkiye’de sigara içtiği için sigara tiryakisi babasından dayak yiyen milyonlarca insan vardır.

Halk irfanınca vecizeleştirilen “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.” sözü, eğitim ve din alanında söz ve uyum zıtlığı içinde olanların halini tespit ve tasvir edici ironik bir ifadedir.

İmamı Azam Ebu Hanife’ye atfedilen şu hikâye söz/davranış uyumunun önemini anlatmaktadır. “Çocuğun birisi bal hastasıymış. Ailesi, çocuklarının bal tutkusunu önleyebilmek için hekimlere gitmişler, tedbirler uygulamışlar, ama nafile! Sonunda, tavsiye üzerine, Ebu Hanife’ye gitmişler.  İmam Ebu Hanife, sorunu dinledikten sonra çocuğun ana ve babasına “Kırk gün sonra gelin” demiş. Anne ve baba bir anlam veremese de, çaresiz geri dönmüşler. Kırk gün geçtikten sonra ise, tekrar varmışlar huzura. İmam-ı Âzam, çocukla az konuştuktan sonra şöyle demiş: “Bundan sonra bal yeme evlâdım!” Sonra, çocuğun ailesine “Tamam, gidebilirsiniz.” demiş. Anne-baba şaşkın, öyle ya, kırk gün bu söz için mi beklemişlerdi. Sonraki günlerde bir de ne görsünler, çocuk, artık bal istemiyor! Merak etmişler bunun sebebini. İmam-ı Âzam’a giderek “Nedir bunun hikmeti?” diye sormuşlar. Gülümseyerek şöyle demiş İmam. “Kırk gün önce, ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesinin etkisi olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bal yememeyi. Kendim başarınca, sözüm de tesir etti.”

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE TEKNOLOJİ, OYUN FAKTÖRÜ VE ÇİKOLATA

Başlık tuhafınıza gitmiş olabilir. Bu başlığı ‘Dini iletişimde çocukların ilgi duydukları ve sevdikleri unsurların iletişime etkileri ve çocuk ile büyüğün değişen algı ve merakları’ şeklinde de yazabiliriz. Uzun sosyolojik ve psikolojik analizler gerektiren bu konuyu kısa ifadelerle geçmek istiyorum. Önce kuralımızı yazalım.

Kural 6: Dini iletişimde, çocukların ilgi gösterdiği oyun, yiyecek, teknolojik alet gibi şeyler, gereksiz yere kötülenmemeli, aksine bu unsurlar iletişimin parçası haline getirilmelidir. Büyükler, çocuklarla kendilerinin ilgi dünyasının farklı olduğunu ve algıların değişken olduğunu unutmamalıdır.

Bir çocuğa “Yavrum, bıkmadın mı televizyon izlemekten, az kitap oku.” dediğimiz de cehren olmasa bile iç ses olarak “Tabii bıkmadım.” cevabını alacağımız kesindir. “Hep abur cubur yiyorsun, sağlam bir şeyler yesene.”, “Sabah akşam internettesin, az sokağa çık.”, “Şu topun peşinde koşma, biliyor musun topun ne zaman icat olduğunu”, “Az da geleneksel oyunlarımıza ilgi gösterin.” gibi sözler de çocuklarımızdan olumlu karşılık bulmayacaktır. Büyükler, çocuklarla günlük veya dini iletişimlerde, bazen, onların çok sevdiği bir şeyi kendilerinin istediği şeyin tam karşısına koymaktadırlar. Karşıtlaştırma, çocuğun büyükle iletişimini sonlandırmasına veya iletişimin verimsiz şekilde sürmesine yol açmaktadır.

Ayrıca, bilgisayar ve internet gibi teknolojik araçların kullanımı, çoğunlukla, ebeveyn veya öğretmen eğitimi gerektirmeden çocuklar tarafından öğrenilmektedir. Çocuklarla büyükler arasında tecrübe ve eğitim merkezli kopuşa neden olan bu durum, iletişimde büyükler adına dezavantajlar oluşturmaktadır.

‘Çocuk bana yakınlaşsın’ diye değil ama ikram ve hediyeleşme doğallığı içinde çocukla paylaşılacak bir çikolata, birlikte gerçekleştirilecek bir balık tutma macerası, doğum gününde verilecek güzel bir hediye, birlikte gezilecek bir cami, gecenin bir yarısında havaalanında hacı karşılaması iletişim için çok şeydir.

 

ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMDE HAYALİN DEĞERİ

Hayal kurmak; görebildiklerimizden, hissedebildiklerimizden veya bir şekilde varlığına şahit olduklarımızdan yola çıkarak bizim için bilinmez (gayb) alemde yeni kurgular, varlıklar, duygular inşa etme veya olanları keşfetme çabasıdır. Allah’a iman bu keşiflerin en esaslı olanıdır. Allah’a iman etmek için onu önce bulmak gerekir. Bu ise gayb aleminde bir keşif ile mümkün olur. Çünkü Allah gaybtır. Allah’ı ne zaman zihin ve kalp ile keşfedersek, o zaman aynel yakin inanacak kadar onu yakınımızda hissederiz.

Çocukların dünyayı, soyut varlıkları, duyguları kavramasında ‘hayal’in önemi büyüktür. Bebeklerin ve çocukların, çevrelerini tanıma ve dünyayı algılama dönemlerinde, ardı arkası kesilmez şekilde büyüklerine yönelttikleri soruların çoğunda hayalin varlığını görürüz. Modern çağ her ne kadar her şeyi maddileştirse ve somutlaştırsa da başta dini iletişimde olmak üzere her alanda ‘hayalin varlığını’ korumalıyız. Henüz kendisine peygamberlik verilmemiş haliyle İbrahim peygamberimizin gökyüzünün derinliklerine dalarak kendini var edeni keşfetme çabası dini düşüncede hayalin kullanımına dair güzel bir örnektir. Kur’anda ve hadislerde yer alan bazı hikâye ve tasvirler, insanın hayal veya gaybı tasavvur gücüne hitap eder. Kıyamet, cennet, cehennem, miraç, yaratılış, ashabı kehf, yerin ve göğün derinlikleri gibi konular bunların başında gelir. Çocukların ilgi gösterdiği edebiyat ürünlerinin başında da hayal unsurlarının etkin olduğu masal, destan, hikâye gelmektedir. Ninniler de büyük ölçü de masalımsı ve hayal içeren sözlerle örülüdür.

Çocuk ve hayal ilişkisine bağlı olarak dini iletişime yönelik kuralımız şöyle;

Kural 7: Çocuklarla dini iletişimde edebiyat, masal, hikâye, hayal gibi çocuğun soyut ve gayb olanı kavramasına yardımcı olacak unsurlardan faydalanmak iletişimi çocuksulaştıracak ve etkisini arttıracaktır.

Bundan dolayı, çocuklardan gelecek tuhaf, sıra dışı ve hayale dayalı soru ve itirazlar, iletişim için fırsat görülmeli, çocuğun algı dünyasına hitap edecek şekilde bunlar karşılanmalıdır. Çocukların sıra dışı konuşmaları karşısında “Aman be çocuğum, nerden uyduruyorsun bunları.” gibi tepkiler vermekten kaçınmak gerekir, böyle tepkiler çocuğun hayal gücüne zarar verir.

 

SOSYAL ETKİNİN ÇOCUKLARLA DİNİ İLETİŞİMİ ETKİLEME DEĞERİ

Bireyin içinde yaşadığı topluma uygun davranmasını sağlayan sürece ‘sosyal etki’ denir. Birey, diğer birey ya da gruplarla etkileşimlerin sonucunda davranış, duygu ve düşüncelerini biçimlendirir, değiştir ve keskinleştirir. Herbert Kelman’a göre üç tip sosyal etki vardır. Uyma: Bireyler, diğer insanlarla aynı fikirde gözüküp asıl fikirlerini kendilerine saklar. Benimseme: Birey, sevdiği veya saygı duyduğu kişilerin davranışlarından etkilenerek benzer davranışlar sergiler. İçselleştirme: Bireyler, bir inanç veya davranışı samimice kabul eder, içsel olarak inanır ve samimi biçimde o inanca uygun şekilde davranırlar.

Kural 8: Sosyal etki, çocukları etkileyen başlı başına bir iletişim türü olmanın yanında, çocukların diğer bireylerle dini ve sosyal iletişimlerini de etkilemektedir. Dini iletişimlerde, çocukların ne tür sosyal etkileşimler içinde olduğunu bilmek gerekir.

Bu yazıda çocuklarla dini iletişime dair sekiz temel kural oluşturduk. Buradaki dokuz kurala, ses ve vücut dilinin doğru kullanımı; sözün hikmetle bezenmesi; iletişimin sohbet, yolculuk ve birlikte iş yapma gibi zaman kullanımı gerektiren unsurlara desteklenmesi; peygamberimizin çocuklarla ilişkilerine dair örneklerin anlatılması; çocuklarda oluşmakta olan önyargıların zarif yollarla giderilmesi; çağın hastalıklardan ırkçılık ve bireyciliğe karşı çocukların erken yaşlarda bilinçlendirilmesi gibi başka kurallar ve prensipler de eklenebilir.

 

Din ve Hayat Dergisi Sayı: 22 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir