Hakkımda

‘Çocuklar geleneksel oyunları sevmiyor’ diyorsanız sizinle biraz konuşalım

“Çocuklar artık sek sek, üçtaş, birdirbir oynamıyor. Sevmiyorlar eski oyunları. Varsa yoksa bilgisayar ve internet oyunları. Biz ne çok oynardık o güzel oyunları. Sokağa çıkar akşam dönerdik eve. Sokaklar bizim için oyun yeri idi. Kış geceleri de evimizde arkadaşlarla toplanır saatlerce oynardık.”

Siz de böyle düşünüyorsanız, gelin biraz tartışalım. Öncelikle, tahmin ettiğimiz bir durumu teyit etmek için ufak bir araştırma yapalım. Çevremizdeki çocuklara çocukluğumuzda keyifle oynadığımız beş–on oyunun adını söyleyelim. Bakalım, oyunları bilen çıkacak mı? ,

Çocukların eski oyun adlarını pek duymadıklarını göreceğiz. Evet, çocuklarımız geleneksel oyunları oynamıyorlar. Çünkü onlar o eski oyunları bilmiyorlar. Bilinmeyen şey nasıl sevilsin, nasıl oynansın. Çocuklarımız, geleneksel çocuk oyunlarını bilmedikleri için oynamıyorlar.

Çocukların eski oyunları bilmeme nedenlerini çok araştırmaya gerek yok. Çünkü onlara o oyunları öğretmesi gerekenler (anneler, babalar, dedeler, ablalar, ağabeyler) görevlerini yapmadılar, oyunları çocuklarına öğretmediler. Zaten ilk önce onlar oynamayı bırakmışlardı. Öğretmedikleri gibi, sokaklarda oyunların oynanabileceği bir alan da bırakmadılar. Geleneksel çocuk oyunlarından vazgeçenler, bugünün çocukları değil onların büyükleri olan bizleriz. Suçluyu doğru tespit edelim!

Bir miktar abartılı olmakla birlikte şu yazacağım cümleler gerçeğin altını çizmek için faydalı olacaktır.

Bazı çocuklarımız keşkek, tarhana, ev yoğurdu ve pekmezi neden bilmiyorlarsa eski oyunları da onun için bilmiyorlar.

Köylerinin adlarını veya iki üç kuşak önceki dedelerinin isimlerini neden bilmiyorsa bazı çocuklar, eski çocuk oyunlarını da onun için bilmiyorlar.

Köyden kente göçüşümüz, modernleşme çabamız ve ulusallaşma sürecimiz aynı zamanda bizim “kopuş” hikâyemizdir. Son iki yüz yıldır doğal bir süreç yaşamadık; onun için doğal sosyolojik süreçlerin değil mühendisliğin ürünüyüz. Suyun doğal yollarla denize kavuşması gibi değildi bizim bugüne gelişimiz. Bütün dünya bu hengâmeyi az çok yaşadı, biz ise “travmatik” boyutlarda yaşadık. Geleneksel çocuk oyunlarının durumu ayrı bir hikâye değil, bu kopuşun ve travmanın bir cüz’üdür.

“Çocuklarımız, geleneksel çocuk oyunlarını bilmedikleri için oynamıyorlar.” tespitini yaptığımıza göre “Çocuklarımıza o güzelim eski oyunları öğretsek ne güzel olur, hemen oynamaya başlarlar” diye bir cümle kurmak niyetinde değilim. Bu kadar basit bir çaba ile böyle bir sonuç elde etmek mümkün değil.

Kültürel unsurlar, sadece bilgi aktarımı ile değil uygulama ile sonraki nesillere geçer. Bu geçişi sağlayacak bir hava, ortam gerekir. Tam bu noktada “Kültürel iklim” ifadesi o kadar anlamlı duruyor ki…

Çocuk, çelik – çomak veya birdirbir oyununu ağabeyi, ablası, komşusu ile oynayabilseydi, bu oyunlar sonraki nesle geçmiş olacaktı. Bu geçiş esnasında oyunlar doğal değişimini ve gelişimini sürdürecek, teknolojik ve kentsel gelişmelere göre de bazı oyunlar yeni formlar, şekiller kazanacaktı. Muhtemelen şöyle bir sonuç meydana çıkacaktı:

Bir: Geleneksel oyunların bir kısmı çocuklarca aynen –hiç değiştirilmeden- oynanmaya devam edilecekti.

İki: Bir kısmı, başka oyunlarla karşılaşacak, bu karşılaşma sonrası değişime uğrayarak yeni halleriyle varlıklarını sürdüreceklerdi.

Üç: Bir kısmı kentleşme ve teknolojik gelişmeler etkisiyle yeni oyun alanlarına (bilgisayar, internet, luna park, oyun parkları) uyarlanacaktı. Mesela seksek’in internet versiyonu oluşacak veya birdirbirin ilham verdiği bir bilgisayar oyunu yazılacaktı. Hatta lunaparklarda ip atlamanın yeni versiyonları ile karşılaşacaktık. Bezirgânbaşı veya Körebe oyununun hızlandırılmış şekli dev oyun parklarında kendine yer bulacaktı. İstop oyunu belki de Olimpiyatların gösteri oyunlarından biri olacak; Saklambaç, kentlere uygun yeni bir şekille oynanmaya devam edilecekti. Belki de mimarlar, mühendisler kentleri ve apartmanları inşa ederken planlarına oyun alanları da ekleyecektiler.

Böyle olsaydı, geleneksel çocuk oyunları aynen veya yeni formlarla varlıklarını sürdürecek, az bir kısmı unutulacaktı. “Böyle olsaydı”dan kastımın “Köyden kente göç ve modernleşme çabamız” kopuş şeklinde olmasaydı demek olduğunun altını çizmek isterim. “Kopuş” olmasaydı veya kopuştan hemen sonra “ne yapmalıyız” sorusunun sahici cevaplarını verebilseydik.

“Batının teknolojisini alalım, ahlakını almayalım” cümlesi, söylendiği dönem için işe yarar gözüken bir çıkış olsa da eksik olan bir şey vardı. Teknolojisini aldığımız Batı’dan doğrudan ahlak almadık ama “form” aldık. Bilgisayar, içinde çocuk oyunu ile birlikte geldi. Oyunlar, doğal olarak, geldiği toprakların kültür, dini, medeniyet unsurlarından izler taşıyordu. Kaldı ki formlar, şekiller, semboller içinde bir miktar “ahlak” barındırır.

Derdim “ağıt yakmak” değil. İki yüzyıllık yolculuğumuzu bir de çocuk oyunları açısından fotoğraflamak istedim. Çözüm var mı diye sorarsanız, “mümkündür” derim. Konuşmalıyız. Tartışmalıyız. Çalışmalıyız.

Yazının sonunda büyüklere şu soruyu soralım. Bir dakikada, eski çocuk oyunlarından kaç tane oyun sayabilirsiniz?

Zorlanacağınızdan kuşkum yok. En iyisi ben size kopya vereyim; Uzun Eşek, Mendil Kapmaca, Birdir Bir, Bezirgânbaşı, Sek Sek, Arada Sıçan, Yakar Top, Beş Taş, İp Atlama, Topaç, Cızır Bızır, Çındır Pır, Dalye, Hınbıl, İsim – Şehir, Deleme, Ebe – Sobe, Ferfene, Gece – Gündüz, İstop, Köşe Kapmaca, Kutu Kutu Pense, Kurt – Kuzu, Saklambaç, Dokuz Taş.

Ben bir nefeste bunları saydım. Siz devam edebilirsiniz.

 

İstanbul 1453 Kültür Sanat Dergisi, 2013 yılı Sayı 16’da yayınlandı. 

 

 

1 Yorum

  1. Erol Afşin

    Erdoğan hocam güzel bir konuya el atmışsınız. Mesela biz çocuklarımızı/kardeşlerimizi teknoloji bağımlılığından kurtartmak isterken henüz yetişme çağında olan çocuklarımıza tablet bilgisayar dağıtılmasının sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Çocuklar zaten yeniliğe açık, öğrenebiliyorlar. Çocuklara matbu kitabı sevdirmek zorundayız. Okumayan, düşünmeyen ve hayal kurmayan bir nesil yetişiyor maalesef. Eğitim sistemimizin ciddi bir şekilde gözden geçirilerek ciddi çözümler üretilmesinde fayda olduğu düşüncesindeyim. Selamlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir