Hakkımda

Çocuk-Cami Küskünlüğüne Dair Analiz ve Öneriler

Hepimizin hasret veya hayıflanma ile anlattığı ‘eskileri’ vardır; eski ramazanlar, eski bayramlar, eski oyunlar, eski düğünler. Kimi zaman ‘dini’ bir veçheye bürünür ‘eski’ övgüsü. Dini sorumlulukların eskiden daha iyi yerine getirtildiğine dair ön kabulü olanlar vardır. Böyle olanların ‘eski’ sohbetleri bir anlamda ‘övgü ve eleştiri’ niteliği de barındırır.

Dini vecibeleri ‘zaman kayıtlı nitelik hiyerarşisi’ne sokmak doğru olmasa gerek. En doğru namazı kim kılacak, en güzel oruçlar nerede tutulacak, adalet en gerçek şekliyle hangi mahkemede uygulanacak, en halisane duaları kimler yapacak, bilemeyiz.

Bu gerçeği insanlara ikna edici şekilde anlatsak da ‘eski’ övgüsü her alanda sürmeye devam edebilir. Çünkü eskiyen ve eksilen insanın kendisidir. Eskiyen ne din, ne ibadet ne de başka bir vecibedir.

‘Ah o eski ramazan’ sohbeti kıyamete dek sürebilir ama çocuk-cami ilişkisine dayalı böyle bir hayıflanma olmayacağı kesin. Çünkü cami-çocuk ilişkisine dayalı eski resimlerimiz biraz sıkıntılı. Resimlerde doğal olmayan fırça darbeleri ile fıtrata ve çocuksuluğa aykırı renkler var, çoğu tuvalde çocuk gülümsemesi eksik, çocuk sesleri bazı tablolardan spatula ile kazınmış. Yani, çocuk-cami ilişkisi bahsinde anlatabileceğimiz ‘ah neydi o günler’ diye başlayan güzel uygulamalarımız ve anılarımız az.

Dokuz-on yaşındayken bir yatsı namazında ilk safta namaz kılmıştım. İmamın arkasında yaşlı bir amca vardı, onun hemen solunda da ben vardım. Farza başlarken heyecanla ayağa kalkmış kameti de getirmiştim. Benden sonra kamet yeniden getirilmişti. Buna hiç darılmadım, hazırlıklıydım. Çünkü camiye girmeden önce Osman Amcam henüz baliğ olmadığım için kametin benden sonra yeniden getirileceğini söylemişti. Benim için güzel bir anıdır. Çoğumuzun camiye ait anlatabileceği böyle güzel hatıraları vardır.

 

Çocuk Sesleri Camide Neden Eksikti?

Çoğumuzun da kötü anıları vardır camiye dair. İmam veya cemaatin kötü bir muamelesinden dolayı yıllarca camiye uğramadığını anlatan insanlara rastlarız. Bazen imam veya cemaat camide çocuk istemez, onların sesinden rahatsız olurlar, camide ses yapan çocuklar tokat ve benzeri müdahalelerle terbiye edilir ya da cami dışına çıkarılır, cami avlusunda oynayan çocuklar eli sopalı amcalarca kovulur. ‘Genellemeyelim’ desek de böyle bir durum var.

Çocuğun bütün neşesiyle camide olamayışı/istenmeyişine dair birden çok sebep sayılabilir. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz.

Bir: Aynı camide uzun yıllar namaz kılan cemaat ile yine aynı camide yıllarca görev yapan imam-müezzinin, mekânı sahiplenmeleriyle başlayan ‘koruma’ psikolojisi. Bu psikoloji, caminin Allah’ın evi olmasına dair hissiyatın ‘bizim cami’ bencilliğiyle kişiselleştirmesini içeren sorunlu bir haldir.

İki: Mushafı güzelce sarmalayıp erişilmesi zor yüksekliğe asan insanın gerekçesiyle camide çocuk sesi istemeyenlerin gerekçeleri birbirine yakın illetler barındırmaktadır. ‘Dini olan’ı hayatın üstüne çıkarma biçimiyle (izole-koruma) kutsama denebilir buna. Bir yönüyle de caminin hayat içindeki sosyal, kültürel, idari konumuna dair bilgisizlik. Bu bilgisizlik, insanı, camide namaz dışında her şeyin yanlış olduğuna dair ‘seküler’ bir yargıya ulaştırmaktadır.

Üç: Namaza ‘ihlâs’ ile duramayan kişi, çevredeki her türlü ses ve hareketin etkisinde kalmaya başlamaktadır. Namaza samimice duramayışını da en yakındaki çocuğa yansıtmaktadır.

Dört: Camiye gençlerin az gelişi. Cemaatin yaş ortalamasının yüksekliği.

Beş: Çocuğa karşı oluşan sevgi eksikliği.

Beş sebebe ilave olarak; caminin bakım ve temizliği, güvenlik endişesi gibi tali gerekçeler de sayılabilir.

 

Cami Hayatın İçindedir; İçinde Çocuk da Vardır

Diyanet İşleri Başkanlığının özel çalışmaları, genç neslin dini konulara duyarlılığı ve toplumsal bilinçlenme ‘cami-çocuk’ ilişkisine dair güzel gelişmeleri arttırıyor olsa da alınacak mesafe çok. İyi örneklerin çoğalması ve cami-çocuk ilişkisinin normalleşmesi için hepimize görev düşmektedir. ‘Normalleşme’ ifadesinin altını çizmek gerekir. Çünkü çocuğun herhangi bir kısıtlama olmaksızın camide olması ‘normal’ ama olmaması ‘normal dışı’dır.

İnsanın fıtrata en yakın yaşları çocukluk dönemidir.  “Her çocuk fıtrat üzerine doğar” diyen din mensuplarının çocuğa camide ve mescidde yer vermemesi ‘olağan’ davranış kabul edilmez.

“Çocuğa namazı yedi yaşında öğretin” anlamındaki hadisler de cami-çocuk ilişkisine nasıl bakılması gerektiğini net şekilde ortaya koymaktadır. Yedi yaşından itibaren namaza alıştırılması gereken çocuğun camide olmasından daha tabi ne olabilir!

Cemaate namaz kıldırırken bir çocuğun ağlama sesini duyar duymaz, annenin çocuğu ile ilgilenmesi için namazı hızlandırıp çabucak selam veren Hazreti Peygamber as’ın duyarlılık dolu uygulaması ortada iken çocuğu camide itelemek ancak gafletle açıklanabilir.

 

ÇOCUĞUN CAMİYE DÖNÜŞÜ İÇİN YOL HARİTASI

Çocuğun camide olamayışı/istenmeyişine dair sayılan sebeplerin camiye dair başka sorunların da gerekçesi veya tetikleyicisi olduğu açıktır. Dolayısıyla, cami-çocuk ilişkisinde sağlanacak iyileşmeler, başka sorunların da giderilmesine katkı sunacaktır. Çocuğun camide en olağan şekliyle yer alabilmesini sağlayacak bazı önerilere aşağıda yer verilmiştir.

 

1. ‘Camiler-Mescitler Allah’ındır’ şuurunun yeniden inşası

Kâbe, Allah’ın evi (Beytullah) olduğu gibi yeryüzündeki camiler, mescitler ve namazgâhlar da Allah’ındır.  Aynı camide uzun yıllar namaz kılan cemaat, aynı mekânda yıllarca görev yapan imam-müezzin, bağışlarıyla orayı imar eden hayır sahiplerinin ve cami dernek yöneticilerinin camiyi ‘mülk’ olarak benimsemekten çekinmeleri gerekir. Bu mekânlarla ilişkide ‘hizmet’ prensibi esas olmalıdır. Cami, hepimizin misafir olduğu Allah’a ait bir evdir. İnsan, camide Allah’ın misafiri olduğunun şuurunda olursa aynı mekândaki bir başkasına söz söylerken daha dikkatli, hassas, duyarlı olacaktır.

Kur’anı Kerim’de bu sahipliğe sık sık vurgu yapılmaktadır.

“Şüphesiz mescitler Allah’ındır.”[1]

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.”[2]

“Mescitler, Allah’a en sevimli mekânlardır.”[3].

Bakara Suresi 114 ve Tevbe Suresi 17. ayetlerde de mescit “Allah’ın” olarak tanımlanmıştır.

 

2. Caminin sadece namaz ile sınırlı olmadığının anlatılması

Camide namaz kılmanın dışında hiçbir şeyin olamayacağına dair ‘seküler’ anlayış izale edilerek caminin sosyal, kültürel, eğitim boyutları Asr-ı Saadet dönemi örnekleri ile anlatılmalıdır. Camilerin sadece namaz vakitlerinde açılıyor olması, bu yanlış anlayışı güçlendirmektedir. Camiler; sohbet, eğitim, kurs, kitap okuma, zikir, tefekkür, ferdi namaz için de açık tutulmalıdır.

Bunu yaparken sünnet veya örf kaynaklı, saygınlık ve duyarlılık örneği sayılabilecek davranışların korunmasının gerekliliğinin altını çizmeliyiz. Namaz kılanın önünden geçmemek, malayani konularda sohbet yapmamak, insanların huşusunu zedeleyecek şekilde yüksek sesle konuşmamak ve kötü söz söylememek bunlardandır.

 

3.Namazda huşu ve ihlâsın öneminin kavranması

Bu yazıyı çalışırken, hacca veya umreye gitmiş 10 kadar kişiye şu soruyu sordum:

“Kâbe’de namaz kılma esnasında, tavaf yapanların yüksek sesle tekbir, tehlil, selam, salâvat getirmelerinden, Kur’an okuma seslerinden, onlarca farklı lisanda insanın birbiriyle sohbet etmesinden rahatsız oldunuz mu?

Soruya hemen hemen herkes şöyle bir cevap verdi. “Kâbe’de insan hiçbir şeyden etkilenmiyor. O mekânda olmak insanı her şeyden koparıyor.”

Namaza ‘ihlâs’ ile duramayan insan çevredeki her türlü ses ve hareketten kolayca etkilenmektedir. Kâbe’de kendisini ‘gerçekten’ Allah’ın huzurunda hisseden, mümin yeryüzünün herhangi bir yerinde de Rabbinin huzurunda olduğunu düşünerek namaza durmalıdır. Böyle bir yakınlık ile huzura duran insan, çocuk sesinden rahatsız olmayacağı gibi daha yüksek ve kötü seslerden de kolayca etkilenmez.

Bunun için amaç ‘namazı aradan çıkarmak’ değil onu ihlâs, samimiyet ve huşu ile ikame etmek olmalıdır.

Namazın temel özelliğinin huşu olduğunu şu ayetlerden ve hadisten anlayabiliriz.

“…Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.”[4]

“Onlar ki namazlarında derin saygı/huşu içindedirler.”[5]

“Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı/huşu duyanlardan başkasına ağır gelir.”[6]

“İhsan, Allah’ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.”[7]

 

4.Gençlerin cemaate-camiye gelmesi

Camilerde gençlerin az olması, çocukların camideki durumunu olumsuz etkilemektedir. Cemaatin yaş ortalamasının yüksekliği çocuklarla doğru iletişim kurulamayışının sebeplerinden biridir. Bir camide her yaş grubundan insanın olması en doğru olanıdır. Toplumun her yönüyle (etnik, yaş, eğitim, ekonomik vb) yansıdığı/yer aldığı bir camide çocuk da o mekânda rahatlıkla kendine yer bulacak ve cemaatin tabii parçası olabilecektir. Bir cami, ait olduğu köyü, mahalleyi, semti, çarşıyı, siteyi yansıtmalıdır. Çocukların camiye çoğunlukla dedeleri ile geldiğini hepimiz gözlemlemişizdir. Bu durum, dede-torun ilişkisi açısından iyi bir örnek olsa da babaların, ağabeylerin, ablaların benzer birlikteliği sağlamaları gerekir.

 

5. Çocuk sevgisinin hatırlatılması

Camide çocuk sesinden rahatsız olabileceğini ifade eden üç-dört kişiye “Caminin avlusundan, pencerelerinden hatta çatılarından gelen kuş sesleri sizi rahatsız etmiyor da çocuk sesi neden rahatsız ediyor?” diye sorduğumda kayda değer bir cevap alamadım. Camilerinin avluları ve çatıları kuşlarla doludur. Hatta Selçuklu ve Osmanlı döneminde, cami duvarlarına ‘kuş evleri’ yapılmıştır.  Camide çocuğun varlığına ya da sesine tahammül etmekte zorlananların çocuk sevgisinde bir takım eksilmeler oluştuğunu düşünebiliriz. Bunun yaşa, strese, aile içi sorunlara bağlı sebepleri olabilir. Çocuk sevgisi, sevginin en temiz olanıdır. Her insan, her yaşta çocuklara sevgisini korumalıdır. ”Çocuk, cennet nimetlerinden biridir.” ve ”Çocuk kokusu, cennet kokularındandır.” Çocuk sevgisine dair çok sayıda hadis ve Sevgili Peygamberimizin uygulamalarını nakleden rivayetler vardır. Bunların, uygun vesilelerle tekrar edilmesi gerekir.

 

6. Asr-ı Saadet Dönemi uygulamalarının ve ilgili hadislerin tekrar edilmesi

Sevgili Peygamberimizin namaz kılarken ve kıldırırken çocuklarla fiziken yaşadığı temaslarla ilgili çok sayıda rivayet var. Bunun yanısıra mescitte çocukların namaz kıldığı, çocukların saf oluşturduğuna dair de rivayetler az değil. Çocuk-mescit ilişkisi ve çocuk sevgisine dair Sevgili Peygamberimiz dönemi uygulamaların vaaz, hutbe ve sohbetlerde tekrar edilmesi de etkili olacaktır.

Örnek olması bakımından iki rivayeti paylaşıyorum.

Ebû Katâde (ra) anlatıyor: “Resulullah (as), kızı Zeynep’in kerimesi olan torunu Ümâme’yi omzunda taşıdığı halde halka namaz kıldırırdı. Secdeye varınca çocuğu bırakır, kıyâm için doğrulunca tekrar omzuna alırdı.”[8]

Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Resulullah (as) buyurdular ki: “Ben, uzun tutmak arzusuyla namaza başlarım. Bir çocuk ağlaması kulağıma gelir, çocuğun ağlamasından annesinin duyacağı elemi bildiğim için namazı uzatmaktan vazgeçerim.”[9]

 

Etkinlik ve Uygulama Önerileri

Çocukların camiye özel davet edilmesi: Cami imamı bazı günlerde, cemaatten, camiye çocuklarla gelmelerini isteyebilir. Sözgelimi “Muhterem cemaat, filan gün, her birinizin yanında en az bir çocukla birlikte sizi camiye bekliyoruz. Kendi evladınız, torununuz, yeğeniniz hatta komşu çocuğu olabilir.” şeklinde çağrıda bulunmak mümkün.

Yaz Kurslarının mezuniyet programlarının cami cemaati ile yapılması: Yazları her camimiz çocuk sesleri ile kuş bahçesine dönüşüyor. Yaz Kur’an Kursuna gelen çocukların mezuniyet programları cemaatin katılımı ile yapılabilir. Ayrıca, yaz kurslarına gelen çocuklar vakit namazlarına camiye davet edilmelidir.

Çocuklara camide sorumluluk verilmesi: Çocuklara cami ve cemaat arasında yakınlık oluşturacak sorumluluklar verilebilir. Tespihleri toplayıp düzenleme, müezzinliğin bazı bölümlerini yapma, cami temizliğine yardım gibi.

Bitişik ve yakın Kur’an Kursu öğrencilerinin cemaate katılması: Birçok caminin bitişiğinde veya yakınında Kur’an Kursu bulunmaktadır. Genelde, öğrenciler, -güvenlik endişesi, disiplin veya zaman kaybını önlemek gibi gerekçelerle- vakit namazlarını kurs binasındaki mescitte kılmaktadırlar. Bu uygulamanın gözden geçirilmesinde fayda var. Kurslarda eğitim gören çocuk ve gençlerin vakit namazlarında en yakındaki camiye giderek cemaate katılmaları her açıdan faydalıdır, üstelik bu durum, namazın ve caminin ruhuna da en uygun olanıdır.

Çocuk Psikolojisi eğitiminin verilmesi: ‘Çocuk Psikolojisi’ni bilmek, camiye gelen çocuklara karşı doğru davranış geliştirilmesini kolaylaştıracaktır. Hizmet içi eğitimlerde ‘cami-çocuk’ ağırlıklı olmak üzere çocuk psikolojisi eğitimleri verilebilir.

Ramazan ikliminden istifade edilmesi: Çocuklar en çok oruç dönemlerinde camiye gelmektedirler. Ramazan ayında camiye gelen çocukla doğru iletişim kurularak sonraki dönemde de gelmesi sağlanmalıdır. Mesela, Ramazan ayında camide yapılacak bir ‘Çocuk İftarı’ pek şok güzelliğin vesilesi olabilir.

 

SONUÇ

Yazıyı, ilk paragraflardaki vurguya atıf yaparak bitirelim. Yakın geçmişimize bakarak, çocuk-cami ilişkisi için yüzümüzü ağartacak örneklikler ve uygulamalar az olsa da bundan sonrası için durumu değiştirebiliriz. Sorumluluk sadece imamların, müezzinlerin, cami derneklerinin ya da Diyanet’in değil, hepimizin. Hepimize görev düşüyor. Cami hepimizin, çocuklar hepimizin.



[1] Cin, 72/18.

[2] Tevbe, 9/18.

[3] Müslim, Mesâcid, 288

[4] Bakara, 2/238.

[5] Mü’minun, 23/2.

[6] Bakara, 2/48.

[7] Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 17; Tirmizî, “Îmân”, 4

[8] Buharî, Slât 106, Edeb 18; Müslim, Mesâcid 41, (5, 43); Muvatta, Kasru’s-Salât 81, (1,170); Ebu Dâvud, Salât 169,(917, 918, 919, 920); Nesâî; Mesâcid 19, (2, 45), Sehv 13, (3, 10).

[9] Buharî, Ezan 65; Müslim, Salât 189, (469, 470), 196, (473); Tirmizî, Salât 175, (237), 276, (376); Nesâî, İmâmet 35, (2,94–95).

*

Erol Erdoğan, Çocuk-Cami Küskünlüğüne Dair Analiz ve Öneriler, http://erolerdogan.com.tr/?p=1215

Bu yazı, DİN ve HAYAT Dergisi’nin 2013 yılı 20. sayısında yayımlandı.

.

3 yorum

  1. mehmet sönmezoğlu

    S.A.Yazı çok mükemmel olmuş.Allah razı olsun. İzninizle, bizim Rahmet dergisinin yaz sayısinda yayınlamak isteriz. Selam ve dualarımla.

  2. admin

    Elbette değerli hocam. Ne kadar çok kişi okursa, o kadar iyi olur.

  3. Basri Bektaş

    kıymetli hocam bu yazınızdan yerel ordu Altaş tv de katıldığım bir programda alıntılar yaparak yararlandım. elinize ve yüreğinize sağlık. Rabbim hizmetlerinizin devamını nasip etsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir