Hakkımda

CHP kaçırdığının farkında mı?

Çok partili hayata geçtiğimizden itibaren halktan doğru dürüst iktidar yetkisi alamayan CHP, zaman zaman bu sorunu aşmaya dönük ciddi arayışlara girişti.

Geride kalan yıllar boyunca CHP’nin üç kesimi -değişen oranlarda- önemsediğini söyleyebiliriz. Bunlardan ilki CHP’nin geleneksel tabanı, diğer ikisi Kürt seçmen ile dindar-muhafazakâr seçmendir.

CHP’nin, bir kitle partisi olarak seçmenin genelini dikkate almak yerine kendi tabanında meşruiyet sorunu yaşamamayı öncelikli hedef olarak benimsediğinin altını çizmeliyiz. Refleksin bu şekilde oluşmasında, parti içi hizip çekişmeleri etkin olmuştur.

 

CHP’nin Kürt Sorununa Yaklaşımı

CHP, Kürt sorununun çözümü için geçmiş dönemde defalarca rol üstlenmeyi denedi, bu amaçla komisyonlar kurdu, raporlar yayınladı, söylemler geliştirdi.

Diyarbakır seçimleri CHP’nin Kürt sorununa dair grafiğini özetleyici niteliktedir. 1954 ve 57 seçimlerinde ilde DP’nin peşinden ikinci olan CHP 1961 ve 65 seçimlerinde özgün söylemiyle birinci parti olmayı başardı. 1969 seçimlerinden başarısız çıkan CHP, Ecevit’in insan hakları ve özgürlük söylemleriyle 1973 ve 77 seçimlerinde büyük başarı kazandı. 1980 sonrasında SHP bünyesinde siyaset yapan CHP’liler Diyarbakır seçimlerinde yüksek başarılar kazandılar. Sonrasında, Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde CHP’nin oyu sürekli düşmüştür. 2011 seçimlerinde CHP’nin Diyarbakır oy oranı sadece 2,7’dir.

Bülent Ecevit’in zaman zaman ortaya koyduğu özgürlükçü söylemlerinin yanı sıra CHP’nin Kürt raporları da önemli metinler olarak tarihe geçti. 1989 yılında Erdal İnönü’nün gayretiyle yayınlanan Kürt raporu ciddi tespitler ve radikal önerilerle doludur. Ana dil yasağının insanlık suçu olduğunu söyleyebilmek dönemin siyasi iklimi açısından önemliydi ki, bu tespit 89 raporunda yer almıştı. 2009 yılında Deniz Baykal’ın hazırlattığı raporda ise Kürtçe eğitim verecek üniversite kurulması için yasal bir engel söz konusu değildir.” ifadelerine yer verilmiş ayrıca Kürtçe propaganda hakkının yasallaşması istenmişti. Vatandaşlık kavramının değiştirilmesi, köy ve kasabaların özgün isimlerinin iade edilmesi, operasyonlara son verilmesi, örgüt kadrolarına af çıkarılması da 2009 raporunda yer alan tekliflerdendi.

 

Dindarları Kazanma Çabası

CHP’nin dindar-muhafazakâr seçmene dönük çabaları ise büyük ölçüde zorunlu olduğuna inanılan “algı değişimi” süreçlerinin ürünüdür. Dindar seçmene yönelik açılımlar “Dine saygılı CHP” paydası üzerinde gerçekleştirildi. Bu açılımlarda üç yol denendiğini gördük; “Anadolu İslâmı” gibi kavramsal açılımlar, Yaşar Nuri Öztürk, İhsan Özkes, Muhammed Çakmak gibi dindar isimlere parti kadrolarında yer vermek, çarşaflılara rozet takmak veya Kur’an Kursu açmaya söz vermek gibi yöresel-yerel inisiyatifler.

CHP ile dindarlar arasında iletişim kursun diye seçilen kişiler geniş dindar kesimlerde genel kabul görmese de “Dine saygılı CHP” denemeleri zaman zaman ümit verdi, entelektüel kesimlerden de kısmi destek sağladı. Yukarıda verdiğim örnekler başta olmak üzere bazı yerel çıkışlar da ulusal çapta etkiler meydana getirdi.

Ne var ki, CHP’nin dini hassasiyete saygı duyduğunu göstermeyi amaçlayan açılımları yine kendisinin dindarlık karşıtı söylem ve uygulamalarıyla her defasında sonuçsuz kaldı. CHP’nin bu gel-gitleri toplumun Tek Parti dönemiyle ilgili zihin tazelemesine sebep oldu çoğunlukla, dolayısıyla maksat hâsıl olmadığı gibi ters sonuçlar doğurdu.

 

CHP Neyi Kaçırıyor?

CHP’nin Kürt sorununa dair gösterdiği onca çaba, hazırlattığı raporlar, ortaya koyduğu söylemler, yaptığı teklifleri gözünüzün önünden geçirin bir de devam etmekte olan Çözüm Sürecine CHP’nin yaklaşımını (yaklaşımsızlığını).

“Ana dil yasağı insanlık suçudur” diyen CHP’nin “Kürt yoktur” diyen MHP ile Çözüm Süreci karşıtlığında aynı noktada duruyor olması her açıdan kötü bir durum.

CHP, Kürt sorununa dair geçmiş birikimine sadık kalarak Çözüm Sürecinin karşısında değil de yanında yer alsaydı hatta AK Parti’yi aşan teklifler ile çözümün aktif üyesi olsaydı… CHP, Çözüm Sürecini desteklemesine paralel olarak toplumun ilgi duyabileceği eğitim, sağlık, kentleşme, gelir dağılımı, belediyeler konusunda hükümete dönük eleştirilerini sertleştirerek devam ettirseydi… CHP böyle yapsaydı, çözüm sürecini destekleyen yüzde yetmişlik geniş halk kitlesiyle doğru bir iletişim dili-frekansı yakalama imkânı elde edecekti. Bu, yıllardır peşinden koştuğu dindar ve Kürt seçmen ile de doğru bir çizgide buluşması anlamına gelecekti. Üstelik bu yeni durum CHP’nin muhalefet alanını da genişletecekti. Daha açık söylemek gerekirse, CHP çözüme verdiği desteğe yaslanarak geniş halk kitlelerinin muhalefetine vekâlet etme hakkını kazanabilirdi. Bir taşla dört hedef: Çözümde aktör, Kürt seçmenle yakınlaşma, dindar seçmenle iletişim, sert muhalefete vize.

Kaçırılan şeyin ne denli hayati olduğunu yakıcı şekilde yaşayan az da olsa bazı CHP’lilerin olduğu bir gerçek. Ancak onların yapabileceği bir şey yok artık.

 

Bir İhtimal Daha Var

Çözüm Sürecinde “out” duruma düşen CHP’nin “in” olabilmek için önündeki tek seçenek yeni anayasa sürecidir. CHP, kimlik sorunlarının büyük oranda çözülmesinin hedeflendiği anayasa yapım süreci öncesinde bir seçim yapmalı. Yapacağı seçim, siyasetin yeniden şekillenmesini sağlayacaktır.  CHP yeni anayasanın “inşa cephesi”nde yer alabilirse Yeni Türkiye’nin partisi olarak yoluna devam etme ihtimalini arttırabilir.

CHP’nin önünde iki yol var. CHP, riskiz bulduğu mevcut çizgisinde ısrarını sürdürürse marjinal bir muhalefet olacaktır. Ancak, kimlik sorunlarının azaldığı, proje siyasetinin öne çıktığı bir Türkiye’de “sosyal demokrat” çizgiye talip olursa, kutuplaşmış ve görece paylaşılmış seçmeni bir tercihe zorlama imkânı elde edebilir. Siyasi neticesi ne olur bunu şimdiden kestirmek zor ama bir yarışa girişilmiş olacağı muhakkak. Demokrasinin gereği de budur. Bu ihtimale şans vermenin tek yolu var; yeni anayasa yapımına açıkça ortak olmak.

Radikal Gazetesi, 8 Mayıs 2013, Erol Erdoğan.


2 yorum

  1. Yılmaz Karakaya

    Değerli arkadışım. Erol Bey, İki yanlış bir doğru edermi? Müttefekun aleyh etmezdir. Bugüne kadar Devletin kimse o, ne ise o yaptığı da yanlıştı yani kürt yok, kartkurt ….vs demekte yanlıştı. Allahın insana verdiği, haklardan mahrum bırakmak yanlıştı. Sayın Numan beyin eskiden söylediği gibi bir takım hakları anadili eğitim öğretim vs herşey verilmeli yani anasının sütü kadar helaldi. Verilmedi hale verilip verilmeyeceği mechul. Bunları bahane ederek bir takım mihraların ve empalistlerin desteği ile dağa çıkmak müsait yerlere konuşlanarak Türkü ile Kürdü ile canına malına ve hürriyetine kast etmekde yanlıştı. Hak arayışı Maksist leninst teorinin dışında silah kullanmak vatan savunması dışında veya istisnaların dışında meşru görülemez. Şimdi Mahrum edilen haklarını vermek yerine gidip Türkü ile Kürdü ile inin inim inleten bir Terör yapısını bu halkın temsilcisi yerine koyarak görüşmekte yanlıştı. Şimdi olup biten bu işleri uluslar arası işlerden bölge hedeflerinden BOP’tan ayrı görmek ve göstermek çocuk avutmaktır. Bu masalları söylemekde inanmakta pek iyi niyetle bağdaşmaktadır. Büyük Kürdistan için adım adım atılıyor. Büyük İsrail için adım adım hedeflerine ulaşılıyor….. Bir de bu açılardan bakalım milleti ve kendisi avutmayalım derim. Bütün bunları karşısında yüz yılın projesi işletiyor……. selam ve saygı ile

  2. murat

    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum hocam..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir