Hakkımda

CEMAATLERİN CEMAATLERE ETTİĞİ

15 Temmuz 2016 tarihli işgalci darbe girişimi sonrasında, en çok tartışılanlardan biri de dini yapılar oldu. Dini yapı derken, cemaat, tarikat, tekke, dernek-vakıf gibi tüm oluşumları kastediyorum. Bunların her birinin farklı dini-sosyal dinamikleri olsa da, halk hepsini fonksiyonel olarak aynı veya benzer görüyor, çoğunlukla da ‘cemaat’ kelimesiyle tanımlıyor. Darbe girişimi sonrası alevlenen dini cemaatler tartışması, zaman zaman “Tüm dini yapılar devletten uzak tutulsun” gibi kamuoyunun yıllardır bilinen davranışının aksine olacak biçimde taleplerin seslendirilmesine kadar vardı.

15 Temmuz sonrasında dini yapılar neden bu denli tartışıldı? Bu soruya üç madde ile cevap vereceğim.

Bir: 15 Temmuz darbe girişiminin ana kadrosunu oluşturan FETÖ için bugün “dini bir grup değil” denilse de, geride kalan 30-40 yıllık sürede insanlar bu yapıyı dini alanda hizmet veren bir cemaat olarak tanıdı. Sonuçta, toplumun bir kısmında “Dini bir cemaat darbe yaptı” algısı hâkim.

İki: 15 Temmuz üzerinden ‘Darbeci Kemalizm’i aklama çabaları da cemaatlerin tartışılmasını tetikledi. 27 Mayıs 1960 darbesinden günümüze kadar 15’ten fazla darbe, darbe girişimi ve muhtıra yaşadık. Tüm darbeler ve darbeciler, ideolojik meşruiyetini Kemalizm üzerinden sağladı. Öyle olmasına rağmen, bazı Kemalistler, 15 Temmuz üzerinden kendilerini aklama yarışına girdiler. Kaldı ki, 15 Temmuz’da da darbeye meşruiyet sağlayan unsurlardan biri olarak Kemalizm yine vardır. Darbe metnine baktığımız zaman bu durum görülebilir. Solcu ve Kemalist grupların miting ve yürüyüşlerde gururla taşıdıkları ‘Ordu göreve’ pankartlarını henüz unutmamışken FETÖ’nün darbeciliği üzerinden ‘Darbeci Kemalizm’i aklama çabaları boşa çıkacak bir çaba olmakla birlikte, bu çabanın cemaatleri daha fazla tartıştırma amacına katkı sağladığı da ayrı bir gerçek.

Üç: 17-25  Aralık’tan beri toplumda “FETÖ’den boşalacak yere bir cemaatin yerleşeceği” korkusu vardı. Bu korku, 15 Temmuz sonrası yeniden nüksetti. Cemaatlerin birbirini bu anlamda suçlayıcı konuşmaları ise korkuyu genelleştirdi ve çok sayıda senaryo oluşmasına vesile oldu. Şunu demek mümkün; 15 Temmuz sonrasında, dini yapılara en çok zararı “FETÖ’nün yerine filan dini grup geçmeye çalışıyor” tarzı suçlamalarla yine dini yapıların kendisi verdi. Öyle ki, bazı dini grupların birbirlerini ‘yeni FETÖ’ olarak suçlamaları hala devam ediyor. Bu tartışmalara dijital gruplarda ve mecralarda sıkça rastlanıyor.

Geldiğimiz noktada, yukarıdaki üç gerekçeden dolayı “Devlet tüm cemaatlere mesafeli dursun” şeklindeki yaklaşımlar, kendini laik olarak tanımlayanları aşan toplumsal bir hassasiyete dönüştü. Mesela, İDV için ARGETUS tarafından İstanbul’da Ağustos 2016’da 1200 kişi ile yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılan ankette “Devlet ve siyasi iktidarı ele geçirme tehdidine karşı, devlet ideolojilere, düşüncelere ve inançlara mesafeyi korumalı” önerisi yüzde 95 gibi yüksek oranda destek bulmuş gözüküyordu. Ancak, başından itibaren dini yapılara karşı olan bazılarının talepleri bu yaklaşımı da aşarak “Cemaatler kapatılsın” tarzında toptan cemaat düşmanlığına dönüşmeye başladı. Bu düşmanlıklar elbette kalıcı olmayacaktır ama toplumun zihninde izler bırakacağına da şüphe yok.

Oysa doğru olan “Tüm cemaatler kötüdür” düşmanlığı veya “Tüm cemaatler iyidir” korumacılığı yerine daha sağlıklı bir tartışma yapmaktı. Bundan sonra umarım yapabiliriz. Üstelik bu tartışmayı ‘dini gruplar’ parantezine sıkıştırmadan daha geniş bir perspektifle yapabilmeliyiz. Çünkü esas olan yapının dini veya seküler olması değil kapalılık-şeffaflık ile zararlılık-faydalılık durumudur.

 

(Kasım 2016’da CF Dergisinde yayınlandı.)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir