Hakkımda

GİZLİ REKLAM MECRAMIZ: CAMİLER

Bu yazı CF Dergisi’nin Aralık 2015. sayısında yayımlandı.

Fatih’te bir camide akşam namazı kıldım. Cami küçüktü, taş ve betonun yanı sıra ahşap da kullanılmıştı, güzel bir yapısı vardı. Aslında ‘mescit’ demem gerekir ama Cuma namazı kılındığı için ‘cami’ demek uygun düşer diye öyle yazdım.

Söze, cami-mescit diye başlayınca, ayrımı bir iki cümle ile ifade edeyim. Mescit, ‘secde edilen yer’ anlamında namaz kılma mekânları için kullanılır. Bu yönüyle camiler, namazgâhlar ve mescitlerin hepsi aynıdır; mescittir. Mescitler genelde küçüktür, Cuma namazı kılınmaz, minberi-kürsüsü yoktur. Cami kelimesi ise ‘toplayan’ anlamında özellikle Cuma namazı kılınan merkezî ibadet mekânları için kullanılmaktadır. Cami-mescit ayrımının Türkiye dışındaki ülkelerde olup olmadığını bilmiyorum. Bir arkadaşım, Türkiye dışında böyle bir ayrımın olmadığını söylemişti.

Namazdan sonra cami içinde otururken duvarlardaki takvimlerin çokluğu dikkatimi çekti. Her duvarda başka bir takvim asılıydı. Tesbih ve duadan sonra ayağa kalkınca caminin içini ve dışını dolaştım. Tek tek saydım. Söyleyeceğim rakama siz de şaşırabilirsiniz. Elli kişinin aynı anda zor namaz kılacağı küçücük camide 25’ten fazla ‘reklam’ vardı.  3-4 tane takvim, birkaç tane imsakiye, bir-iki duvar saati; hepsinde bir esnafın adı, adresi, telefonu falan yazılıydı. O camiyi görünce “Böyle bir camide itikâfa girilebilir mi acaba?” diye düşündüm. Gözünü nereye çevirse insanı meşgul edecek bir yazı, bir tablo, bir reklam cümlesi var.

 

TAKVİM, İMSAKİYE, SAAT, KLİMA, 32 FARZ

Cami içleri ile bahçelerinin reklam alanı olarak kullanılıyor olması yıllardır dikkatimi çekiyor. Bu konuda zaman zaman imam dostlarıma dert yandım. Bir defa da, Mehmet Görmez Beye hitaben bir yazı kaleme aldım. Yıllar geçtikçe olumlu bir değişim görmediğim gibi ‘görünür’ olma çağına uygun biçimde camilerde reklam unsurlarının çoğaldığına şahit oluyorum. Büyük şehirlerdeki selâtin camilerinden köy camilerine hatta yollardaki mola mescitlerine kadar irili ufaklı her ibadet mekânı maalesef reklam alanı olarak kullanılıyor.

Camilerdeki en masum reklam aracı saat ve takvimler. Minber ve mihrabın yanına veya dış cemaat yerine asılan saat ve takvimler estetik olmadığı gibi kasap dükkânından AVM’ye, otobüs firmasından kuyumcu esnafına kadar çeşit çeşit reklamlar içeriyor. Bazen küçücük bir camide 2-3 takvim yan yana asıldığı oluyor.

Camilerdeki reklam araçları takvim, imsakiye, saatle sınırlı değil. Mesela namaz vakitlerini gösteren çizelgeler var. Bakıyorsun altında bir bilgisayar firması reklamı var. Bir köşede 32 Farz tablosu var; altında bir manav veya elektrikçi reklamı. 54 Farz kâğıdının altında da bir yayınevi logosu. Başka bir yerde bir hilye tablosu var. Onun da altında bir çiğköfteci ya da esnaf lokantası adresi. Camide klima güzel oluyor. Ama altındaki ‘Bu klimayı filan bağışladı’ ibaresi olmasa daha güzel olacak. Başka bir duvarda, altında bir tur şirketinin adresi olan Kâbe fotoğrafı.

Peygamber aleyhisselam Dünyaya veda eden kişinin namazı gibi namaz kıl” buyurmuş. Biz ise bazı dünyalıkların namaz mekânına ‘bir şekilde’ iliştirilmesi ile karşı karşıyayız.

Ve bitmek bilmeyen bilgilendirici ve uyarıcı yazılar. Caminin güvenliğini filan, kamera sistemini filan, temizliğini filan, ilaçlamasını filan yapmaktadır. Ayakkabını şuraya koy, telefonunu şöyle kapat, lambalara dokunma, burası imam odası, şurası elektrik panosu, bu sadaka kutusu.

 

BELEDİYE TENTELERİ

Bir de her yerde ‘görünür’ olmayı prensip edinmiş belediyelerimizin camileri reklam alanı gibi kullanma alışkanlıkları var. Mesela tarihi camiler. Belki Mimar Sinan’ın, belki Sedefkâr Mehmet Ağa’nın ya da Atik Sinan’ın eseri bir cami düşünün. Yaptıranı bir padişah veya ona eş bir tarihi şahsiyet. Her birine emek verilmiş kocaman kocaman eserler. Her biri sanat eseri, her biri asırlardır koruna koruna bugüne kadar gelmiş. Bazısı iki minareli, bazısı dört minareli. Milyonlarca insan asırlardır o camilerde saf tutmuş, namaz kılmış. Bu camilerin çoğunda mimarının veya yaptıranının kim olduğuna dair avuç içi kadar bile tabela yer almazken, caminin avlusuna kondurulmuş tente güneşliğin üzerine büyük harflerle “FİLAN BELEDİYE” yazılmış. Hem de tentenin her yerine; sağına, soluna, direğine, cıvatasına.

Önceki akşam, İstanbul’un çokça ziyaret edilen bir camisine gittim. Caminin dış bahçe ve iç avlusunda 50’ye yakın yerde ‘filan beleyesi’ yazısı vardı. Cami mimarının adı ve banisi bile caminin görünür bir yerinde yazmıyorken bir tente için bu kadar reklama gerek var mı?

 

BANKLAR CAMİNİN CÜZ’Ü MÜ?

Bir de banklar konusu var. Birçok cami avlusunda çok sayıda bankanın oturma sıraları yer alıyor. Güzel de oluyor; insanlar bu banklarda sohbet ediyorlar, yorulanlar oturuyor, yaşlılar dinleniyor. Kabullenmekte zorlandığım ise banklar vesilesiyle, banka reklamlarının nerdeyse her cami avlusunda yapılmasının olağan hale gelmesi.  

Dünya kadar para gerektiren kocaman camileri, şadırvanları, minareleri yaptıktan sonra tente veya bank için camiler neden bu duruma düşürülür? Neden hiç itiraz edilmez buna? Nüfuzlu insanlar devreye sokularak her yeri reklam dolu olan bu tenteler veya banklar neden camilere getirilir?

Cami avlusuna bira, içki, domuz eti reklamı olan bir tabela konulsa kıyamet koparacak bizler, faiz reklamını kendi elimizle cami avlusuna neden taşırız? Banka adı olmayan oturmalık yaptırmak çok mu pahalı, çok mu zor?

Yazının sonuna doğru içime bir endişe düştü. Bu yazıyı okuyan yetkililerin “Evet ya, camilerdeki reklamlara son verelim.” demelerini bekliyorum. İnşallah öyle olur. Ya bu arada ‘cin fikirli’ bir reklam şirketi de “Ooo bu işi sisteme sokalım, buralara standart getirelim, mecraları fiyatlandıralım, böylece cami de kazansın, biz de.” diye düşünerek meseleyi allayıp pullayarak projelendirirse ne olur? Böyle bir girişim olsa kabul edilmez, değil mi?

 

CAMİLERİ MALAYANİDEN ARINDIRMAK

Diyanet İşleri Başkanı ve Diyanetten sorumlu bakandan talebim şu. Ben düşündüklerimi yazdım, endişelerimi paylaştım. Siz de bu endişeleri haklı buluyor ve durumdan şikâyetçiyseniz, lütfen cami içlerini ve bahçelerini reklam alanı olmaktan kurtarın. Huşu ve estetik için bu şart, Huşu ve estetik; ikisi de dinidir.

Her ne kadar Diyanet’e ve ilgili bakana seslensem de, bu arındırma işlemini pekâlâ imam, müezzin ve cemaat de yapabilir. Mü’minün Suresinde iman edenlerin vasıfları sayılırken Onlar, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” deniyor. Camileri boş ve faydasız söz, tabela, levha, yazılardan kurtaralım.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir