Hakkımda

Bayramda neden mezarlığa gideriz?

Gençlik (ortaokul-lise) yıllarımda bayramlarda insanların mezarlıklara koşturmasını tuhaf bulur, “Hayatta olanlarla doğru dürüst bayramlaşmıyorsunuz, koşarak mezarlıklara gidiyorsunuz.” şeklinde söylendiğim olurdu. Bayram öncesi İstanbul’da ne kadar mezarlık varsa ziyaretçilerin akınına uğrardı. Özellikle arife günlerinde mezarlık bölgelerinde trafik durur, mezarlıklarda iğne atsan yere düşmezdi. Sadece İstanbul’da değil tüm şehirlerde ve köylerde durum aynıydı. İlk gençlik yıllarıma dair anlattığım hâl devam ediyor, bayramlarda yine mezarlık ziyaretleri büyük bir ilgiyle devam ettiriliyor.

Yaşım ilerledikçe mezarlık ziyaretleri gayet makul gelmeye başladı. Ben de herkes gibi her bayramda kendimi mezarlıkta bulmaya, çocuklarımı da mezarlığa götürmeye başladım. Bu değişimin muhtemelen yaşımın ilerlemesiyle ilişkili olduğu düşünülecektir ama benimki biraz farklı oldu. Anlatayım.

Babam vefat ettiğinde üniversitede hazırlık sınıfındaydım. Ondan üç yıl önce de dedem vefat etmişti. Sonraki yıllarda bayram günlerinde evde babamın olmayışı hepimizde eksiklik oluşturmaya başladı. Bayramlarda ayaklarımın mezarlık yoluna doğru kaymasının ilk işaretleri böyle oluştu. Sonrasında babaannem, halam ve amcam vefat etti. Aile büyüklerinin mekânı evden mezarlığa doğru kaydıkça mezarlık yoluna daha sık girmeye başladım. Her bayramda ailecek gittik mezarlığa. Bayram olmasa bile memlekete gittiğimde de mezarlığa uğradım. Her gidişimde Kur’an’dan sureler okudum, kabirlerin toprağını temizledim, çiçeklerini suladım.

Mezarlık ziyareti, kabirde olana dua etmenin ötesinde daha büyük bir şey… İnsan mezarlığa gidince toprağın altındaki ile fiziken yaklaşıyor, hatıralarına dalıyor, bayram iklimine mezardaki annesini, babasını, dedesini, halasını manen dâhil ediyor. Böylece fiziki âlemdeki bayram buluşmasındaki eksikler duygu dünyasının gayretiyle tamamlanmış oluyor. Kimi hayatta kimi mezarda olsa da aile bayramın o neşe ikliminde bir araya geliyor. 

Dedemi, babaannemi, babamı, halamı, amcamı kaybettikten sonraki bayramlarda, insanların yoğun şekilde mezarlıklara koşturmasının anlamı ben de iyiden iyide değişti. İnsanlar doğru bir şey yapıyorlardı.

Bayramlarla ilgili okumalarım da, bayram-mezarlık ilişkisine dair değişimimi hızlandırdı. İlk başlarda bayrama sadece ‘bayram namazı’ çerçevesinde bir anlam yüklüyor, bayramın iklimine katkı sunan diğer sosyal-kültürel unsurları bayramın dini yönünün dışında kalan ‘seküler’ hareketlilik olarak değerlendiriyordum. Oysa bütün hareketlilikler, aktiviteler, ziyaretler, oyunlar, buluşmalar, bir araya gelmeler, ikramlar bayramların eda edilmeye başlandığı ilk yıldan itibaren anlam olarak bayram ibadetinin içinde vardı. Bütün bunları Hazreti Peygamber Efendimizin hayatını okudukça anlamıştım.

Yaşım kırkı geçtikten sonra Barış Manço’nun bayram şarkısını da farklı bir ruh hâliyle dinler oldum. Bayramın bendeki anlamıyla birlikte o şarkının kulaklarımdaki yankısı değişti. Barış Manço’nun bayram şarkısını çocuk şarkısını niyetiyle dinleniyor olsa da kocaman adamların şarkısı aslında. Rivayet doğruysa Barış Manço bu şarkıyı bir bayram günü kaybettiği annesine (veya anneannesine) ithafen yazmış. Şarkının sözlerini okuyunca o ağır hüznü yaşıyorsunuz.

Şarkının ilk kısmı şöyle;

“Sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki / Yalnız sen anlarsın / Sen şimdi uzakta cennette meleklerle bizi düşler ağlarsın / Bugün bayram erken kalkın çocuklar / Giyelim en güzel giysileri / Elimizde taze kır çiçekleri, üzmeyelim bugün annemizi”

 

(14 Eylül 2016’da Yeni Birlik’te yayınlandı.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir