Hakkımda

Başkanlık Sistemini Atatürk ile Savunmak

Başkanlık sistemini savunanlardan bazılarının, savunularını, tek parti dönemleri ve Atatürk’ün ülkeyi yönetme biçimi üzerinden yaptığına şahit oldum. CHP’nin, başkanlık sistemi tartışmalarında takındığı müzakereye kapalı sert tavrını eleştirmek için özellikle bu savunuya başvurulduğunu siz de görüyorsunuzdur. Öyle ki, “Atatürk dönemi fiilen başkanlık dönemidir.” şeklinde açıklama yapanlar bile oldu. Hatta Haber7.Com’da, Atatürk’ün kişisel olarak başkanlık sistemini kabul ettiği fakat diktatörlükten korkulduğu için bunu telkin etmediği şeklinde bilgiler aktarıldıktan sonra “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllar ile Yeni Türkiye’nin inşa edildiği bu zaman arasında büyük bir benzerlik söz konusu. O zaman Atatürk’e yakıştırılmaya çalışılan ‘diktatör’ yaftası bugün Recep Tayyip Erdoğan’a yakıştırılmaya çalışılıyor.” şeklinde bir de yorum yer almıştı.

Başkanlık sistemini savunmak için yapılan bu atıflar, benim gibi, başkanlığı siyasi, sosyolojik ve kültürel gerekçelerle isteyenleri hayli şaşırtıyor. Atatürk dönemindeki yönetim şeklini “başkanlık” değil “tek parti devleti” şeklinde tanımlamak doğru olur. Başkanlık sisteminde birden çok parti var. Oysa Atatürk döneminde tek parti olarak CHP vardı, devleti de o parti yönetti. Bugün mevzubahis olan başkanlık sisteminde devletin başının seçimiyle ilgili öneri ile Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı seçilmesi de birbirinden farklıdır. Mustafa Kemal’in ilk cumhurbaşkanı seçilmesi, 29 Ekim 1923’te TBMM’de vekillerin oyuyla olmuştur. İkinci defa cumhurbaşkanı seçimi 1 Kasım 1927’de, üçüncü defa seçilmesi 4 Mayıs 1931’de, dördüncü defa seçilmesi de 1 Mart 1935’te olmuştur. Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanı olarak dört defa seçilmesinin hepsi TBMM’de milletvekillerinin oyları ile gerçekleşmiştir. Ayrıca, bu seçimlerde Mustafa Kemal, alternatifsiz tek adaydır.

1938’de Atatürk’ün vefatından sonra, İsmet İnönü de aynı şekilde tek aday olarak seçimlere girmiş, 1946’daki hariç, 3 seçimde (1938, 1939, 1943) TBMM’de oylamalarla cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bugün önerilen başkanlık sisteminde, başkanı bizzat halk seçecek, bu seçim tek adaylı değil çoklu aday ile olacaktır. Hatta 100 bin imza ile halk da aday gösterebilecektir. Fark olabildiğince nettir.

Atatürk-İnönü dönemlerinden yola çıkarak başkanlık sistemine meşruiyet aramak yanlıştır. Üstelik böyle bir savunu, CHP’lileri ikna edici de değildir. CHP’yi köşeye sıkıştırmak için, kötü örnekleri iyiymiş gibi sunmak yerine “CHP’nin önerisi nedir?” diye sormak daha çok işe yarar. Ayrıca, başkanlık sistemi için Atatürk-İnönü dönemlerini kaynak göstermek, bir yönüyle, Kemalizm’i meşrulaştırmak anlamına da gelir ki, bu ciddi bir sorundur. Evet, bu memlekette yaşayan herkesin ülkenin kurucusu olan kişiyle kavgalı olmaması, Atatürk’ün kısır polemiklere konu edilmemesi ve kendisine saygı duyulması doğru bir davranış ama Kemalizm’i savunuyor durumuna düşmek de ayrı bir facia.

Başkanlık sistemini istiyor oluşumuzun daha ciddi sosyolojik, siyasi, kültürel ve tarihi gerekçeleri var. Bu gerekçeleri ortaya koymak gerekir. Çünkü sosyolojik, siyasi, kültürel ve tarihi gerekçeler hem doğal hem daha ikna edici.

*

(Erol Erdoğan, Başkanlık Sistemini Atatürk ile Savunmak, 28 Aralık 2016, Yeni Birlik Gazetesi)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir